DADALOĞLU DERNEĞİ


DADALOĞLU ŞİİRLERİ 1

ALIRIM KIZ SENİ KOMAM İLLERE

Oturmuş ak gelin taşın üstüne
Taramış zülfünü kaşın üstüne
Bir selam geldi başım üstüne
Alırım kız seni komam illere

Bir taş attım karlı dağlar ardına
Yuvarlandı düştü yârin yurduna
Ben yeni de düştüm sevda derdine
Alırım ahdımı komam illere

Atımın kuyruğu cura saz gibi
Divana vurmuş da ergen kız gibi
Alarmış yanağı bahar yaz gibi
Getirin kır atım göçem illere

Dadaloğlu der de oldum kastana
Gelip geçer selam verir dost bana
Göçeyim mi bilmem Namrun üstüne
Çekilem mi kahpe Bulgar illere

ALLAHIM, ALLAHIM KADİR ALLAHIM

Allah’ım, Allah’ım kadir Allah’ım
Bizim burda öleceğimiz bilindi
Emmiye dayıya haberler gelsin
Sırkınt'oğlu yanımızda bulundu

Amanın ağalar müşküldür halim
Kesildi kervanım işlemez yolum
Kardeşim Kara Mustafa oğlum
Her baktıkça ciğerciğim delindi

Yavru şahin gibi yüksekten uçar
Düşmanın görünce göğsünü açar
Aslan gibi pençe vurup kan saçar
Kara Seyfi eli bağlı bulundu

Mudara etmez adam oğlu adama
Daima yalvarırım barı Huda’ya
Dokuz atlı idik geldiğinde odama
Kozanoğlu ne idiğin bilindi

ANDIRIN BOĞAZI UFACIK TAŞLI

Andırın boğazı ufacık taşlı
Ağlama sevdiğim gözlerin yaşlı
Beyleri gelir de hep eli kuşlu
Karışmış curası bazınan gelir

Evimizin önü ova-yazılı
Neçe yiğidimiz yanı tazılı
Koyunumuz gelir körpe kuzulu
Karışmış sağmalı yozunan gelir

Dadal'ım der geldim Pınarbaşı’na
Dost top kadifeler almış döşüne
Elvan, elvan yazma atmış başına
Karışmış gelini kızınan gelir

APALAK (BİR VURUŞTA DÜŞMANLARIN)

Bir vuruşta düşmanların ikiye
Yarın aslanlarım derdi Apalak
Serden geçin yaraları yarayla
Sarın aslanlarım derdi Apalak

Halep'in Antep'in soyun keserim
Cehd edersem Elbistan'ı basarım
Bağdat kapısına kilit asarım
Varın aslanlarım derdi Apalak

Hersinen mi geldin hey beyin oğlu
Zannettin Hasan’ın kolları bağlı
On beş oğlun vardı başları tuğlu
Yürün aslanlarım derdi Apalak

Ordu geldi karşımıza düzüldü
Alnımıza kara yazı yazıldı
Yekbıyık vuruldu ordu bozuldu
Kırın aslanlarım derdi Apalak

Dadaloğlu'm söylemezdin hileyi
Alişanlı beyi buldu belayı
Vurup da düşürdü Halit Köle'yi
Vurun aslanlarım derdi Apalak

APLAK KUĞUM BAŞ KALDIRMIŞ GİDİYOR

Aplak Kuğum baş kaldırmış gidiyor
Kal varınçık şu Mağara'nın çölleri
Usul boylu karşı kara sevdiğim
Siyah zülfü ak gerdanda benleri

Obruk'tan Çatak'tan Hacın'a uğra
Kum Bükü konalgan telleri ığra
Göksu'yum köprüsün geçti bir turna
Al vardı ha Sultan Kiraz belleri

Kiraz'dan kalkınca Tapan'a inin
Kırksu'yun üstüne peştamal dönün
Deve Salağı’na çevrinin konun
Çevrini, çevrini konar elleri

Deve Salağı’ndan erken yekinin
Elek Sırt'tan Bağlama'ya dökünün
Eminoğlu derler kendin sakının
Avcıları derin gezer çölleri

Ak Köprü de göç evlerin durağı
Aşıklar da yakın eder yırağı
Sultan Anavarza hublar durağı
Coşkun akar Deliçay'ın selleri

Anavarza'dan da erden göçünce
Sümbas'tan Savrun'dan bir su içince
Gün burnuna Cihan suyun geçince
Altıgöz'e doğru varın elleri

Göçtü m'ola İsalı'nın evleri
İmran Pınarı'nda yurtları belli
Gözlerin sevdiğim de ak elleri kınalı
Sefil Hamza'm der de anar m'ola dilleri

AŞAĞIDAN YUSUF PAŞA'M GELİYOR

Aşağıdan Yusuf Paşa'm geliyor
Düşmanına karşı koyan mert olur
Şahin kocasa da vermez avını
Aslı kurt yavrusu gene kurt olur

Arap atlar yağma oldu arada
Fitiller işliyor azgın yarada
Bana derler ne gezersin burada
Ölene dek yüreğimde dert olur

Küheylanım yedim, yedim yederler
Olanca malımı talan ederler
Heves güves yaptırdığım odalar
Korkarım ki düşman konar yurt olur

Dadaloğlu der ki göründü dağlar
Aşiret kavgasın görenler ağlar
Ben de öldüğüme kayırmam beyler
Zalim düşman üstümüze mert olur

ASLIMI SORARSAN AVŞAR SOYUNDAN

Aslımı sorarsan Avşar soyundan
Ayrı düştüm aşiretten beyimden
Pınarbaşı'ndan da beş yüz evinen
Çıkıp da cana kıyanlardanım

Çekerim çileyi böyl'olsun bugün
Alırım mı sandım şol Kozan dağın
Biz bir kurt idik de Bozoklu koyun
Ürkütüp sürürsün yiyenlerdenim

Dadaloğlu'm der de böyle olmazdım
Gördüğüm günlerin birin görmezdim
Kavga kızışınca geri durmazdım
Meydanda kardaşa kıyanlardanım

***

Sarı Defterdekiler: Folklor Derlemeleri,
Yaşar Kemal, Birinci Basım, s. 116'da Yaşar Kemal
derleyen, Çukurova yöre bilgisiyle eser şu
şekilde aktarılmaktadır (Hal'loğlu'ndan)

Aslımı sorarsan yarin soyundan
Ayrı düştüm aşiretten beyinden
Pınar başında beş yüz erinen
Çıkıp meydana döğüşendenim efendim

Bine idim kır atımın üstüne
Çeke idim dal kılıcı destime
Gafilleyin varmam düşman üstüne
Hazır ol vaktine diyendenim efendim

Çekelim çileyi öyle olsun bugün
Alınır mı sandın şu Kozandağı
Ben bir sürdüm de Bozoklu koyun
Ürkütüp sürüyü yiyendenim efendim

Urumun kuşu Çukurova’da kışlamaz
Allahtan olmazsa devlet bizi dışlamaz
Benim üfürdüğüm ocak su işlemez
Su döküp ocak söndürendenim efendim

Çekelim çileyi delirdi yalan
Osmanlı’nın andına inanıp gelen
Devlet emredip yörük atımı alan
Atlıdan kaldım yayandanım efendim

Ben de gezer idim kendi halimde
Lale boğazımda zincir dalımda
Adana kazasında Bozok elinde
Kaman’ı alıp da heybenin dibini kesendenim efendim

Haymalar tutturdum dokuz direkli
Sofralar çektirdim ballı börekli
Der Hal’loğlu’m çatal yürekli
Meydanda kardaşa kıyandanım efendim

ATIM KALK GİDELİM SILAYA DOĞRU

Atım kalk gidelim sılaya doğru
Tırnağını taşa vurmam düzünen
Koç yiğit de gurbet ele düşerse
Yanar bağrı ateşinen közünen

Bilirdim Kilis'i ezel ezeli
Çok olur oranın okur yazarı
Şirin olur Antep ile güzeli
Eğler koç yiğidi cilve nazınan

Karakuyu derler beyler dolanır
Orda içen Gödeli'de sulanır
Pazarcık suyunda gönlüm bulanır
Ötüşür ördeği turna kazınan

Ahir Dağı'na erken geçin ağalar
Alişar çevresi bahçeler bağlar
Kısık'ın yöresi şol ulu dağlar
Karı yatar namlı namlı buzunan

Dadaloğlu'm der sılaya varalım
Orada dost hatırını soralım
Ketizmen'den Pınarbaşı'n bulalım
Eşe Fatma'm oynar döner nazınan

AVŞAR ELLERİNDEN SÖKÜN EYLEDİM

Avşar ellerinden sökün eyledim
Şam'da Kul Yusuf'u görmeye geldim
Ziyaret eyledim Şam-ı Şerif'i
Ustam divanına durmaya geldim

İsa Peygamber de havaya uçtu
İdris peygamber de sahlebi içti
Suyu suya köprü kurdu kim geçti
Bu suali Yusuf'a sormaya geldim

Pınarları vardır üstü yapılı
Elleri var hocasına tapılı
Bir şar gördüm üçyüz altmış kapılı
Kimin açıp kimin vurmaya geldim

Hani benim asa ile postlarım
Yavru şahin can kafeste beslerim
Yüküm ipek kumaş ağaç isterim
Kimin alıp kimin vermeye geldim

Der Dadal'ım da kaynadım taştım
Aleme yettim de kırkları aştım
İkindi zamanı Beyt'e ulaştım
Eşiğine yüzüm sürmeye geldim

AVŞAR İÇİNDE BİR GÜZEL GÖRDÜM

Avşar içinde bir güzel gördüm
Kozan arasında çeker göçünü
Kınalamış ayağını başını
Sırma ile örmüş sümbül saçını

Her sabah her sabah kendini öğer
Altın saç bağları topuğu döğer
Sade kaşı ile gözleri değer
Acem ülkesinin tahtla tacını

Dadaloğlu'm al yanağın gülünden
Mis kokuyor saçlarının telinden
İnce belli nazlı yarin elinden
Üç beş sene bekleyelim Hacın'

AVŞARLARIN TECİRLİLERLE KAVGASI

Avşarların konup göçme âdetleri malum... Diğer aşiretlerle kavgaları hiç eksik olmaz. En çok da Adana'nın Ceyhan ilçesine bağlı Cerit Aşiretine mensup köylülerle kavga ederlerdi. Bu kavgalar bazen güreş gibi teke tek olurdu.

Bu kavgaların biri de Elbistan Ovasında kurulacak. Avşarın atlısı aşağıya varacak, Ceritin atlısı da Ceyhan'dan gelecek.

Avşarlar "kart" delikanlıları seçip kavgaya hazırlanırlar.

Bu arada Pınarbaşı'ndaki Avşar beylerinden Topuz Bey'in oğlu on altı, on yedi yaşlarındaki, Çerkez de gitmek ister.

"Ben de gideceğim kavgaya!"

"Gidemezsin! Bu kavgaya 'kart' delikanlılar gidecek."

"Hayır arkadaş, sakalı tarak tutamayan kavgaya gidemez."

Bunun üzerine Çerkez hemen bir tarak bulup yüzüne bastırıverir:

"Ben de katılacağım."

Bu harekete şahit olanlar dayanamayıp onu da kavgaya göndermeye karar verirler. Fakat bu delikanlı, Topuz'un tek oğlu... Topuz buna dayanamıyor. Topuz da Çerkez'in arkası sıra gider.

Kavgada, ilk atlı olarak Avşar'dan Çerkez, Tecirli ve Cerit'ten de Danacıoğlu meydana çıkarlar.

Kavga sırasında Çerkez tek tüfeği sıkıp gelinceye kadar Koca Topuz ikinciyi doldurup hazır eder, Çerkez'in eline verir.

Çerkez bu kavgada başarılı olunca Dadaloğlu bir şiir söyler:

Elbistan Ovasına bir aslan geldi
Ecelin ağzına geliyor Çerkez
Aldı mızrağını çıhdı meydana
Bel ver Danac'oğlu, varıyor Çerkez

Daha ilk kavgası bulman mahana
Tahım goyduh Gader Hüyü'nden Cehan'a
Gazın derneğe dayanır mı saltana
Seçip kılavuzunu vuruyor Çerkez

Anası Torun babası Hall'İbrahim Bey oğlu
Verin yalman mızrağını eline uçları tuğlu
Babalı boynuna Murat Bey Hall'oğlu
İki bayşın hökmünü de veriyor Çerkez

Sizde yok muydu Firek barıdı
Yitirmiş Tecirli'yi arar Cerit'i
Unutdun mu gavah boylu Halıd'ı
Geçmiş gün hayfını alıyor Çerkez

Der Dadal'ım der de hiliye gitme
Gözünle gördüğünü Hak inkâr etme
Baban Koca Topuz'un hakkın unutma
Doldurup veriyor Çerkez

Kaynak: Muzaffer Uyguner'in, Dadaloğlu, Yaşamı Sanatı Şiirleri'nden Seçmeler adlı kitabının 130-131.sayfasından alınmıştır. Uyguner, bu hikayeyi kitabına "Bu derleme Metin Kula tarafından Sarız'da yapılmıştır." notuyla aktarmaktadır.

BENİ DEL'EYLERİ BU AH-U ZARLAR

Beni del'eyleri bu ah-u zarlar
Çan çalıp develer buzlaşır gider
Altı arap atlı dolu cıdalar
Elinde turnalar söyleşip gidir

Boyunu benzettim bir selvi dala
Yanakları benzer tomurcuk güle
Seherin vaktında düzülmüş yola
Bin bir katarını düzleşip gider

Gene şenliklendi dereler düzler
Otağın yüklenmiş gidişin gözler
Simden çuha geymiş gelinler kızlar
Hani yayla der de özleşip gidir

Dadaloğlu'm der ki yürekten derdim
Güzeli methetmek dilimde virdim
Salını salını giderken gördüm
Yürekte yaralar sızlaşıp gider

BEREKET VAR TOPRAĞINDA TAŞINDA

Bereket var toprağında taşında
Kırık kırık eser yelin Binboğa
Seyfilerin döner yanı başında
Farız avcı ister yerin Binboğa

Binboğa'yı desen ünlüdür ünlü
Güz ak saya geyer yaz ipek donlu
Sağ yanın Saraycık solun Reyhanlı
Elin Avşar değil Cerit Binboğa

Dadaloğlu'm der ki sen seni tanı
Adam arap ata vermezdi iyanı
Sana derim sana dağlar sultanı
Sana eş olur mu Berit Binboğa

BİNBOĞA DA KOÇDAĞI'NI GÖZEDİR

Binboğa da Koçdağı'nı gözedir
Laleleri sümbülleri tazedir
Akça turnaların başın uzadır
Dudulu kumrulu başın Binboğa

Duman duman başın görenmez pustan
Ak sayalı gelinlerin çekilir hastan
Bir yanın Avşar da bir yan Elbistan
Zamantı'dan gelir kışın Binboğa

Yıldır yıldır eder toprağın taşın
Yüz bin yılı geçkin belki de yaşın
Buluklar da gökler de can yoldaşın
Güzelleri seyir için Binboğa

Kamalağın kara ardınçın bitiyor
Dadaloğlu'm cıdasını atıyor
Kara gözlüm senden yükün tutuyor
Bulunmaz menendin eşin Binboğa

BİNBOĞA'DA KOÇDAĞI'NI GÖZEDİR

Binboğa'da Koçdağı'nı gözedir
Geyik ceran lale sümbül tazedir
Ablak sığınları boynun uzadır
Farız avcı ister sana Binboğa

Binboğa da Koçdağı'ndan otludur
Kış ak geyer yazın yeşil postludur
Sağ yanı Saracık sol Reyhanlı'dır
İlin Avşar değil Cerit Binboğa

Başında var senin ak kuğulu gölün
Senir'den gider de on iki yolun
Ayağından çekilişin kız gelin
Aslın toprak değil yağdır Binboğa

Bereket var toprağında taşında
Seygi kuşlar yuva yapar başında
Kamalağ'ın Karardıc'ın kaşında
İmil imil eser yelin Binboğa

Karlar yağıp Karardıc'ı basınca
Gıcılı boranlı yeller esince
İmaların Kamalığ'a pısınca
Farız avcı ister gölün Binboğa

Dadaloğlu der şu bana ne oldu
Gözüm aktı da kan ile doldu
Saatim ay oldu günüm yıl oldu
Ne pek medhettim ben seni Binboğa

 
 

BİZİM DAĞLAR ÇAM ARDIÇLI MEŞELİ

Bizim dağlar çam ardıçlı meşeli
Yaylasında lale sümbül döşeli
Hayli zaman şu Tapan'dan aşalı
Çukur'un kilidi beyler nic'oldu

Gördüm Anavarza bir duvar taşlı
Aşiret iskanda binalar taşlı
Altı arap atlı böğrü kılıçlı
Eli kuşlu boy beylerim nic'oldu

Nerde aşiretler edepli uslu
Oda çadırımız pek muhabbetli
Üst yanı Bozdoğan altı Ceritli
Kaplan postlu kır atlılar nic'oldu

BİZİM YAYLAMIZ OTLU OLUR

Bizim yaylamız otlu olur
Sütü kaymağı tatlı olur
Kız gelinden kıymatlı olur
Kızlar gelir yaylamıza

Bizim yaylamız meşeli
Dibinde güller döşeli
Eli top top menevşeli
Kızlar varır yaylamıza

Bizim yaylamız kayalı
Pınarları süt mayalı
Tepesinde kar dayalı
Kızlar gelir yaylamıza

***

Öner Yağcı, Dadaloğlu (Yaşamı ve Şiirleri)
adlı eserinde, şiiri şu şekilde aktarmaktadır
İleri Yayınları, No.108, Birinci Basım,
Ekim 2006, s.167

Bizim yaylamız neşeli
Dibinde güller döşeli
Altı top top menevşeli
Kızlar gelir yaylamıza

Bizim yaylamız atl'olur
Sütü kaymağı tatl'olur
Kız gelinden kutlu olur
Kızlar gelir yaylamıza

Bizim yaylamız kayalı
Pınarları süt mayalı
Kilerinde kar dayalı
Kızlar gelip yaylamıza

Bizim yaylamız oluklu
Akar suları balıklı
Dadaloğlu'm çift belikli
Kızlar gelir yaylamıza

BOMBOŞ GELDİK KAMAN'A

Avşarlara oyun edip sürdüler
Döneklere rütbe geldi duydun mu
Türkmenleri top- tüfek kırdılar
Ermeni'den casus oldu duydun mu

Boş kaldı yaylalar sürüsüz dağlar
Yıkıldı obalar analar ağlar
Bozoklu denilen yerdeki beyler
Göçmenleri soyuyormuş duydun mu

Cerit avşar birleşip de göçelim
Seyfe gölün soğuk suyun içelim
Kalmış ise dost ve yaren seçelim
Her bir taraf düşman olmuş duydun mu

Aşa aşa Çiçekdağı yol ettim
Kırşehir'geçip vadiye girdim
Yeşiller içinde bir belde gördüm
Muhaciri seviyorlar duydun mu

Dadaloğlu der ki dağıldık bittik
Gurbet ellerinde perişan olduk
Atları- sürüyü söyleyin nittik
Bomboş geldik şu Kaman'a duydun mu

BUNU BİNEN GÖNÜL DE YORULUR MU

Bunu binen gönül de yorulur mu derler
Aplak sığın gibi urguna ister
Akça ceylan gibi ayakta seker
Benim metettiğim ata duktun yoldaş
İle uzak yol gerek

Atın yemin ver onu karsıma
Elle timar et onu arsınma
Sana bir sözüm var onu dursunma
Ağır devlet fuzul avrat dutkun yoldaş
Mamur il gerek

Bize derler aşıkların denizi
Ne güzel de metederler bizi
Gönlüm haz etmez de (vahşi) yağızı
Yiğidin atı çakalı sarı kurmayı
Duru demiri kır kavuğun at gerek

Söyle Dadaloğlu sen böyle söyle
İlkbaharda gerek bu ata yayla
Binboğa'nın dazında kalamaklı
Karardıçlı Bozdoğanlı Çöküktaşlı
Başı alaprılı karlı dağ gerek

ÇELEMBEL'DE BİR GÜZELE UĞRADIM

Çelembel'de bir güzele uğradım
Cemalini denk ederim gülünen
Ölenece ben methini ederim
Edebinen-erkanınan yolunan

Kirpiklerin can almaya kasteder
Kimin(i) öldürür kimin(i) hast'eder
Bağdat'ın Mısır'ın malın(ı) üst'eder
Baha yetmez paşa efendim malınan

Kirpiklerin birbirine bakışır
Gören kafir eski dinden çıkışır
İnce bele gümüş kemer yakışır
O da savat ister altın halınan

Der Dadal'ım bulamamış eşini
Pınar sandım kız gözünün yaşını
Çevşiri bağlamış yüce başını
Adana şehrinin kıvrak şalınan

CERİT RAKİYE'DEN SÖKÜN EYLEDİ

Cerit Rakiye'den sökün eyledi
Bir firkat geldi de serime doğru
Altı arap atlı Avşar beyleri
Çek altın başını Urum'a doğru

Cerit Rakiye'den arayı açın
Murad'ın altından Kined'i geçin
Sarardı benziniz yaylaya göçün
Çek atın başını Urum'a doğru

Dolanayım Yarsuvat'ın yolundan
İçen ölmez Binboğa'nın gölünden
Arslan Bey'im Sar'aslan yolundan
Çek atın başını Urum'a doğru

Dadaloğlu'm der de ne söylesem hak
Şükr olsun Mevlaya yüzümüz ak
Bize bu illerde devir günü yok
Çek altın başını Urum'a doğru

ÇIKARIM BOZOK DAĞI'NA

Çıkarım Bozok Dağı'na
Avşar eli görünür mü
Allar bir de işi iki
Gittim amma gelinir mi

Yücelerde olur geyik
Yol bekliyor gözü büyük
Benim yarim allar geyik
Nazlı nazlı salınır mı

Yeğin ekinin firezi
Takım koymuşlar kirazı
Yedi ülker üç terazi
Bakın ağ yar görünür mü

Sehil kuşu Ur(u)ma uçtu
Eğlenmenin vakti geçti
Yaylalar aklıma düştü
Coştu gönül durulur mu

Dadal'ım der ki zatımız
Artar ünle firkatımız
Yaylaya dönse atımız
Hasret olan yorulur mu

ÇIKTIM YÜCESİNE SEYRAN EYLEDİM

Çıktım yücesine seyran eyledim
Cebel önü çayır çimen görünür
Bir firkat geldi de coştum ağladım
Al yeşil bahçeli Kaman görünür

Şaştım hey Allahım ben de pek şaştım
Devrettim Akdağ'ı Bozok'a düştüm
Yozgat'ın üstünde bir ateş saçtım
Yanar oylum oylum duman görünür

Biter Kırşehir'in gülleri biter
Çağrışır dalında bülbüller öter
Ufacık güzeller hep yeni yeter
Güzelin kaşında keman görünür

Gönül arzuladı Niğde'yi Bor'u
Gün günden artmakta yiğidin zarı
Çifte bedestanlı koca Kayseri
Erciyes karşıdan yaman görünür

Dadaloğlu'm der ki zatından zatı
Çekin eyerleyin gökçe kıratı
Göçmek değil bizim elin muradı
Ağ yare gitmemiz güman görünür

ÇOK GÖRESİM GELDİ BİNBOĞA SENİ

Çok göresim geldi Binboğa seni
Ne hoş olur baharınan yazınan
Dirgen Dağı Koç Dağı'nın dengidir
Ördeklerin çağrışırdı kazınan

Ne kara yazılmış alnıma yazı
Varsak da aşiret tanımaz bizi
Sarız'dan aşağı Yalak'ın düzü
Sağmalların yayılırdı yozunan

Kuru Çay'dan Delice'ye aşalım
Çapanoğlu eteğine düşelim
Elbistanlı kızı helallaşalım
Çok emeğin yediyidim tuzunan

Dadaloğlu'm der de bu nasıl haldir
Seneler sayılmaz kaç tane bıldır
Ayını bilmiyom tam dokuz yıldır
Pust Osmanlı duralaştı biziynen

DADALOĞLU İLE EMMİM KIZI

Biri kız, biri erkek iki genç yeğen birbirini sevmişler, aşkı tatmak için bir çam ormanına çekilmişler. İki sevdalının bu hareketleri duyulmuş. Akrabaları atlara binerek bunları aramaya çıkmışlar. Alev bacayı sarmış gençlerin kurtulmalarına imkân kalmamış. Erkek teslim olmayı, kız ise kaçarak kurtulmayı tasarlamış. İki genç arasında kaygının uyandırdığı heyecan ile maniler başlamış. Oğlan diyor ki:

Arkamızdan atlı kovar,
Gelen atlı cana kıyar.
Anam, babam belki duyar;
Ben gidemem emmim kızı.

Kız atımın nalı yoktur,
Arkasında çulu yoktur,
Bir gecelik yemi yoktur.
Ben gidemem emmim kızı.

Kız cevap veriyor:

Al şalvarım çul edeyim,
Kol halkamı nal edeyim,
İncilerim yem edeyim,
Kalk gidelim emmim oğlu.

Dadaloğlu aşka murat,
Dağın yamaçları kanat,
Hızır bulur size kır at,
Üsküflenin kaçın sizler.

Dadaloğlu'nun bu seslenişi gençlere gayret verir, ikisi birden kır ata sıçrayarak gözden kaybolurlar, böylece muratlarına ererler.

Kaynak: Ali Rıza Yalkın'ın Cenupta Türkmen Oymakları II, s. 66-68'den alınmıştır. Yalkın hikâyeyi Gaziantep'in Nizip ilçesine bağlı Sarılar adlı Kızılbaş Çepni köyündeki Ali Demir'den derlemiştir.

DADALOĞLU İLE GAVUR KIZI

Dadaloğlu halk âşıkı bir gâvur kızını haber almış. Âşık âşıkı arar derler, duramamış; hemen gâvur kızının yanına varmış. Araya bir perde gerilmiş, ikisi de sazlarını ellerine almışlar.

İlk önce gâvur kızı Dadaloğlu'na bir sorgu deyişi (Muamma) açmış:

Bire oğlan ıklaz odunsa,
Aşk ile ummana daldınsa,
Eğer beni âşık diye geldinse,
Gidebildiğin kadar gid Dadaloğlu

Oğlana meydan okumuş:

Biri oğlan, nerede idin yektep
Senin için oldu cemile mektep
Göğden inmiş yüzdört Kitap,
Dördü sofuda, yüzünü bul Dadaloğlu.

Dadaloğlu bu muammaya şu şekilde bir cevap ile karşılık vermiş:

Bir ağız var mı bundan geride?
Yetim hakkıdır vermezsin baride.
Dördü sofuda, yüzü peride.
Sofu Cin elinde hay Gâvur kızı.

Kız tekrar sazı eline alarak Dadaloğlu'na hitaben:

O kimdir deveye kendi meylin sardı,
O kimdir ki, Cennete sağ iken girdi;
Hak, dünya binasının hangi gün kurdu,
Viranesi Cuma günü hay Gâvur kızı.

demiş.

Dadaloğlu bu soruya şu şekilde bir cevap vermiş ve hemen gâvur kızını kendine bağlamayı başarmış:

Hazreti Ali kendi meylin Deveye sardı,
İdris Peygamber Cennete sağken girdi,
Dünyanın binası ulu Pazar gün kurdu,
Viranesi Cuma günü hey Gâvur kızı.

Kız Dadaloğlu'nun gücünü ve bilgisini teslim ederek islâm dinini kabullenmiş:

Bire oğlan! Bunu böyle mi dedi Eyip (Eyyüp),
Deşir dizginini eyleme seyip.
Perdenin arada kalması ayıp,
Kalksın perde ben Veli'yi görem.

Aradan perde kalkmış ve gâvur kızı İslâm olmuş.

Kaynak: Ali Rıza Yalkın'ın Cenupta Türkmen Oymakları II, s. 61-62'den alınmıştır. Yalkın bu hikâyeyi Adana'nın Şambayadı köyünde Ahmet Çavuş'tan dinlemiştir.

DADALOĞLU İLE KRAL KIZI

Dadaloğlu bir çeşme başında bir Kral Kızı'na rastlar. Söylence bu âşık olur ve hemen sazını düzenleyerek başlar Kral Kızı'na aşkını söylemeye:

Çeşme başı bekleyen kız,
Koyma beni yollarımdan.
Uzat bir suyun içeyim,
Kral kızı kurban gelin.

Kral Kızı bu samimi âşıkın kıtasını reddetmeyerek aynı vezinle cevap verir:

Yayla, yayla göçmedin mi,
Soğuk suyun içmedin mi?
Hiç de güzel seçmedin mi?
Oğlan oğlan, deli oğlan!

Dadaloğlu hiç fırsatı kaçırır mı? Tam sırası diyerek hemen manzaraya kuvvet verir ve kızı büyüleyebilmek için sazının tellerini kuvvetle titretir:

Yayla yayla göçtüm geldim,
Karlı suyun içim geldim,
Çok güzeller seçtim geldim,
Ey kral kızı, kurban gelin!

Kız şaire durumu anlatmakla birlikte onu başından savmaya karar verir ve korkutmak için şu şekilde söylenir:

Yolcu isen git yolunca,
Şal, kutnu perçem boyunca,
Beş kardaşım var doyunca,
Yok ederler seni oğlan.

Dadaloğlu hiç böyle tehditlerle kaçacak şair mi? O ne olaylar, ne çekişmeler, ne kanlı çarpışmalar görmüştür. Kızın sözüne önem vermeyerek soğukkanlılıkla isteğinde direnir:

Yolculukta olur işim,
Kız yoluna kurban başım.
İster olsun on kardaşın,
Komam seni kurban gelin!

Kız sonunu düşünerek fazlaca tehdit emeliyle babasının kahramanlığından söz açmayı uygun bulur:

Benim babam pek delidir,
Duran başa kan yürüdür,
Öldürür de hem sürüdür,
Yok ederler seni oğlan.

Dadaloğlu, kararlı bir nağme ile güzel sesini sazının titrek çınlayışlarıyla süsleyerek kızın aşkına karşılık vermesini sağlar:

Odanızın hasırıyım,
Karıncanın yesiriyim,
Babandan üstün çeriyim,
Gelin gelin sarıl gelin.

Kız, şairin boynuna sarılır ve teslim olur. Artık aralarında yapılan anlaşmanın ruh okşayan tesiriyle Dadaloğlu son parçasını okumaya başlar.

Dadaloğlu halin yaman,
Üçbeş adam bir de imam,
Nikâhımız kıysın bir can,
Düzgün yolun, yürü gelin.

Bunun üzerine Dadaloğlu kızı atının arkasına alarak memleketine döner.

Kaynak: Ali Rıza Yalman (Yalkın)'ın Cenupta Türkmen Oymakları II, adlı kitabından alınmıştır; s. 72-74. Yalkın, bu hikâyeyi 1929 yılında Mersin'de dinleyip kopya etmiş, daha sonra Gaziantep'te hikâyenin tamamını bilenlere rastlayıp kitabına almıştır.

DEDİ (BEN SANA NE YAPTIM)

Ben sana ne yaptım hey kanlı zalim
Siyah zülfün mah yüzüne moy dedi
Bir ok vurdun deldi geçti sinemi
Ne ağrıttı ne incitti oy dedi

Bir keten geymiş de önleri sarı
Kokar güller gibi dökülen teri
Hörü mü melek mi yoksa bir peri
Hiç görmedim böyle persek boy dedi

Lahuri saçağı sırması telden
Arasan bulunmaz değme bir elden
Ne selviden ne senemden ne daldan
Hiç görmedim böyle usul boy dedi

Dadaloğlu'm der de davı ne davı
Göldeki turna da şahinin avı
Ne al geymiş ne kırmızı ne mavi
Ne düğün ne bayram ille toy dedi

 

DİNLEYİN AĞALAR BİR SÖZ EDEYİM

Dinleyin ağalar bir söz edeyim
Bir güzel beni dilinen kandırdı
Söz verdi de geri döndü sözünden
Kötüleri üstümüze güldürdü

Devşir hey sevdiğim simlerin kuşan
Deli olur senin sevdana düşen
Dostum nerde deyi sorup sormaşan
Muhabbeti ara yerden kaldırdı

Senin için geyeceğim alları
Irak idi yakın ettim yolları
Heves güves yetirdiğim gülleri
Korkuyorum bir soysuza yoldurdu

Dadaloğlu'm der ki bakın halime
Değirmen dönüyor çeşmim seline
İnanman güzelin tatlı diline
Çokça beni serseriye yeldirdi

DOSTUN BAHÇESİNE YAD EL DEĞMESİN

Dostun bahçesine yad el değmesin
Kurutur ha benli dilber kurutur
Senin sevdan yüreğimde yağ koymaz
Eritir ha nazlı dilber eritir

Yüksek olur Arap atın kaltağı
Eşsiz kalmaz koçyiğidin yatağı
Korkarım kötüye değer eteği
Geri dur ha nazlı dilber geri dur

Arap at üstünde olsa postumuz
İkrarından döndü mola dostumuz
Bir gün kara toprak örter üstümüz
Çürüdür ha nazlı dilber çürüdür

Dadaloğlu'm der ki ben ne yapayım
Hangi din hak ise ona tapayım
Eğil de bir al yanaktan öpeyim
Beri dur ha nazlı dilber beri dur

***

Vasfi Mahir Kocatürk, Saz Şiiri Antolojisi
adlı kitabında eseri şu şekilde aktarmaktadır
Ayyıldız Matbaası, Ankara - 1963, s.334-335

Dostun bahçesinden yad el geçmesin
Kurutur ha nazlı dilber kurutur
Senin sevdan yüreğimde yağ komaz
Eritir ha nazlı dilber eritir

Yüksek olur arap atın altağı
Eşsiz kalmaz koç yiğidin yatağı
Korkarım kötüye değer eteği
Geri dur ha nazlı dilber deri dur

Arap at üstünde olsa postumuz
İkrarından döndü m'ola dostumuz
Bir gün kara toprak örter üstümüz
Çürütür ha nazlı dilber çürütür

Der ki Dadaloğlu'm ben ne yapayım
Hangi din hak ise ona tapayım
Eğil de bir al yanaktan öpeyim
Yeridir ha nazlı dilber yeridir

DUMANLIDIR ALADAĞ'IN LANI

Dumanlıdır Aladağ'ın lanı
Ortasında sarı çiçek savranı
Yiğitler durağı aslan yatağı
Dilberlerin hep de böyle ala mı

Pınarında bir yenice sağlık var
Çimeninde ıstar görmüş yağlık var
Kızlarında başkaca ağlık var
Irmağı da şu dağların ala mı

Koç yiğitler cirit oynar dölekte
Geyikleri yaylım eder yaylakta
Bir koku var toprağında ırmakta
Gözüm yaşı davarında kala mı

Dadal'm der bin bir dağı gezerim
Aladağ'da bir yapılı gözerim
Hak vergisi şıvgaların ezerim
Bağışla gör mor sünbüllü Ala'mı

DUYDUN MU (ESTİ POYRAZ YELİ)

Esti poyraz yeli bulandı hava
Zatıdan gamlısın sen Çukurova
Atına bin gel de ey Bekir Ağa
Aşiretin döğüş etti duydun mu

Çekildi kılıçlar çok indi başa
Kartallar kuzgunlar indi üleşe
İkisi boy beyi bir Miktat Paşa
Döğüşü döğüşü öldü duydun mu

Hayfın(ı) alır m'ola bunun sağları
Mızrakları deldi geçti dağları
Boynu uzun İrecepli Beyleri
Çark elinde kavga etti duydun mu

Parladı kılıçlar bindi kılıca
Atın yavuz olan çıkıyor uca
Çukurova girdi kılıç kılıca
Kanl(ı) üleşe kartal indi duydun mu

Der Dadal'ım söyler sözün merdini
Yavru şahin ıssız koymaz yurdunu
Biz de verdik beş kardeşin dördünü
Bu işimiz böyle oldu duydun mu

EFENDİM BEYİM EDİYOR FİKRİ BAZI

Efendim beyim ediyor fikri bazı
Fermanlı kaleme yazdılar bizi
On iki vezir de bir etmiş sözü
Eski geydirdiler bize kindir bu

Yar yerine indim ana yoluna
Nameler gönderdim Anadolu'ya
Bizden nefes kalsın Mirza Ali'ye
Kanlı gömlek koç yiğide dondur bu

Ebedi'ye uğrar m'ola yolumuz
Neye varır ahvalimiz halimiz
Gidi düşman kovup gider malımız
Zehirine şeker şerbet baldır bu

Hökümet atlısı kır atlı olur
Fermanlı olanlar vurmadan ölür
Geçmez kara günler böyle mi olur
Davranın kardaşlar bize ündür bu

Dadaloğlu'm der ki neyin davası
Gökte gövel ördek şahinin avı
Ne kadar methetsem Avşar'ın beyi
Yenilmez mızrağı yaman ildir bu

ELBİSTAN OVASINA BİR ASLAN GELDİ

Elbistan ovasına bir aslan geldi
Ecelin(i) ağzına alıyor Çerkez
Dartmış adasını da almış eline
Bel ver Danacıoğlu varıyor Çerkez

Daha ilk kavgası da bulman mahana
Takım koydu Kader Hüyük'ünden Cihan'a
Kazın derneğ dayanır mı şahana
Seçip kılavuzunu vuruyor Çerkez

Sezde de yok muydu Frenk barutu
Yitirmiş Tecirli'yi arar Cerit'i
Unuttun mu kavak boylu Halit'i
Geçmiş hayıflarını alıyor Çerkez

Nice mızraklılar var kara tuğlu
Anası Torun babası İbrahimbeyoğlu
Vebalı boynuna Muratbey Halloğlu
İki başın hükmünü veriyor Çerkez

Dadaloğlu'm der de hileye gitme
Gözünle gördüğünü hak inkar etme
Deden Koca Topuz'un da hakkın unutma
Doldurup doldurup veriyor Çerkez

ELEM GELDİ ELDE DEĞİL GAZİLER

Elem geldi elde değil gaziler
Akar gözüm yaşı çağlar ne deyim
Sağ selamet geçticeğim Binboğa
Sual eyler benden dağlar ne deyim

Deh bire deh bire nazlı kır atım
Yarsuvat'ta kaldı atım pusatım
Gelinler dul kaldı yavrular yetim
Gelir babam diye ağlar ne deyim

Elde gezer çok yiğitin cıdası
Kara geldi bin iki yüz senesi
Koc'Aslan Kenan'ın Elif anası
Çıkar yollarımı bağlar ne deyim

Gelin yarenlerim yanıma gelin
Beni sağ komayın bir kılıç çalın
Sekiz yüz çadırda sekiz yüz gelin
Al çıkarır kara bağlar ne deyim

Der Dadal'ım yoramadım düşleri
Dikemedim şehidime taşları
Yarsuvat'ta olup bitenleri işleri
Sual eyler benden sağlar ne deyim

ENGİNLİ YÜKSEKLİ İNEN TURNALAR

Enginli yüksekli inen turnalar
Onun için dolanırım ele ben
Gönlüm durmaz şu alemi dolanır
Niçin döndüm düzen tutmaz tele ben

Din islam içinde olmaz gideler
Ağ elini altın tasta yudular
Seni bana gövel ördek dediler
Onun için dolanırım göle ben

Adama bakınca bir hoşça bakar
O dostun hasreti sinemi yakar
Ağ göğsün arası mis gibi kokar
Bülbül gibi konayıdım dala ben

Der Dadaloğlu'm da kendi zatınan
Doldu şu gönlüm de pek firkatınan
Uğru beder beder benli atınan
O dostunan gidemedim yola ben

FADİME (BİLMEM KÜÇÜK AMMA)

Bilmem küçük amma bilmem divane
Kuşumu koyurdum gitti zamana
Ötesin fikrettim ahir zamana
Eller güler oynar ağlar Fadime

Yürü bir Fadime sana ne dedik
Ağ topuk üstünü doğuyor edik
Mevlam seni özeninen yaratık
Ala gözü sürmelemiş Fadime

Sallandıra şu boyuna bakasın
Ağ göğsüne gümüş düğme dikesin
Söyletmeden al yanaktan öpesin
Ağzı şeker dili şirin Fadime

Sallansın Fadime keyfine değme
Karakaş üstüne kirpikler eğme
Ağ topuk üstüne kınalı düğme
Boğum boğum kınalanmış Fadime

Fadime'yi dersen güzeller bazı
Değme yiğitler de çekemez nazı
Mürseloğlu'nun da sürmeli kızı
Dağı taşı yakar gider Fadime

Dadaloğlu'm der de bu kadar övdün
Olanca emeğin havaya yordun
Soyundum bir gece koynuna girdim
Yoksa geri get mi dersin Fadime

FELEK SENDEN ŞİKAYETİM ÇOK

Felek senden şikayetim çok benim
Tilki delisinden tef ettin beni
Ya ben mi yanlışım yoksa imam mı
Acemi imama saf ettin beni

Dadaloğlu'm güler iken ağladı
Aktı gitti gözüm yaşı çağladı
Erkek çakal kollarımdan bağladı
Amma dişi aslan affetti beni

FIRSATI GANİMET BİLDİ KÖTÜLER

Fırsatı ganimet bildi kötüler
Böyle kalmaz padişahın çağları
Eninize boyunuza eğlenin
Sizin olsun Binboğa'nın dağları

El kalmamış Binboğa'ya çıkacak
İp kalmamış salıncağa takacak
Hemen Avşar mıdır başa kakacak
Bir gün olur geri gelir sağları

Padişah tahtında devrim olursa
Hak-adalet er geç yerin bulursa
Eğer bir gün Avşar geri gelirse
Kovgun eder sizin gibi beyleri

Dadaloğlu'm Yetim Ali oldu adın
Ne meskenin kalmış ne kalmış yadın
Yazıcıoğlu derler harammış sütün
Ben takmıştım taşıdığın tuğları

GARİPÇE GARİPÇE ÖTEN İBİLİ

Garipçe garipçe öten ibili
Acap göçtü m'ola Avşar illeri
Alabel bahçesi güzel konalga
Açtı m'ola Ilıca'nın gülleri

Arıkyazı nergizlerin bitti mi
Turnaların garip garip öttü mü
Seyfi gözlüm senden semah tuttu mu
Çalkan bir Yarsuvat'ın gölleri

Hupların durağı Cihan'ın suyu
Güzel eğlencesi Mercin'in kıyı
Gitti de gelmedi bir delim deyi
Arasıra gözler m'ola yolları

Dadaloğlu'm der de bulandı bendim
Badeyi içti de söylüyor kendim
İzin ver kuluna beyim efendim
Yakın olsun ıraktaki yolları

GECEBAŞ GELDİ DE NERDE KIŞLADI

Gecebaş geldi de nerde kışladı
Ufacık evlere neler işledi
Taze gelin büyük kızdan başladı
Ölüm de güzeli severe benzer

Gecebaş geldi de el ayak şaştı
Han evler kapandı dükkanlar göçtü
Koç yiğit kalmadı toprağa düştü
Analar yürekten yanara benzer

Ulu minarede sala verildi
Bir bir ayak bir ayağa derildi
Kabirciye kazma kürek verildi
Arkadan da Mehdi gelire benzer

Dadal Mevla'nın sunduğu ağudur
Pençe vurur can evini dağıtır
Ecel değirmende unun öğütür
Teknenin başında yük vara benzer

GEL HA GÜZEL HA MEDHİN EYLEYİM

Gel ha güzel ha medhin eyleyim
Ağzın şeker dudakların bal gibi
Yaştak küçük amma boyda münasip
Sallanıyor bir fidanca dal gibi

Kalem aldım kaşlarını çatmaya
Hicap ettim adın sual etmeye
Baban seni çok bahaya satmaya
Bakıp durur bin liralık mal gibi

Gezdireyim yeşil ilen alınan
Besleyeyim şeker ilen balınan
Baban seni bana verse malınan
Koklarıdım yeni açmış gül gibi

Hezele de Dadaloğlu'm hezele
Melhem eyle gel yaramı tesele
Ağ saray gerektir böyle güzele
Çalışırdım on halayık kul gibi

GELİN AĞ'LAR SEYREDELİM GÜZELİ

Gelin ağ'lar seyredelim güzeli
Gövel ördek gibi indi göllere
Cilalar sürünmüş allar geyinmiş
Doğan aylar gibi doğdu sabahtan

Ağ yarin de karşısında durulmaz
Hörü müdür melek midir bilinmez
Acar akça ile satın alınmaz
Dürr-i mah gibi de geçti sabahtan

Mecnun gibi ben dağları gezerim
Bir güzelde ahdım kaldı nazarım
Nerde güzel görsem ismin yazarım
Defterim elimden aldı sabahtan

Dadaloğlu der ki usuldur boyu
Kirpikler ok olmuş kaşları yayı
Çatılmış kaşları yıkar yaylayı
Kirpiği sinemi deldi sabahtan

GELİR (YÜRÜ BİRE YÜRÜ) 1

Yürü yiğit yürü yoluna yürü
Ağustos'ta erir dağların karı
Gayet güzel olsa yiğidin yari
O yiğit yanına nazınan gelir

Sana derim sana hey Kınalıtaş
Gözümden akıttın kanlar yaş ile
Göllerde oynayan iki yeşil baş
Göllerin safası kazınan gelir

Yürü yiğit yürü yolundan kalma
Her yüze güleni dost olur sanma
Ölümden korkup da sen geri durma
Yiğidin alnına yazılan gelir

Misis köprüsünde kollarım bağlı
Ayrılık elinden ciğerim dağlı
Göksün'e varınca Bayazıtoğlu
Sana gelen beyler sözünden gelir

Dadaloğlu'm der ki kolum yazılı
Atım gök-kır attır yanım tazılı
Gelir koyunları yanı kuzulu
Karışmış sağmalı yozunan gelir

***

Farklı kaynak

Yürü bire yürü Antep elleri
Senin yakışığın yazınan gelir
Başı top top olmuş yüzü peçeli
Gelinler karışmış kızınan gelir

Haydi yiğit haydi yoluna yürü
Alaz alaz olmuş dağların karı
Gayet güzel derler yiğidin yari
O da sevdiğine nazınan gelir

Yiğide yiğitlik veren hep varlık
Yiğidi köt-eden kör olsun darlık
Sen seni sarpa vur kınalı keklik
Beyoğlu üstüne bazınan gelir

Sana derim sana hey Kınalı taş
Üstünden geçiyor göksü ala kuş
Göllerde oynaşan iki yeşil baş
Göllerin sefası kazınan gelir

Yürü yiğit yürü yol nedir sorma
Her yüze güleni dost diye görme
Ecelden korkup ta sen geri durma
Yiğidin alnına yazılan gelir

Misis köprüsünde yolların bağlı
Ayrılık elinden ciğerin dağlı
Göksun’a varınca Beyazıt oğlu
Sana gelen beyler sözünen gelir

Dadaloğlu’m der ki kolun yazılı
Atın gök kır attır yanın tazılı
Ovada koyunlar renk renk dizili
Karışmış sağmalı kuzunan gelir

 

GENE GELDİ YAZ AYLARI

Gene geldi yaz ayları
Göçeceğim şimden geri
Yaz yağmuru sulu olur
Coşar çağlar şimden geri

Ağaçlar pürçünü açtı
Kuşlar kılavuzun seçti
Yolumuz gurbete düştü
Garip düştüm şimden geri

Ağaçlar geydi donunu
Kuşlar artırdı ününü
Garip olan vatanını
Anar ağlar şimden geri

Dadaloğlu'm der ki bana
Derdim artar ondan yana
Öter bülbül yana yana
Gözüm çağlar şimden geri

GENE GÖRÜNDÜ ANAVARZA KALESİ

Gene göründü Anavarza Kalesi
Hiç gitmiyor aşiretin belası
İlahi Mecit Haşa Hak'tan bulası
Çukurova kildi beyler nic'oldu

Yaylaya da Binboğa'ya çıkardı
Katarını tülü maya çekerdi
Şöhret içün altın köşe takardı
Boynu uzun sunaları nic'oldu

Güzeller yaylası Harmancı yurdu
Nice oldu Çukurova'nın kurdu
Aralıkta kalmış Hacılar Kürd'ü
Altı arap atlı beyler nic'oldu

GEREK (HER SABAH HER SABAH)

Her sabah her sabah ata binilmez
Ata binince de uğru boş gerek
Her güzele benim diye yanılmaz
Zilif kıvrım kıvrım eğri baş gerek

Atın iyisi de tezceden alır
Güzelin yüzünde çifte ben olur
Hey ağalar at dördünde çiğ olur
Güzele on dört de ata beş gerek

Atın iyisi de kulağın(ı) diker
Güzel ırgalanır omzunu silker
Kınalı keklik gibi gürleyip kalkar
Güzele gerdan da ata döş gerek

Dadaloğlu'm der de gel böyle söyle
Eksiği var ise sen tamam eyle
Bin arap ata da gönlünü eğle
Yavuz ata uygun arkadaş gerek

GEREK (ŞU YALAN DÜNYAYA)

Şu yalan dünyaya geldim geleli
Giyinip kuşanıp işlemek gerek
Cahil yar sevenin uykusu gelmez
Uyanıp sohbete başlamak gerek

Mürakipler var da burda duyarlar
Duyarlar da birbirine koyarlar
Şöylesi güzele nasıl kıyarlar
Güzeli gül gibi beslemek gerek

Ne güzel yetmiş de dostumun bağı
El vurup gülleri dermenin çağı
Sıra sıra olmuş yanakta beni
Öperken onları düşlemek gerek

Dadaloğlu'm der de bahar yaz gelir
Bizim ele ördeğinen kaz gelir
Bugün ayın yarın bahar yaz gelir
Yiğit yar koynunda kışlamak gerek

GİB'OLUR (BİR YİĞİT DE ANASINDAN)

Bir yiğit de anasından doğunca
Kur'ağaçta bir dal bitmiş gib'olur
Yaşı varıp on beşine değince
Yükünü kumaştan tutmuş gib'olur

Aşıklar sazını eline alsa
Güzeller perdesin üzüne vursa
Bir yiğit sevdiğin sesini duysa
Gölde gövel ördek ötmüş gib'olur

Eğlene de bire gönlüm eğlene
Ay gele de orta yeri dolana
Yiğidin sevdiği yanınd'olana
Günde düğün bayram etmiş gib'olur

Dadaloğlu'm der ki sözüm kayıran
Çekip yırtıp bir yakadan ayıran
Diyom muhannetten karın doyuran
Eli ile ağu yutmuş gib'olur

GİTTİ CERİT GİTTİ GİDER AVŞARLAR

Gitti Cerit gitti gider Avşarlar
Gider oldu namusumuz arımız
Kavga kuruldu da kılıç çalındı
Hey ağalar nere vardı yarımız

Ağamız da çadırını tutardı
Kabudunu dal boyuna atardı
Her birimiz bin atlıya yeterdi
Dövüşerek ölemedi varımız

Dadaloğlu'm şu dağlara varınca
Korkarım yurtları ıssız kalınca
Saçılıp da Binboğa'ya konunca
Yaylalara dokunmazdı serimiz

GÖNÜLDEN GÖNÜLE YOL GİDER DERLER

Gönülden gönüle yol gider derler
Onu sürmeğe bir hoşça can gerek
Doğru söyle yiğit işin doğrusun
Hilebaz olamaz yiğit bön gerek

Buna kılıç derler aralar açar
Püskürür meydana al kanlar saçar
Bazı kötüler de öğünür geçer
Yiğit batman döğer gözden hun gerek

Yüksek kayalarda şahan olamaz
Kısırdır katırlar kulun kunlamaz
Bazı hocalar da çalgı dinlemez
Nedir kuru ağaç bize din gerek

Dadaloğlu der ki belim bükülür
Gözümün gevheri yere dökülür
Yalnız taştan duvar olmaz yıkılır
Koç yiğite emmi dayı el gerek

GÖRÜNDÜ DE HEMİTE'NİN KALESİ

Göründü de Hemite'nin kalesi
Hiç gitmiyor aşiretin belası
Yıkılıp Yarsuvat'ın viran kalası
Bu yıllık da burda kalsın elimiz

Eser garbisi de adamı yakar
İçilmez suları yosunlu kokar
Yatılmaz gecesi mucuğu çokar
Sehillemiş açılmıyor gülümüz

Gün burnuna İmeli'den inerdik
Sallanır da Saçaklı'ya konardık
Şihret için yiğit ata binerdik
Çakmaklı tüfekli bizim zorumuz

Devemiz gelirdi tütülü bazlı
Tülünün sesi de bülbül avazlı
Aşığımız vardı kucağı sazlı
Bahşişine cömert idi elimiz

Melik Ejder evliyalar yatağı
Ahir Dağı yaylamızın eteği
Bayazıtlı elimizin tuzağı
Cihan köprüsünden bağlı yolumuz

Arabistan atlarına binerdik
Al kabutu al kendire atardık
Her birimiz bir orduya yeterdik
Alışkan tüfekli bizim zorumuz

Kavrık'a varınca semah dönerdik
Genişleyip Suçatı'na konardık
Ha deyince bin gök atlı binerdik
Mertlik köprüsünden geçer yolumuz

Karadik'ten öte Narnı'nın düzü
Oturmuş beyler de ediyor sözü
Fettahlı beyleri (yük) kim'edek nazı
Enden enden kırık bizim yolumuz

Der Dadalı'm der de bu sitem yeter
Yaylaya çıkınca gukkular öter
Kız gelin kalmadı hep hasta yatar
Döğüşerek ölemedik birimiz

GÜVERCİNLİK DERLER ŞAR'A VARDIN MI

Üç beş güzel bir araya derilir
Sıra pınarında abdest alınır
Nice camiinde namaz kılınır
Güvercinlik denen Şar'a vardın mı

Hani benim bezirganlık ettiğim
Türlü libasını alıp sattığım
Nice yiğitlerle güreş tuttuğum
Güvercinlik denen Şar'a vardın mı

Bizim elde derya çoktur kum çoktur
Buranın islamı kafirden çoktur
Oradan Kabe'ye seksen konaktır
Güvercinlik denen Şar'a vardın mı

Çağırın gelsin de Aşık Veli'yi
Aşk elinden içirdiler doluyu
Orada derler Hazreti Ali'yi
Güvercinlik derler Şar'a vardın mı

GÜZELİN YÜZÜ DE AYIN TEKERİ

Güzelin yüzü de ayın tekeri
Dili oğlu balı nöbet şekeri
Omuzlar aşağı gerdan yukarı
Yürüyüşü kostak olur güzelin

Güzellerin sarayına varmalı
El bağlayıp divanına durmalı
Kırmızı önlüklü altın burmalı
Ağ elleri topak olur güzelin

Başı burada da de boynu surda
Koç-kolan yetmiyor göbeği yerdi
Dün Daharoğlu'nda bu gün şu evde
Ayakları ufak olur güzelin

Dudağından şeker şerbet bal döker
Gülüşünden inci mercan gül döker
Saçlarından sırma sırma tel döker
Göğsü kolu yumuşak olur güzelin

Dadaloğlu'm dört köşeyi gezerim
Derde güzel görsem cismin överim
Güzellerin bakışını severim
Bakışları kaçak olur güzelin

HAKK'IN KANDİLİNDE BEN BİR SIR İDİM

Hakk'ın kandilinde ben bir sır idim
Anamın rahmine indirdin felek
Ak mürekkep idim kızıl kan ettin
İnsan sıfatına döndürdün felek

Ellisinde yaşım yarıyı geçti
Altmışında yolum yokuşa düştü
Yetmişinde her tebdilim dolaştı
Mertebe indirdin felek

Sekseninde senetlerim yazıldı
Doksanında her düzenim bozuldu
Yüz yaşında kemiklerim ezildi
Sabi sübyanlara döndürdün felek

Der Dadal'ım da yaktın yandırdın
Verdim ağzımı da içtim kandırdın
Son hitamı Azrail'i gönderdin
Hiç dünyaya gelmemişe döndürdün felek

HANİ BENİM İLE HARBE GİRENLER

Hani benim ile harbe girenler
Benim imdadıma gelen ağlasın
Kem haberim söylen Avşar kızına
Saçı sümbül telli sunam ağlasın

Dokuz boğum idi kargımın boyu
Düşmana atkı atmak ecdadımın huyu
Tavla da bağlı da küheylan tayı
Oturak ad yavru şahin ağlasın

Taktir böyle imiş de benim karedim
Karalar bağlasın kalan pederim
Yetim kaldı Paşa Efendim Hayradım
Ağlarsa da benim elim ağlasın

Taktir böyle imiş yazılan yazı
Ciğerime koydular ateşi közü
Evvelinden sadık dayımın kızı
Top top eğricesin yolsun ağlasın

Dadaloğlu'm der de maslahat bitmez
Torun'un uşağı da başımdan gitmez
Kardeşlerim kötü yerimi tutmaz
Abidin'im deyi anam ağlasın

HASAN PAŞA VE KOZANOĞLU

(Hasan Paşa)
Sana derim sana ey Kozanoğlu
Sefer edip üzerine kalkmam var
Bu seneyi her seneye benzetme
Pençe vurup kanadını sökmem var

(Kozanoğlu)
Ben Kozanoğlu'yum yapamam bunu
Aslım kurt eniği sarı seni tanı
Adam evreniyim yutarım seni
Her senede üç beşini yutmam var

(Hasan Paşa)
Kozanoğlu yapma benimle inadı
Dedem deden ile bir dem sınadı
Koğduğumuzun kalkmaz kanadı
Pençe vurup ciğerini çekmem var

(Kozanoğlu)
Derebeyiyim de menendim yoktur
Sorun aşirete secerem çoktur
Elde yalın kılıç çarka çalıktır
Al kanını Adana'ya dökmen var

(Dadaloğlu)
Issız kalmış Fettahlı'nın dağları
Dikiş tutmaz kalan bunun çağları
Dadaloğlu'm çakıştırır beyleri
İkinizin de maşkına bakmam var

HASAN PAŞAOĞLU KOZANOĞLU DÖĞÜŞÜ

Bundan birçok yıl önce Sultan Murat gününde Kozanoğlu ile Hükûmetelli Ramazanoğlu Hasan Paşa arasında senlik benlik çıkmış. Kargılar, cidavlar hazırlanmış, iki tarafın yiğitleri atlanmış, silâhlanmış, her derebeyine bağlı Kıyı beyleri askerlerini ortaya dökmüş. (O zamanlarda derebeylerinin beş on tane de kıyı beyi bulunurmuş. Kıyı beyleri Derebeylerine vergi verir ve gerekli olduğu zaman da askeriyle yardım ederlermiş.)

Savaş başlamış ve kan gövdeyi götürmüş, kelleler yuvarlanmış, ortalık mahşer yerine dönmüş. Bu gürültü arasında Kozanoğlu, Dadaloğlu'na haber salmış:

"Hadi âşık, göreyim seni. Beni aşağıya düşürme, destanını hazırla."

Hasan Paşaoğlu da âşığı yanına çağırarak: "Doğrudan ayrılma" demiş.

Dadaloğlu apışmış kalmış; iki cami arasında binamaz gibi şaşalamış, ne olursa olsun diyerek türküsünü söylemeye başlamış:

Sana derim sana da cebili Kozan,
Yedi sene döğünesen alaman nizam,
Dâvada kalamaz şol Sadrazam,
Sınırın Bozoktan kur Kozanoğlu.

Sana derim sana da ey Kozanoğlu,
Sefer açıp üstüne kakmam var benim.
Bu devri de eski devirden sayma;
Pençe vurup kimlerin sökmem var benim.

Dadaloğlu der ki, Bokluca beline çıkarım,
Meydan yerlerinde meşkine de bakarım,
Ala kanın Adana'ya dökerim,
Ünüm gider Hind'e, Yemene benim.

Bu son kıtadan sonra Dadaloğlu artık bütün destanı Adana beyine ayırıyor ve kahramanlığı Hasan Paşa oğlu kıyı beylerinden "karalar" tayfasına veriyor. (Karalar kıyı beyinin o zaman hükmettiği bölge; şimdiki Karataş, Tuzla çevresi ile Adana'nın doğusunda ve İncirlik dolaylarına Dededağ semtleridir.)

Karalar karalar ünlü karalar,
Davanızı ancak mahşer aralar.
Hacı Osman, tuttuğunu yaralar;
Ulaştı hayfını aldı karalar.

Avradelin don yumaya giderler,
Yine de kavgasın yaman ederler.
Bozdoğan gözünü ayırsın baksın,
Daha kime cidav atar karalar?

Hov; dedi de yarıya düştü,
Misis mehenk kurdu alasın açtı,
Karahacılı da, Kuzugüdenli,
Şambayadı bile hem yalın kaçarlar!

Dadaloğlu burada Karahacılı, Kuzugüden, Şambayadı aşiretlerinden Ramazan oğulları aleyhinde olduklarını anlatmaktadır.

Şüphesiz bu da o aşiretlerin deveci, davarcı olmalarından ileri gelir. Çünkü bu aşiretler aksi tarafı kayırsalardı yayla zamanlarında göçecekleri yaylalarda Kozanoğlu'ndan çekeceklerini pekâlâ tahmin ederlerdi. Zaten Kahacılı ve Kuzugüdenli'ye ait oymakların büyük bir kısmı yazın dağlarda buluşuyordu.

Dadaloğlu der de, şu bana noldu;
Aktı gözyaşlarım konik doldu.
Saatim ay da, günüm yıl oldu,
Gelip geçmez kara günden sayarlar.

Kaynak: Ali Rıza Yalkın'ın Cenupta Türkmen Oymakları II, s. 57-59'dan alınmıştır. Yalkın, bu hikâyeyi Adana'nın Şambayadı köyünden olan Ahmet Çavuş'tan derlediğini yazmaktadır.

HER SABAH SEYRAN GEZERKEN

Her sabah her sabah seyran gezerken
Iras geldim selvi boylu fidana
Top top olmuş kirpiklerin bölünmüş
Hoş benzettim samur kaşlar kemana

Al yanağın elmas m'ola kar m'ola
Çapraz vurmuş düğmeleri dar m'ola
Acap mislin şu cihanda var m'ola
İnsem gitsem Hindistan'a Yemen'e

Eliftir kirpiği İra'dır kaşı
Bu güzellik sana Mevla bağışı
Arasam cihanda bulunmaz eşi
Hiç mislin gelmemiş devr-i zamana

Dadaloğlu'm der de hupların hası
Ferhat’ın Şirin'i Mecnun Leyla'sı
Aklım eğlencesi gönlüm yaylası
Bir yel esti başımdaki dumana

HEY AĞALAR HEY PAŞALAR HEY BEYLER

Hey ağalar hey paşalar hey beyler
... oğlu şerrin benden ırmadı
Benim gönlüm dönüp döğüşmek ister
Ah neyledim Tayyaroğlu koymadı

Akşam namazı göç göçe oldu
Çarhacılar birbirine düş oldu
Balıklı derede zor döğüş oldu
Toygun oldu baba oğlun bilmedi

Dadaloğlu der ki belim büküldü
Oynadı şelfeler zırhlar söküldü
Gelin kız kalmadı yola döküldü
Ağlaşır analar oğul gelmedi

 

HEY AĞALAR KIŞ M'OLACAK BİLEMEM

Hey ağalar kış m'olacak bilemem
Gavur Dağı gene başın duman mı
Padişahtan ferman gelmiş gel deyi
Gidiyom ya geleceğim güman mı

Kırpık olur Gavur Dağı'n ormanı
Padişah derdimin olmaz dermanı
Devlet hakkımızda vermiş fermanı
Yeni evliyim ayrılacak zaman mı

Dadaloğlu'm hile yoktur işimde
Yiğit olan yiğit görür düşünde
Alışkan tüfekle dağlar başında
Azrailden başkasına aman mı

HEY AĞ'LAR HER SÜREM ATA BİNİLMEZ

Hey ağ'lar her sürem ata binilmez
Ata binince de uğru boş gerek
Her güzele benim diye aldanma
Kahkül kıvrım kıvrım eğri kaş gerek

Yiğidin atı da kulağın diker
Güzel ırgalanır da omuzun silker
Kınalı keklik gibi gürleşir kalkar
Güzele gerdan da ata döş gerek

Yiğidin atı da çabuktan olur
Güzelin yüzünde çifte ben olur
At dördünde ağam biraz çiğ olur
Güzele on dörtte ata beş gerek

Dadaloğlu'm da bunu böyle söyler
Eksiği varsa ağ'lar siz tamam eylen
Bin atta da biri yavuz olmalı
Yavuz ata uygun arkadaş gerek

HEYHEYLESİN (BANA EMMİ DİYEN)

Emminin sakalı kaba
Kah çuha giyer kah aba
Seni sevsin bizim oba
Emmin seni heyheylesin

Emminin sakalı ağdır
Senin cünunluğun çağ'dır
Ergenler benden yeğdir
Emmin seni heyheylesin

Heçeye gönlüm heçeye
Kılları dönmüş keçeye
Öte geçeden bu geçeye
Emmin seni heyheylesin

Der Dadal'ım okuşursun
Koçlar gibi tokuşursun
Tenha bulsan öpüşürsün
Emmin seni heyheylesin

***

Farklı kaynak

Bana emmi diyen dilber
Emmin seni heyheylesin
Yaşı küçük boy münasip
Emmin seni heyheylesin

Emminin sakalı kaba
Hem çuha giyer hem aba
Seni sevsin bizim oba
Emmin seni heyheylesin

Emminin sakalı sarı
Gel gönlümü üzme bari
Geceler olunca yarı
Emmin seni heyheylesin

Ağdır deli gönül ağdır
Senin cünnülügün çağdır
Ergenler de benden yeğdir
Emmin seni heyheylesin

Heçeye gönlüm heçeye
Sarılmış durur keçeye
Bu geçeden o geçeye
Emmin seni heyheylesin

Dadaloğlu’m okuşursun
Koçlar gibi tokuşursun
Tenha bulsan öpüşürsün
Emmin seni heyheylesin

HURŞİT BEY İLE MAHMİHRİ

Hurşit Bey, Karaman'da oturmakta olan Molla Kadıoğullarından zavallı bir gençtir.

Karaman Beylerinden birinin oğlu olan bu genç, bir gün Karaman civarında göçüp konan Türkmenler arasında güzel bir Türkmen kızına âşık olur, alaka peyda eder.

Günlerce bu iki âşık ormanlar arasında, soğuk pınarlar başında ateşin zevklerle vakit geçirirler. Her ikisi birbirini çıldırasıya sever.

Kıza izdivaç teklifinde bulunur. Kızın, Türkmenlerin Molla Kadı evlâtlarıyla münasebet peyda etmelerine imkân olmadığını söylemesi üzerine, 40 gün sonra kızın kaçırılmasına karar verilir.

Kızın kardeşi, Türkmen Özbeylerinden idi. O hiç Molla Kadı oğullarına kız verir miydi? Bu işi haber alır almaz çadırları yıkar ve kız kardeşi Mahmihri'yi de alarak meçhul bir semte doğru firar eder.

Fakat kız çadırlar sökülürken Hurşit Bey'in kendisini arayacağını bilerek metruk ocak taşları arasına ufak bir işaret bırakır. Arkamdan gel manasını gösteren bu tılsımdan sonra yola koyulur. Bu ihtiyata da kanaat getirmeyen Mahmihri Konya civarında yol üzerinde tesadüf ettiği bir çobana da gideceği yeri söylemiş ve fazla olarak Hurşit'ten aldığı yüzüğü de çobana emanet olarak tevdi etmiş ve Hurşid tesadüf ettiğinde yüzüğü kendisine vermesini rica eylemişti.

Aradan 35-40 gün geçer. Hurşit Bey Mahmihri'yi kaçırmak üzere yaylaya gelir. Ne görsün: Çadırlar yıkılmış, oba dağılmış. Sevgilisinin gezdiği yerlerde çayırlar bitmiş. Çamaşır kuruttuğu dallarda artık kuşlar cıvıldıyor. Davarı sağdığı ağıla kartallar konmuş, ilk seviştikleri pınar ıssız kalmış.

Hurşit Bey aylarca hayaliyle yaşadığı bu yerlerin birer baykuş yuvası kadar soğuk olduğunu görünce; yisinden dermansız kalır ve derhal bir ocak taşı üzerine çömelir, sazını alarak ağlamaya başlar:

Bilmem Hinde gitti; Bilmem Yemen'e
Bıraktı beni bu ellerde divane
Bir sualim vardır çayır, çimene
Çayır; çimen? Nazlı yârim nic'oldu

Belki göçün sürmüşlerdir Ayaş'a
Şimdi gözüm etmez yâri temaşa
Bir sualim vardır dağ ile taşa
Dağlar taşlar nazlı yârim nic'oldu

Gözyaşlarını silerken başını yere indirir ve taşlar arasındaki işaret gözüne ilişir. Derhal kızın Meyan ellerine gittiğini anlar. Sazını eline alır:

Üç taşları bir araya çatmışlar
Arasına bir tılsım atmışlar
Mahmihrimi uykularda tutmuşlar
Sürmüşler gitmişler Miyan çölüne.

Hurşit Bey sazını torbasına yerleştirip atına biner ve yola koyulur.

Ovaları yel gibi geçer, dağlar aşar ve nihayet bi gün bir su kenarında bir sürü koyuna ulaşır. Çobana seslenir ve ona şu türküyü söylemeye başlar:

Çoban sen bu yol üstünde durursun
Gelen geçen yolcuları görürsün
Mahmihri'den bana haber verirsin
Söyle çoban söyle haberin var mı?

Çoban kavalıyla Hurşit'in sualine cevap verir:

Ben kırk gündür bu yollarda dururum
Gelen geçen güzelleri görürüm
Sevgilinden sana haber veririm
Sor sualin sor da ünün vereyim.

Hurşit Bey hemen saza sarılır:

Çok oldu mu yârim buradan geçeli
Sırtında kepenek miydi keçe mi?
A çobanım sağlam mıydı hasta mı?
Söyle çoban söyle haber ver bana.

Çoban, kızdan aldığı yüzüğü göstererek cevap verir:

Astı gitti gördüm güzel boyunu
Çatık tutmuş kaşlarının yayını
Kırk gün oldu bekliyorum yolunu
Vebalin boynuma attı da gitti.

Çoban, son mısralarıyla kızın kendisine ne kadar rica etmiş olduğunu anlatırken Hurşit Bey yine başlar:

İnim, inim kaldı güzel elimiz
Firkat geldi söylemiyor dilimiz
Çoban kardeş neye varır halimiz
Söyle çoban söyle öğüt ver bana.

Niderim ben bu dağlarda niderim
Başım alır diyar diyar giderim,
Döner isem seni vezir ederim,
Hoşça kal sen, izin ver çoban bana.

Atına biner ve süratle hareket eder. Fakat bir müddet sonra karşısına yedi tane yol çıkar. Genç şaşırır ve yine çobana döner. Çobandan yolun hangisinden gideceğini sorar:

Bölüm bölüm oldu çoban yolumuz
Çoban kardeş nerden varır yolumuz,
Yedi çatal oldu koca yolumuz,
Söyle çoban hangisinden gideyim?

Çoban kavalıyla cevap verir:

Kıble tarafından bir göl açılır,
Hakkın rahmetleri yere saçılır.
Sağ kolun üstünde bir yol açılır,
Onu doğrutta git beyimin oğlu.

Hurşit Bey artık cenuba doğru yürür ve hakikaten karşısına bir göl çıkar.

Atını göle doğru sürer, at karaya çıkacağı bir sırada müthiş bir çamur deryasına dalar, arka ayakları tamamen çamura gömülür. Hurşit güçlükle kendini karaya atar. Atını saatlerce kurtarmaya çalışır, uğraşır fakat hiçbir çaresini bulamaz. Nâçar kalınca ağlamaya ve atını orada terk ederek aşkının arkasından koşmaya karar verir, bu karar üzerine bir ağıt okumaya başlar:

Atım art ayağın mile batırdı
Batırdı da balçıklara oturdu
Dermanım yarısın bile götürdü
Serim ata kurban canım güzele

Kellesi iriydi sağrısı geri
Ne kadar çağırsam gelmiyor beri
Bile yitirdim hem de nazlı yâri
Serim ata kurban canım güzele

Bir yanıma baktım saydır seçilmez
Bir yanıma baktım çaydır geçilmez
Mevlam kanat vermeyince uçulmaz
Serim ata kurban canım güzele.

Atının methine başlar:

Enişe gidince ceylan sekişli
Yokuşa çıkınca tavşan büküçlü,
Önü bedir, bedir çifte nakışlı
Serim ata kurban canım güzele

Üç güzele ördürürdüm saçını
Dört güzele dokuturdum çulunu
Dosta doğru döndürürdüm yolunu
Serim ata kurban canım güzele

Üzengi vurunca yerinde titrer
Kuyruk kaldırınca sağrısı örtülür
Doru at önünde can mı kurtulur
Serim ata kurban canım güzele

Hurşid'i görünce sağrısı terler
İniş gidince nalları parlar,
Mahmihri 'nin yayla yolunu arar.
Serim ata kurban canım güzele.

Şimdi Hurşit Bey yalın ayak, başı açık perişan bir halde sazı koltuğunda yoluna devam eder. Bir zamandan sonra, bir ağacın altında dinlenirken havada uçup giden birkaç turna görür ve meyus meyus bu turnalara bir türkü söyler:

Turnam gidiyor talana
Dağları dolana dolana
Yârimden haber verene
Turnam yâre selam söyle

Turnam gidiyor eşine
Şu cefalı yar düşüne
Canım aldırdım nefesine
Turnam yâre selam söyle

Gökle giden uç turnalar
Birbirine eş turnalar
Önde giden baş turnalar
Turnam yâre selam söyle

Yüce dağların belinden
Süzülün bade yerinden
Sefil Hurşid'in dilinden
Turnam yâre selam söyle.

O gün ormanın içinde korkulu rüyalarla geceyi geçirir. Sabahleyin erkence yine yoluna devam ile ertesi günü akşamına kadar karşı ovanın üzerinde yabani bir gül kümesine tesadüf eder ve burada da bir türkü okumak ister:

Gül ağacı deste deste
Dibinde yatarım hasta
Önümü döndürdüm dosta
Gül; yârimi görmedin mi?

Gül ağacı biçim biçim
Ben ağlarım için için
Yârim yükletmiştir göçün
Gül; yârimi görmedin mi?

Sazını bırakır bırakmaz uyur. Uykudan uyanınca yine yoluna devam eder. Birkaç saatten sonra bir köy kenarına gelerek çeşmesinin başına oturur. O sırada çeşmeye bir kocakarı gelir, onu takiben kocakarının kızları da gelerek çeşmede üç kız ve bir kadın bu yabancı delikanlıyı tecessüs etmeye başlar, Hurşit Bey bu ihtiyar kadından bir su ister. Ve kızlarının ismini sorar. Kadın suyu verirken kızlarının birisi, Pembe, birisi Zümrüt ve en küçüğünün de Mihri olduğunu söylerken böyle bir delikanlıya malik olmasını da düşünür.

Hurşid'in aşkı yine canlanır ve sazını eline alarak koca karıya hitap eder:

Ebem şu dağları aştım da geldim
Tuzluca göllere düştüm de geldim
Mahmihri'nin sevdasın tuttum da geldim
Aman ebe kadın bana bir haber.

İhtiyar kadın Hurşit Bey'in gözlerindeki asaleti okuyarak, böyle de delikanlıyı üç kızı bekâr dururken kaçırmamayı ve Hurşit'e kendi kızlarından birini vermeyi düşünür. Bunun üzerine cevap olarak şu koşmayı okumaya başlar:

Oğlum dağları aştın bilirim
Derince gölleri geçtin bilirim
Mahmihri'nin sevdasına düştün bilirim
Mah'ı terkeyle de Mihri'den söyle.

Mihri, kocakarının küçük kızının ismidir. İsim müşabehedi vesilesi ile kızını Hurşit Bey'e takdim eder.

Hurşit Bey buna da cevap verir:

Ebem geldiğim eller uzak ve taşlı
Evde kara anam gözleri yaşlı
Benim yarim ebem bir uzun saçlı
Aman ebe kadın bana bir haber...

Kocakarı yine ısrar eder:

Geldiğin yolları bilirim taşlı
Hasretli annenin gözleri yaşlı
Üç kızım var hepsi de uzun saçlı
Mah'ı terkeyle de Mihri'den söyle.

Hurşit Bey bu kadının kandırmasına kapılmayarak şiddetle kalkar ve yoluna devam eder.

Ertesi günü yolu bir köye ulaşır. Köyde davullar çalmakta ve herhalde bir düğün olmaktadır. Köy kenarında bunu bir çocuktan sorar. Çocuk:

- Öz Beyin kardeşi Mahmihrini, Germiyan Beyi'nin oğlu ile evleniyor düğün var, der.

Zavallı Hurşit Bey'in yüreğine bir ateş düşer. Ve derhal âşık kıyafetiyle düğüne gider.

Gece yarısından sonra, damat Bey Germiyan oğlu, âşıktan iyi bir türkü ister. Hurşit Bey bu yeni rakibine yana yakıla bu türküyü okur:

Ne güzel yakılmış yârin kınası
Beş kere akçeye değer sinesi
Torulmuş, terlemiş kaymak memesi
Desem Han öldürür demesem öldüm

Kadir mevlam kalem vermiş kaş vermiş
Ağzına mercandan ufak diş vermiş
Ak memeler tomur tomur baş vermiş
Desen Han öldürür demesem öldüm

Varayım göreyim Arabistan'ı
Yâre giydireyim telli fistanı
Seveni koynundaki pamuk mestanı
Desem Han öldürür demesem öldüm

Seyreyleyin Ferhat ile Şirini
Ne hoş sevmiş onlar birbirini
Hurşit ve Mihri garip serini
Desen Han öldürür demesem öldüm

Burada Han diye tasvir ettiği damattır. Germiyan Beyi'nin oğlu, "Han" ismiyle yadedilmiştir.

Meclis bu türküden fena hâlde hiddetlenir. Hele Damat olacak Han adeta çıldırır, mutlaka bir cinayet çıkacak gibi olur. Fakat mecliste hazır bulunan kabadayılardan Tütüncü Hasan isminde biri arayı bulur. Yalnız bu mühim vaka kızın kulağına değer. Ve hemen şüphelenerek bu âşıkı görmek ve dinlemek ister. Alacağı delikanlıyı çağırtır, ona:

- Dün akşam beylerin huzurunda saz çalan âşıkı ben de dinlemek isterim, der.

Han mecbur kalarak âşıkı kızın meclisine getirir. Hurşit Bey sazını terennüm ettirmeye başlar ve kıza şu türküyü okur:

Kaldır nikabın aradan
Görenler şadüman olsun
Hakeyle lıaki payını
Gizli sırlar beyan olsun

Ben seni severim candan
Mahmihri'm geçme benden
Gümüş saçtan gül memeden
Hissemi ver helal olsun

Döşüme geldin döşüme
Bak neler geldi başıma
Al dudağın sür başıma
Hakkımı ver helal olsun

"Hurşit" derler güzel Mahım
Seni yakar benim ahım
İki gözüm melek şahım
Yarın mahşer divan olsun.

Kadınların hiçbiri bu türkünün ne olduğunu anlamaz. Fakat kız teshir edilmiş olur. Ve usulca Hurşit Bey'e, gece yarısında gelmesini söyler. Gece yarısı olur. Eski âşıklar damdan iyi bir at seçerek firar ederler...

Ertesi günü Han kırk atlı ile bunları takibe koyulur ve birkaç gün sonra Hurşit Bey'in atının battığı göl başında bastırır. Vakit gece olduğundan kızı bir ağaca bağlayarak Hurşit'i Cellad Araba teslim ederler. Arap Cellad bir köşede Hurşit'i derhal keseceği sırada Hurşit bir türkü söylemesine mezuniyet ister ve son gözyaşının damlalarını sazına damlatarak:

Mahmihrim için ölem
Beni uz kes Arap kölem
Hor dünyadan yüzüm dönem
Bir soluk göster yârimi.

Arap, Hurşit Bey'i fazla söyletmeyerek başını gövdesinden ayırır ve kanlı gömleğini doğruca Bey'e takdim eder.

Kız gömleği görür görmez vaveyle koparır ve Hurşit'in başı ucunda bir türkü söyleyeceğini, ısrar ve hatta, aksi takdirde katiyen Han'a teslim olmayacağını ihtar eder.

Han, Celladın idaresi altında gitmesine izin verir. Kız Hurşit'in başı ucunda ağlamaya, ayılıp bayılmaya ve türkü okumaya başlar:

Ormanlarda ayva olmaz
Araplarda namus olmaz, ar olmaz
Ölür Mahmir sizlere hiç yar olmaz
Öldürdün Hurşidi neyledin Arap

Kul olaydım kametine postuna
Nasıl kıydın Arap nazlı dostuma
Beni de yık cesedinin üstüne
Öldürdün Hurşidi neyledin Arap.

Türküsünü ikmal ederken bir taraftan da cebinde saklı olan kalemtraşını bıçağını çıkarıp kendine saplayarak Hurşit'in cesedinin üstüne düşer ölür. Han Mahmihrisiz kalır.

(Cahit Öztelli, Üç Kahraman Şair / Köroğlu-Dadaloğlu-Kuloğlu (Milliyet Yayınları-1978) kitabının 162'nci sayfasında bu öykünün "Dadaloğlu'ndan çok önceki yazmalarda ve saz şairlerinin şiirlerinde bulunduğunu ve Dadaloğlu'na ait olamayacağını yazmaktadır. Ancak somut bir kanıt göstermemektedir.)

Kaynak: Battal Pehlivan, Dadaloğlu Yaşamı Sanatı Şiirleri adlı kitabının 64-75, sayfalarına, "Aşkla başlayıp cinayetle biten bu ilginç öykü, Dadaloğlu'nun en çok bilinip sevilen yapıtıdır. İlk kez Ali Rıza Yalgın tarafından derlenip yazılmış (1922) ve Memleket Mecmuası'nın 17 ve 18. sayılarında yayınlanmıştır. Hurşit Bey ile Mahmihri'yi ilk yazılış biçimiyle - Hatta noktalama işaretlerine bile dokunmadan - aktarıyoruz." notuyla almıştır.

Hava Durumu
Anlık
Yarın
4° -3°