DADALOĞLU DERNEĞİ

5 - EVLENME ADETLERİ

EVLENME ADETLERİA)EVLENME USULLERİ

Avşarlarda evlilik görücü usuldedir. Avşarlar görücü usulü ile yapılan evliliklerde boşanma pek görülmemektedir. "Dünür" vasıtasıyla kız isteme sonucu evlilik yapılır.

Avşarlarda yakın akraba evlilikleri oldukça fazladır. Bunun da sebebi soya, namusa, akrabaya, birlik ve beraberliğe önem vermelerindendir. Bunun aksi durumunda soyun bozulacağına, manevi açıdan birlik ve beraberliğe gölge düşeceğine, namus mefhumunun kaybolacağına, kabileler arası ikililik meydana geleceğine inanırlar. "Kendi döşeğimizi ele tepeletmeyelim, kendi kahrimizi ancak kendi birbirimiz çeker" düşünceleri ile kendi soylarından özelliklerini ve huylarını bildikleri, uyuşabileceğine inandıkları yakın akrabalarındaki kız ve erkekleri evlendirirler.

Beşik kertmesi usulü pek nadir de olsa görülmektedir. Çok nadir de olsa görülen bir evlenme çeşidi de kocası ölen bir kadının aile içerisinde diğer bir kardeşle evlenmesidir.
Avşarlar arasında değişik usulüyle evlenme çeşidine rastlanmamaktadır. Kız kaçırma olaylarına ise oldukça sık rastlanmaktadır.

Gönülsüz evlilikler pek kabul görmemekle birlikte anlaşma yoluyla evlilikler yapılmaktadır. Özellikle tüm Türkiye'de olduğu gibi Avşarlar arasında da bu usuller zamanın şartlarına göre değişikliğe uğramaktadır. Son yirmi yıl içinde ekonomik bakımdan iyileşen Avşar halkı, okur-yazar oranının yükselmesi, Almanya'ya işçi sevkiyatı ile bu evlenme usullerinden anlaşma yoluyla evlenmeler rağbet kazanmaktadır.

B)KIZ İSTEME

Askerlik çağına gelen veya askerliğini yapan gençler evlenme çağına gelmiş sayılırlar. Anne ve baba imkânlarını çocuklarını bir an evvel evlendirmek için ayarlayıp düzeltirler. Oğlanın beğendiği bir kızı anne ve babası görüp beğenirlerse istemeye giderler. İstenilecek kızı gidip grenlere "görücü" denilir. Oğlan evlenme konusunu, ya kardeşleri vasıtasıyla anne ve babasına bildirir veya annesiyle konuşur. Bu olmazsa anne ve baba uygun gördükleri kızı, oğlanı da razı ederek istemeye giderler. Avşarlar arasında kız istemeye gitmeye "düğür gitme" veya "düğürcü gitme" kız istemeye giden gruba da "düğürcü" denilir. Düğüncüler, akrabadan, sayılan, sevilen, sözü tutulur kadın ve erkeklerden oluşur.

Düğür olayından önce evlenecek delikanlı tarafından beğenilen kız hakkında hem oğlan hem de oğlanın anne ve babası etraftan soruşturma yaparlar. Delikanlının bu süre zarfında kızı tanıması gerekir. Kız beğenilmiş ise, ya oğlanın annesi kız evine giderek ya da el altından kızın ailesine yakınları tarafından haber verilir.

Bu arada kızın annesi kızına ne düşündüğünü sorar. Kızın gönlü yoksa veya oğlan beğenmemişse, gizlice oğlan tarafına haber gönderilerek işin olmayacağını ve bir daha zahmet etmemeleri söylenir. Eğer kız razıysa ve oğlan da beğenilmişse görücüler tekrar kız evini ziyaret ederler. Bu defa ümitli olduklarından dolayı daha da cesaretlidirler. Tekrar kızlarını oğullarına isterler. Kız anası da asıl düğüncülerini göndermelerini ister. Bu arada olay kızın anası tarafından kızın babasına da duyurulur. Karı ve koca aralarında meşveret ederek düğürcülere ne cevap vereceklerini kararlaştırırlar.

Bundan sonra kızın anne ve babası oğlanı ve ailesini daha iyi tanıyabilme faaliyetlerinde bulunurlar. Avşarlarda bir kimsenin iyi bir hareketi olduğu zaman babasını bilenler "oğlum senin dayın kim!" diye sorarlar.Buna ait bir deyiş vardır;

Arayıp bulmalı asılı soyu

Her zaman lazımdır yeğene dayı

Sakın ha evlenme kız güzel deyi

Olur olmaz yerden alıcı olma

Oğlan tarafı da kız tarafında olduğu gibi kızın anasının, babasının aslı ve asaleti göz önünde bulundurulur. Buna ilişkin Kayseri Avşarları arasında şöyle deyimler vardır;

"Kenarına bak bezini al

Anasına bak kızını al"

"At olacak kısrak tay iken belli olur."

"Kedi ne ki budu o olsun."

"Hatır getir ki, baa(bey) doğursun."

Avşar evlenme âdetlerinde oğlan evi kız evine üç defa düğürcü olarak gider. Kızın anne ve babası kızı verme taraftarıysalar birincide düşünmek istediklerini belirtirler. İkinci gelişte kız tarafı "Danışığa kalsın" der. Aile efradına danışılarak verilip verilmeyeceği konusunda toplanan bilgiler çerçevesinde karar verilir. Avşarların "kız evi naz evidir" tabiri buradan gelmektedir. Bu süre içerisinde kıza, kardeşlerine, dede ve ebelerine, amca ve halalarına danışılır ve rızaları olup olmadığı öğrenilir. Üçüncü geliş ise kız evinin verdiği karara bağlıdır. Üçüncü gelişe "asıl düğürcü" de denilir.
Düğürcüler kız evine gelir. Biraz sohbetten sonra, içlerinden ağzı laf yapan birisi uygun bir lisan ile geliş sebeplerini belirtir ve söze başlarlar;

"Allah'ın emri, Peygamber Efendimizin kavli, İmam-ı Azam Hazretlerinin içtihatları üzere kızınız............'yı, oğlumuz............'ya istiyoruz" derler.

"Allah'ın emridir deyince akan sular durur. Emir Allah'ın emridir ne yapalım dostlar" denir. Aslında ilk gelişte kızın verilmemesinin nedeni; kız tarafının eleştiriye uğramamasıdır. Çünkü "Bir gitmeye kızı verdi. Başına mı yük olmuştu..." diye dedikodu olur. Evlendikten sonra kızın kocası "Seni bana bir gitmeye verdiler" diye kızın başına kakar.

Kızın babası özellikle üçüncü gelişte "Ne yapalım komşular Allah'ın emrine karşı gelinmez." diyerek kızı verir. Ya da düğürcülerden birini göstererek "Falanca ağa benim vekilimdir. Kız onun kızıdır." der ve verir. Görevi devralan da, "Ben de verdim gitti." Der ve kızı bitirir. Daha sonra kız tarafının oğlan tarafından gelen yakınları ellerini öperler, kucaklaşırlar." Düğürcülerden birisi Kur'an-ı Kerim okuyarak ve dua ederek kız bitirilmiş olur. Daha sonra kahveler içilir, o anda oğlan tarafı tatlı, helva, şeker gibi şeyler getirir ve cemaate tutarlar. Ancak kız istemeye gelinirken sonuç belli olana kadar gizli tutulur. Söylenmesi çok ayıp karşılanır. Kız verilmezse "Oğlanın eksiği neymiş" kız verilmezse "Kızın eksiği neymiş. Baksana verecekleri kesinmiş ki düğürcüyüz diyorlardı." denilerek kınanır.

Düğürcüler kızı bitirince o akşam birbirlerine hayırlı olsun deyip işi bağlarlar. Aynı gece oğlan tarafından biri kızın babasına ".......emmi (amca) şaplağımı (tokadımı) yüzüme vur." diyerek ne yapılması isteniyorsa kız evinden talimat alır. Eskiden kız tarafının aldığı başlık kızın çeyizine harcanırdı. Kızın babası başlık parasını kendi ihtiyacı için harcarsa çok ayıp görülürdü. Şu anda Avşarlarda "kalın" diye tabir edilen bu başlık parası unutulmuştur. Şayet başlık parası alan varsa halk onu kültürsüz ve cahil olarak nitelendirmektedirler ve hiç kaile almamaktadırlar. Başlık parası artık kalktı ama onun yerine kız evine "süt hakkı" denilen bir âdeti oğlan evi yerine getirir. Kızın annesine bir miktar para verilir. Bunun miktarı yoktur oğlan evinin gönlünden geçen verilir. Avşarlarda gelin kızlar için başlık parasının alınmamasının nedeni onlara duyulan saygı, sevgi ve güvenin ifadesidir. Onlardan alınan başlık parası ile ihtiyaçların temin edilmesi hoş karşılanmamaktadır. Çünkü böyle bir durum kızlara duyulan kıymetin göstergesidir.

Avşarlarda kadına duyulan saygı ile birlikte kadın güvencesi sonsuzdur. Bu güvence ve namusun ve iffetin de koruyucusu olmuştur. Bu büyük güvenceye karşın bizde namus meselesi erkeklerden ziyade kadınlarımız tarafından korunduğunu ileri atarsak doğru olur. Avşar kadınlarındaki başlıca özelliklerden biri de aile uyumu ve evlenmedeki, ayrılmadaki uyumdur. Avşar kızları genellikle güvercin tabiatlıdır. Yaşları her ne olursa olsun ikinci kocaya gitmezler. Çocuğu olmaz da kocası da ölürse koca evinde sığınacak imkân bulamazsa gitmek zorunda kalırlar.
Kız isteme ve düğürcülükle ilgili âdetler Kayseri'de yaşayan Avşarların hepsinde aynıdır. Bu âdetler ya büyük bilirkişiler gözetiminde gerçekleştirilir ya da bu kişilere danışılarak yapılır.

C)NİŞAN (BEKLİK, ŞERBET, KAHVE İÇME)

Kızın verildiği gün "ağız tatlılığı" yenir. Ağız tatlılığında kahve içilir, lokum yenir, sonunda gelin adayına "beklik" takılır. Artık bu kimselerin istememesi için bir ön nişandır. Beklikte; birkaç altın, küpe, eşarp gibi süs eşyası takılır.

Genellikle yakın akraba, eş-dost, tanıdık ve komşularla belirtilen bir günde, kız evinde gelin kıza takı ve giyecek eşyalar hediye edilir. Kadınlar bir odada kendi aralarında oynar ve eğlenirler. Bu olaydan sonra kız ve oğlanın nişanı etrafa duyurulabilir.

Beklik ya kız bitirildiği akşam veya gece, ya da oğlan evi hazırlıklı durumda değilse kararlaştırılan bir günde yapılır. Bu olay kızın oğlana verildiğini ve kızın oğlanın sözlüsü olması anlamına gelir. Bu olayın, yani ön nişanın, asıl amacı yakın akraba ve komşularla birlikte evlenen kız ve oğlanın ilerdeki mutluluğu ve hayırlısı olması için duada bulunmaktır.

Kız bitirildikten sonra oğlan evi nişan için gün keser. Daha sonra da gelinlik kız için "düzen görmeye" gidilir. Oğlan evi tarafından yapılan düzende gelinlik kız için elbise, ayakkabı, iç çamaşırı ve diğer lüzumlu eşyalarını alırlar. Düzen görmeye gelinlik kız dışında varsa kız kardeşleri, yengeleri, akrabaları özellikle de yakın arkadaşları gibi yakınları da gider. Bunlara ve kızın aile fertlerine de oğlan evinin maddi durumu elverdiği ölçüde çeşitli hediyeler alınmaktadır.

Ayrıca nişan olacağı gün oğlan evi tarafından pasta, meyve suyu, kahve, çay, şeker... alınarak akşam kız evine götürülür. Köy içerisinde vasıtaya pek ihtiyaç olmamakla beraber, başka köye gidilmesi durumunda otobüsler, minibüsler, taksiler, traktörler vs. vasıtalarla kız evine gidilir. Nişana bütün köy ve diğer köylerdeki yakınlar da davet edilmişlerdir.

Nişanda ya da beklikte davar kesilip yemek (kavurma) yenildikten sonra hanımlar toplanarak "beklik" (berklik) başlarlar. Bu toplantı öğle ile ikindi arasında olur. Oğlan evi tarafından gelinlik kız için hazırlanmış giysiler, altın, ayaklı... gibi takı ve hediyeler davetlilerin bulunduğu kalabalığın içinde, herkesin duyacağı şekilde, bir kişi tarafından yüksek sesle söylenerek ve gösterilerek gelinin oturduğu masanın üzerine konur. Diğer gelen davetliler de yakınlık derecelerine göre, altın, elbiselik, tuvalet takımı, kefiye, poçu gibi takılar günün şartlarına göre alınan giysi ve hediyelerdir. Takılar ve giysiler oğlan evinin şerefinedir. Takılar ne kadar çok olursa o yörede günlerce konuşulur. "Falancalar falanın kızına....... kadar altın....... kadar para, takı takmış ..." diye söz ederler.

Gelin adayı kendisine hediye edilen takı ve giyecekleri özenle saklar ve nişanlılığı süresince katıldığı düğün ve törenlerde bunları mutlaka giyer ve takar. Şimdilerde nişan ile düğün birleştirilmekte ve aynı anda yapılmaktadır.

XIX. yüzyılda gelin adaylarına beş birlik, gazi altın, tokalı altın, ayaklı altın çok ilgi görmüştür. Bu takılar Cumhuriyetin ilk yıllarında görülmüştür.

Nişan gününde takı töreni şu şekilde yapılmaktadır;

Oğlan tarafından ya da oğlanın arkadaşlarından biri -önceden kararlaştırdığı üzere- misafirlere ve nişanlanan gençlere yönelik bir konuşma yapar, hayırlı ve uğurlu olması dileğiyle kız ve oğlanın parmağına yüzük takar. Hayır, duaları yapılır.

Sesi gür ve ağzı laf yapan biri kız ve oğlanın yanına gelir. Bu kişiye "tellal" denir. Tellal sırasıyla oğlanın babasını, annesini; kızın babasın annesini çağırır. Bunlar ne gibi takı takacaklarsa gelip -genellikle nişan yüzüğü ve nişan bileziği- takarlar. Tellal sırasıyla gençlerin akrabalarından başlamak üzere, gelen misafirlerden hediyeleri takı cinsinden olanları taktırır, diğerlerinin de hediyelerini alarak masanın üstüne yığar.

Tellaldan başka kızın ve oğlanın yanında, bu hediyeleri kız ve oğlanın elbiselerine takan arkadaşları bulunur. Oğlanın arkadaşı ya da sağdıç takılan paraları oğlana, kızın yanındaki ise özellikle takı eşyalarını kıza takar.

Tellal herkesin hediye ve takısını, verenin kim olduğunu, mesleğini, gençlerle akrabalık derecesini tek, tek söyleyerek topluluğu yüksek sesle ilan eder.

Tellal kabiliyetine göre, esprilerle, rekabetle, sevk ile hediye verme işini kızıştırabilir.
Hediye verme işi bitince, gelen hediyeler tek, tek sayılır ve topluluğa ilan edilir. Şu kadar altın, şu kadar para, şunlar şu kadar, şunlar şu kadar diye...

Altınlar o anda kıza takılır. Para ya kıza ya da kızın babasına orada teslim edilir. Ayrıca o anda kızın annesine süt hakkı verilir. Bu husus bazı aileler arasında geçerlidir. Kız, oğlan, yakın akrabalar, tebrik edilmekle nişan töreni biter.

Eskiden nişan âdetinin mutlaka düğünden önce yapılması gerekiyordu. Fakat şimdi bu durum pek de dikkate alınmamaktadır. Özellikle düğünün son gününde yapılması daha tercih edilmektedir.

D) NİŞANLILIK DÖNEMİ

Kız ve oğlan nişanlılık döneminde birbirlerini görebilmektedirler. Bu dönemde kız ve oğlan kızın babası, ağabeyleri, yakın akrabalarının olmadığı yerlerde konuşabilmektedirler. Fakat hem kızın yakınları hem de oğlanın yakınları fazla görüşmemeleri sık, sık konuşmamaları konusunda telkinde bulunurlar. Nişanda mutlaka dini nikâhın yapılması gerekmektedir. Böylece hem kız hem de erkek bu bağ ile hayatlarını birleştirme konusunda tam fikir sahibi olurlar ve ileriye dönük düşüncelerini belirlerler. Fakat bu uzun uzadıya konuşmalar ve ortak kararlar alma şeklinde değildir.
Oğlan nişanlısı ile gizlice görüşmeye gittiği zaman, kız evinden birilerinin görmesi durumunda tartaklanıp, gözünün ve kafasının kırıldığı görülmekteymiş. Hatta böyle olan damat adaylarının taklitleri yapılarak gülünmektedir. Fakat bu durum ileride kız ve oğlan tarafı için herhangi bir sürtüşmeye sebep olmadığı gibi, yarenlik mevzuudur. Oğlan ailesi belirli zamanlarda "gelinlik görmeye" giderler. Giderken yanlarında gelinlik kızlarına altın, elbise, yiyecek ve diğer ihtiyaçları alınır. Ayrıca güçlerinin yettiği ölçüde kız ailesinin diğer fertlerine de hediyeler alabilmektedirler. Artık nişanlı kız, oğlan evinin kızıdır. Bayram günü oğlan evi hediyeler alarak gelinlik görmeye giderler.

Kurban bayramında da kurbanlık götürülmesi âdettir.

Ayrıca kız evine oğlan evinin ziyareti ile birlikte "gelinlik görme" âdeti bitince kız evi oğlan evine içinde hediyelerin, börek, çörek, tatlı, oğlana giyeceklerin vs. bulunduğu bir bohça hazırlayarak gider. İki aile bu yolla birbirlerini tanıma fırsatı bulur. Oğlan evi bu sıra da kız evi için bir ziyafet hazırlar. Bu âdet genellikle akşamüzeri yapılmaktadır.

Avşarlar arasında nişanlı erkekler için "oğlum tatlı gel" tabirini kullanırlar ki nişanlı erkeğe laf dokundururlar. Oğlanın da ufak tefek bahanelerle sık, sık kız evine gitmesini, daha evlenmeden önce aklının arkasını çaldırmamasını, kötü yanını vermemesini temin etmeye gayret ederler. Gaye oğlanın iyiliğinedir. Ayrıca oğlan bir altın takı, türlü yemişlerle sepet doldurarak nişanlısını görmeye gider. Yanında annesi ve kız kardeşi de bulunur.

Eski Avşar âdetlerinde nişanlılık devresi uzun sürerken günümüzde bu durum aileden aileye, mali duruma göre farklılık göstermektedir. Günümüzde nişanlılık devresinin genel olarak kısa sürdüğü gözlemlenmektedir.

E) DÜZEN DÜZME VE DÜĞÜN GÜNÜNÜ KARARLAŞTIRMA (GÜN KESME)

Avşarlarda düğün genellikle sonbaharda yapılır. Yaylalara beslediği hayvanlar satılacak, çift çubuk işleri bitecektir. Elde edilen ürünler satıldıktan sonra düğün hazırlıkları başlar. Düğünden önce, düğün günü kararlaştırıldıktan sonra "düzen düzme" vardır. Kız tarafının hazırlamış olduğu çeyizin yanına şehirden alınacak eşyalarla beraber geline alınacak giysiler de bulunur.
Düğün gününün tespit edilmesi için oğlan evi hediyelerle kız evine "gün kesmeye" gider. Burada kız evinin istekleri ön plandadır. Oğlan evi için müsait bir gün teklifinde bulunmadığı takdirde ortak kararlar alınır. Gün tespiti için oğlan evi birkaç defa kız evine gidebilir. Gün tarihinden başka kız evinin düğünle ilgili şartları ve istekleri belirlenir. İki taraf karşılıklı meşveret yoluyla düğün gününü ve düğün şartlarını belirlemiş olur.

Düğün günü kararlaştırıldıktan sonra, özellikle oğlan evi tarafından çevrede cenazesi olan ve üzüntüsü bulunan -Avşar deyimiyle; "hastası sayrısı bulunan"- kişilerden izin alınır. Bu evin yaşlıları ya da oğlan annesi, babası ve abisi tarafından mutlaka yerine getirilmesi gereken bir âdettir.
Düğünün ne şekilde yapılacağı, çeyiz vesaire neler alınacağı kız ve oğlan evi tarafından kararlaştırılır. Oğlan evi kız evine; "Saçımızı kes de gözümüzün önüne dök, hısım" der. Eğer kız evi işi zora koşuyorsa iyilikle tatlılığa bağlamaya çalışırlar. Kolayından halletmeye gayret ederler. Kız evine; " Hısım olduk..... ağa. Hasım olmadık ya. Düğün borcumuzu ve masraflarını öderken yarın senin kızın üzülecek, yorulacak emmi..." diye kızın babasına latifeler yapılarak onu ikna etmeye çalışırlar.
Düğün günü kesildikten sonra kız evi yatak, yorgan, döşek vs. yapmak üzere oğlan evinden yün ister. Kızın yakınlarınca yün türküler, maniler söylenerek dere kenarında yıkanır.

F) OKUNTU(OKUYUNTU) VE DAVET

Okuntu bir nevi düğüne davettir. Oğlan ve kız evi kendilerine yakın komşu ve akrabalarına düğünlerini ilan eden ve davetiye niteliğinde olan hediyeler dağıtırlar ki, kız evinin dağıttığı bu hediyelere "dürü", oğlan evinin dağıttığı hediyelere ve davetiyelere de "okuntu" veya "davetiye" denmektedir. Kız evinin dağıtacağı dürüyü oğlan evi alır. Kız evinin dağıttığı dürü, pırtı, kumaş, çit, gibi pırı pırtı niteliğindeki şeylerdir. Gönderilen kişinin yakınlık derecelerine göre pırtı, elbiseliğe yetecek kadar 3-4 metre olabilir. Oğlan tarafının dağıtacağı okuntu ise; su bardağı, çay bardağı, ağaç kaşık, eşarp, tülbent... gibi şeylerdir. Şimdi okuntu yerine ise matbaada basılmış davetiyeler kullanılmaktadır. Kız evinden ve oğlan evinden davet alanlar karşılığında bir şeyler verirler ki, bunlara da "okuntu pahası" denir. Okuntu mahalle ve köyden fakir bir kadın; böyle biri yoksa ailenin fertleri dağıtır. Fakir biri dağıtıyorsa, dağıtılan evler, okuntu dağıtana, buğday, un, bulgur gibi yiyecekler verirler.

Okuntu çok eskiden kalma bir tabirdir. Hun, Göktürk ve diğer eski Türk devletlerinin hakanları, maiyetinde bulunduğu halkını savaş vs. sebeplerle toplamak istediğinde onlara ya da kendine bağlı boy beylerine "ok" gönderirmiş. Bu sebeple okuntu (okuyuntu) tabiri ve geleneğinin eskiden beri yaşatıldığı görülmektedir.

Avşar düğünleri yardımlaşma ile olur. Kız evinin dağıttığı dürüye karşılık gelinin işine yarayacak hediye gider ki bunlar; kızın çeyizine konacak öteberi vesairedir.(kilim, çuval, battaniye, oda takımı, sofra takımı) Oğlan evine götürülecek hediyeler ise onların masraflarını karşılayacak nitelikte şeylerdir ki; bunlar da koyun, kuzu, sığır, para gibi şeylerdir. Koyun, kuzu gibi mallar oğlan evine düğünde yemek yapmaları için getirilir. Kız evine koyun, keçi, sığır ve para gibi hediyeler getirilmez. Oğlan evine getirilen malların hepsi düğünde kesilerek kavurma yapılıp yenir. Kız evine daha çok çeyize yarayacak eşyalar getirilir. Oğlan evine getirilen paralar getiren kişi tarafından oğlanın babasına verilir. Eğer oğlanın babası bulunmuyorsa oğlanın ağabeyine veya amcasına da verilebilir. Bu paraların düğün masraflarını karşılaması amaçlanır. Oğlan evine getirilen hediyeler şahıs olarak verilebileceği gibi bir kabilenin ortaklaşa olarak hazırladığı da verilebilir.

F) ÇEYİZ (ÇEHİZ) VE ÇEYİZE BAKMA

Avşar kızları küçük yaştan itibaren kendileri için çeyiz hazırlamaya başlarlar. Çeyiz, evlendikleri zaman kendi evlerine götürmek ve kullanmak için özel olarak yaptıkları dantel, örgü, yorgan, yatak, yastık, kilim, giyecek vb. eşyalardır. Ayrıca genç kızlar hazırladıkları çeyizleri sandık içi denilen ince işlerle çoğaltırlar.

Çeyiz düğünden iki üç gün önce kız evinde özel olarak hazırlanmış bir odaya serilerek çeyize bakmaya gelen kimselere gösterilir. Burayı gelinle birlikte akrabaları ve arkadaşları süsleyerek dekore ederler. Çeyize bakmaya gelen kadın ve kızlar halı, kilim, battaniye vb. ev eşyası cinsinden hediyelerle birlikte gelirler. Düğün günü veya bir iki gün önce çeyiz kız evinden alınarak oğlan evine götürülür. Bu arada verilen eşyaların neler olduğu ve değerleri iki nüsha halinde şahitler önünde yazılır ve birisi kız evine diğeri de oğlan evine verilir.

Oğlan evi de geline aldığı çeyizlik eşyaları ve ev eşyalarını damadın annesi tarafından çevredeki kadın ve kızlara gösterir. Özellikle oğlan evi oturma odası ve misafir odasını kurarken kız evi yatak odasını kurar. Kız evi bunun dışında evi estetik açıdan güzelleştirecek dantel, oya, örtü vb. eşyaları da hazırlar.

H) DÜĞÜN

Düğünler genellikle sonbahar aylarında yapılmaktadır. Fakat bazı yerlerde düğünü olan ailelerin çoğunun akrabaları yurt dışında bulunması bunların yaz aylarında Türkiye'ye izne gelmeleri, yaz ayları havanın sıcak olması (düğünler genellikle dışarıda, boş alanlarda ve çayır çimenlerde yapıldığından), düğünlerin yaz aylarında yapılmasına sebep olmaktadır.   

 1.Düğün Yemeği:

Avşarlarda düğün yemeğinin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Kuru kuruya düğün yapılmaz. Düğün süresince kazanlar dolusu etli yemekler, etli pilavlar, kavurmalar hiç eksik edilmez. Daima hazır bulundurulur. Yemeklerin yanında ayranlar (katık-çalkamaç) boldur.

Yemeklerin çoğu etli olarak hazırlanır. Çünkü akrabalar, aile dostları tarafından hediye olarak getirilen koyun, keçi, kuzu gibi mallar hemen kesilerek yemeklerin içine katılır.

Düğün evine gelen misafire hizmet büyüktür. Düğünün birinci günü öğle vakti oğlan evine komşular, akrabalar davet edilir. Düğün yemeği düğünün başladığına işaret eder. Düğün yemeğinden sonra, gelen misafirler düğün sahibine "bayrağın hayırlı olsun" der. Düğün sahibi de "darısı kızına oğluna olsun ya da darısı başına olsun, Allah razı olsun" gibi hayır dualarında bulunulur.

2.Düğün Bayrağının Kalkması ve Avşar Düğünü:

Düğün bayrağı pazartesi veya perşembe günleri kaldırılır. Bu günlerde bayrağın kalkması Avşarlar arasında, pazartesi ve perşembe günlerinin mübarek görülmesinden dolayıdır. Perşembe günü düğünün başlaması durumunda gelin pazar akşamı oğlan evine iner. Pazartesi başlaması durumunda gelin perşembe günü (deri günü) oğlan evine iner. Her iki durumda da gelinin inmesi kutsal ve sevap gecelere rastlamaktadır. Bayrak kalkmadan önce oğlan evi köyde ölen varsa sahibinden müsaade alır. Yeniden taziye yapılmaktadır. Buna "yas alma" adı verilmektedir.
Pazartesi ve Perşembe camiden çıkan cemaat hoca ile birlikte düğün evine gider ve düğünün yapılacağı evin önünde, kapı yanında, sağ tarafa bir çukur kazılır. Evden daha yüksekte çevreden rahatlıkla görülebilecek bir direk ucuna birkaç tavuk teleği batırılan elma ya da soğan, direğin tepesindeki sivri uca saplanır. Buna "tozzak" adı verilir. Bu tozzağı düşürüp, gelin oğlan evine indiği (geldiği) vakit geline veren bahşiş alır. Tozzağın anlamı kurulan ailenin sağlam temellere oturtulmasıdır. Soğanın kök salması bu durumu sembollendirir. Bayrak direğinin bir yere oturtulması için çukur kazılır. Çukurun yanında bir kurban kesilerek kanı bu çukura akıtılır. Bu kanın anlamı; kaza ve belalara karşı emniyet ve koruyucu bir unsur olmasıdır. Bayrak dikildikten sonra zincir ile duvara bağlanır ve zincir kilit ile vurulur. Bu kilidin yeni ve parlak olması önemlidir. Anahtarı ev sahibi yani düğün sahibi saklamalıdır. Kilit yine kilitleyen tarafından açılmalıdır. Bu anahtar ise bekâretin simgesidir. Kilidin gerdek gecesi açılması gerekmektedir.

Bayrağın kaldırılması akabinde öğle yemeği yenir. Bundan sonra davul kovgun, kovgun, zurna ezgin, ezgin önce bir uzun hava çalar. Ardından neşeli havalar çalmaya başlar. Oradakiler halay çekmeye başlarlar. Halaydan başka seyirlik oyunlar da oynanır. Düğünün birinci günü başlamış olur.
Düğünlerin eğlence ağırlıklı olmasının temelinde "murada alma, murada erme, bu mutluluğu yaşama" düşüncesi yer almaktadır. Geniş bir kitle çalgısız, davulsuz, zurnasız düğün yapılmasını başkalarına göre aşağılık olarak nitelerler. "Benim kızım dul mu da davulsuz, zurnasız gelin olacak..." itirazını yaparlar. Veya "Oğlumu Bir daha mı evlendireceğim?" anlayışıyla hareket ederler. "Düğüne giden oynar, ölüye giden ağlar..." anlayışıyla her türlü alışkanlıklarının da hoş görülmesini isterler. Sıkıştıkları zaman da "Zamane ne yapalım? Söz geçiremiyoruz" derler.

Oynarlar, gülerler oğlan tarafı ve oğlan yakınları. Sevinenler için mutlu gün olarak görülür düğün. Murad alacakları gündür onlar için düğün. Çatlasın düşmanımız.

Sevinsin dostlarımız denircesine oğlanın bilhassa bacıları, erkek kardeşleri ve enişteleri düğünde pervane gibi dönerler. Hizmet ederler, coşarlar, koştururlar. Düğüne gelen davetlilerin hediyeler düğün evinin şerefi demektir. Çünkü hediyeyi getiren kişi aynı zamanda kendi şerefini de düşünmek zorundadır. Getirilen hediyeler genel olarak koyun, keçi ve sığır gibi kesim mallarıdır. Bu hediyeleri üç beş kişi ortak olarak ta getirebilir. Bunun yanında tek başına tosun getirenler de vardır. Düğüne gelenler sanki bu gelişlerini gösterircesine veya düğün evini şereflendirircesine gelmeden, uzaktan silah sıkarlar. Düğüne gelen kişiyi, düğünde hizmet edenlerden biri koşarak karşılar. Getirdiği hayvanı elinden alarak ahıra götürür. Gelenin şerefine davul ve zurna karşılama havasını çalarlar. Davul ve zurnacı geleni karşılama havasıyla eğilerek, bükülerek "hoş geldiniz" imajı ile selamlarlar. Buna Avşarlar arasında "şabeleme" adı verilir. Misafiri düğün sahibi karşılar ve evliliğe (büyük oda) otururlar. Durmadan çalan davul ve zurna böyle karşılama durumlarında genelde "köroğlu havasını" övgüyle çalarlar. Bu saygı ve şeref çalgısı olarak da bilinen bu çalgının susturulması, misafirin şerefini de düşünerek vereceği bahşişten sonra başlar. Davul-zurna gittikten sonra hoş geldin kahvesi getirilir. Bir fakir tarafından düğün evinde hizmet niteliği demek olan bu kahveciye de bahşiş verilmesi âdettendir. Düğüne iştirak böylece tamamlanır.

Düğünün ikinci günü, düğünün ilk gününe nazaran daha şenlikli ve eğlenceli geçer. Davul-zurna eşliğinde halaylar çekilir. Ayrıca kadınlar ve kızlar kendi aralarında, ev içerisinde çağırdıkları türkülerle de halay çekerler. Erkekler ise davul-zurna eşliğinde halay çekerler, toplu ve ikişerli oyunlar oynanır, yaşlılar kendilerine ayrılan odalarda düğün muhabbeti yaparlar.

3.Kına Gecesi ve Kına Yakma

Düğünü üçüncü günü ikindi vakti oğlan evi, yengeler, bir kısım akraba ve dostlarla kız evine kına yakmaya giderler. Bunlar arasında daha çok kadınlar yer alır. Oğlan evinden gelenler kız eviyle birlikte akşama kadar oturur, sohbet eder, çalıp oynarlar. Karşılıklı türküler ve maniler söylerler. Söylenen maniler çeşitlidir. Buraya alınan maniler kızların ve yengelerin daha fazla oynamasını teşvik etmek amacıyla söylenen manilerdendir;

Kız tarafı:

Sizde de elek

Bizde de elek

Yengeler köpek

Kalksın oynasın

Oğlan tarafı:

Sizde de elek

Bizde de elek

Yengeler melek

Kalksın oynasın

Kız tarafı:

Sizde de Eşe

Bizde de Eşe

Yengeler şişe

Kalksın oynasın

Oğlan tarafı:

Sizde de Eşe

Bizde de Eşe

Yengeler paşa

Kalksın oynasın

Daha sonra "Bire anam kalkın oynayın" diye birbirlerini oyuna davet ederler. Yengeler kız evine gelirken "kına yemişi" denilen öteberi getirirler. Kızı süsler, kınayı hazırlarlar. Yenge: kadınlardan oluşan, oğlan evinden kız evine gelen, kızı süsleyip kınayı hazırlayan ve yakanlara denir.
Kına yakmak için kızın babasından müsaade istenir. Daha sonra anne ve babası sağ olan bir yengenin kınayı yakıp özemesi karması gerekir. Tepsiye kınalar top, top dizilerek üzerine mumlar konur. Yengeler kadınların bulunduğu odaya gelin olacak kızı getirirler. Kadınlar halka vaziyeti alırlar ve halkanın ortasına yastık ya da sandalye konulur. Gelin olacak kızın başının üstünde kına tepsisi tutularak genç kızların türkü söylediği alana getirilir. Daha sonra davul- zurna kına havası çalarak kına yakılmaya başlanır. Kına gecesi ağıtları söylenir. Gelin olacak kız, annesi ve arkadaşları ağlarlar. Kına yakıldıktan sonra topluluğa "kına yemişi" dağıtılır. Kız evinden gönderilen kına ile oğlanın eline de kına yakarlar.

Kına yakılırken söylenen ağıtlardan bazıları şunlardır:

Kız anası kız babası,

Başında mumlar yanası,

İşte koyup gidiyorum,

Büyük ev ıssız kalası.

Baba kızın çok muyudu?

Bir kız sana yükmüyüdü?

Kırılası emmilerim,

Hiç oğlunuz yok muyudu?

Baba ekinin bitti mi?

Kardeş ekmeğin arttı mı?

İşte koyup gidiyorum,

Elkızı keyfin yetti mi?

Elimi yuduğum arklar,

Belimi verdiğim dutlar,

Onu da göresim geldi,

Yolladığım koca itler.

Atladım geçtim eşiği,

Sofra da buldum kaşığı,

İşte koyup gidiyorum,

Büyük evin yakışığı.

Bindirirler Arap ata,

Dönderirler yüzüm öte,

Savuşturun eşim kızlar,

Yedi oluktan daha öte.

Ben giderim görünerek,

Siz kalınız yerinerek,

İşte geldim gidiyorum,

Sılayı terk ediyorum.

Çattılar ocak taşını,

Koydular düğün aşını,

Ağlatmayın kızlar şunu,

Silin gözünün yaşını.

Bindiğim atlar etlensin,

Gittiğim yollar otlansın,

İşte geldim gidiyorum.

Anam taş olsun katlansın.

Don yuduğum yastı,

Ariştiğim kabardışlar,

İşte geldim gidiyorum,

Hep birikin yarendaşlar.

Gıcılar kavak gıcılar,

Kavak değil oduncular,

İşte geldim gidiyorum,

İşte geldi kınacılar.

Yukarıdaki verilen kına ağıtlarından başka şu ağıtlar da Kayseri Avşarları arasında oldukça yaygındır:

Bir incecik su bulanır.

Öğnük bağım dört dolanır.

Ana besler, el gönenir.

Var git ağlaya, ağlaya

Bir incecik su akıyor.

Akar fırlanı, fırlanı

Bir anasız kız çıkıyor.

Ağlar korlanı, korlanı.

Şu göveren ekin sandım.

Ekin değil purçağımış,

Kız anadan ayrılması,

Yalan değil gerçeğimiş.

Atladım geçtim eşiği,

Sofrada kaldı kaşığı,

Büyük evin yakışığı,

Kız anam kınan kutlu olsun.

Bu ağıtlar söylendikten sonra ya ağıt aralarında ya da kına yakılırken salâvat getirilir. Kına tepsisi gezdirilerek kadınlar ellerine kına çalar, erkekler ise serçe parmaklarını kına tepsisine batırırlar.
Damadın kınasının yakılması esnasında ise orada bulunan gençler tarafından damat ve sağdıçlar yumruklanır ve eziyetlere uğratılır. Damadın herhangi bir eşyası veya kendisi çalınmak istenir. Sağdıçlardan da kurtarılması istenir. Böylece neşe ve eğlence içerisinde damada da kına yakılır, dualar edilir.

4. Gelin Alma- Gelin Getirme- Gelin İndirme:

Düğünün dördüncü günü sabahı gelini getirmek için "seğmen alayı" toplanır. Seğmenler oğlan evinden gelin kızı almak için giden topluluktur. Buna ayrıca "gelinci" de denir. Eskiden gelini almak için at götürülürmüş. Gelini almaya giderken yolda salâvat getirirler. Kız evine yaklaşıldığı zaman oğlan evinin bayraktarı ile kız evinin bayraktarları birbirleri ile karşı karşıya gelerek soru sorarlar:

Nereden gelip nereye gidiyorsun?

Oğlan evinin bayraktarı:

Hazırlardan gelip hızırlara gidiyoruz.

Kız evinin bayraktarı:

Hazırlar kim? Hızırlar kim?

Oğlan evinin bayraktarı:

Hazırlar sizsiniz. Hızırlar bizik.

Kız evinin bayraktarı:

Bir nedir?

Oğlan evinin bayraktarı:

Allah

Kız evinin bayraktarı:

Beş nedir?

Oğlan evini bayraktarı:

İslam'ın beş şartı

Kız evinin bayraktarı:

On beşinde kocada, otuzunda genç nedir?

Oğlan evinin bayraktarı:

Ay.

Kız evinin bayraktarı:

Bir kağnıda kaç delik vardır?

Oğlan evinin bayraktarı:

46. Bu türden sorular sorulabilir. Bayraktarlık geleneği Türklerde Orta Asya'dan beri gelme geleneklerdendir. Boylar birbiriyle savaşma yerine içlerinden birer kişiyi çıkartıp onları karşılaştırırlar. Bir nevi onlar kendi boylarını temsilen birbiri ile yarışırlar. Kız evinin bayraktarı oğlan evinden bir şeyler almak için her türlü soruyu sorarlar. Sorular zordur. Bilseler de bilemedin derler. Oğlan tarafı soruyu bilmezse, bayrak değiştirmek için mecburen "Yolumuzunan yoldayız" derler. Bir şey verilmez. Fakat kız tarafı zora koşarsa istediklerini alabilir. Böylece bayrak değiştirme olayı da tamamlanmış olur. Bayrakların değişimi ile taraflar arasındaki o tatlı sert gerginlik de sona ermiş sayılır. Ancak bayrak sorusunda ceza almış biri varsa, bir şakalaşma ortamı içinde, o kişinin de cezası yerine getirilerek düğün renklendirilir.

Düğünün neşesi, coşkusu devam ederken kız evi oğlan evine devamlı cezalar uygular. Tekere sararlar ki, bir yokuştan aşağı koyururlar, suya atarlar, çamura ve diğer pisliklerin içine bulaştırılır ve oğlan evi bu cezaları güler yüzle, büyük bir sabırla karşılarlar.

"Kız evi naz evidir" Ayrıca kız evinde birikmiş topluluk içinde seğmen uşağı denilen gelinci alayına tıraş çekerler. Ama bu tıraş yarenliktir. Jilet, kör bir bıçak, demir kürek ve ağaç kürekten ibarettir. Ahırda kullanılan ağaç kürek ayna olarak önüne konulur. Su kabı; tezektir. Fırça; süpürge, ahır calbasıdır. Bulaşık suyunu su olarak kullanırlar. Tıraş olmaktan kaçarlar. Ceza çekmekten korkarlar. "Ancak cezamız ne ise çekelim veya tıraş kalsın ücretini verelim" denir ve cezadan kurtulunur.

Sabahtan kız evine gelen yengeler gelin kızı hazırlarlar. Gelin kapıdan çıkarken anne, baba ve kardeşleriyle vedalaşır. Gelinin gelinliğinin üzerinden beline taktığı kırmızı ipekten kuşağın erkek kardeşi tarafından bağlanması namusu simgelemektedir. Gelin çıkmaya hazırlanırken gelinin küçük kardeşlerinden birisi kapıya durur. Buna "kapı yolu" denir. Ya da çeyiz çıkarken sandığa oturur. Buna da "sandık yolu" denir. Bu çocukları sevindirmek amacıyla yapılan âdettir. Sandık ve diğer çeyizler oğlan evine götürülürken tek, tek bu eşyalar iki kâğıda yazılır ve fiyatları belirlenir. Bu kâğıt iki kişi tarafından imzalatılır. Avşarlardaki "çeyiz yazma geleneği" dinimizde kadının hakkı olan "Mihir" konusunu göstermektedir. Kadına verilmesi gereken mihiri hemen hiç kimse bir şey bilmemektedir. Bu âdet sayesinde kadına verilmesi dinimize göre şart olan mihir işi de yapılmış bulunmaktadır.
Davul- zurna "gelin havasını" vururken iki tarafta da heyecan artmaya başlar. Ancak gelinin kapıdan çıkartılıp ata ya da günümüzde çoğu kez arabaya bindirilmesi hiç de kolay değildir. Artık bunlar kız evinin son nazı... ve düğün alayı bu defa gelinle birlikte yola koyulur. Erkek tarafı birçok tatlı eziyete uğrayıp, hayli ceza ödemesine rağmen, gelini alarak anıyla- şanıyla, teliyle- puluyla oğlan evine götürmektedir. Bu coşkunluğu arada sırada havaya sıkılan silah seslerini karşılaması olağandır.
Gelin giderken köyün mezarlığı üç defe dolandırılır. Bunun anlamı ölene kadar birlikte kalmaları ve birbirlerine bağlı olmalarıdır. Ayrıca ölümü unutmamaktır. Gelin oğlan evine yaklaştığı zaman gelinin yüksüğü kaçırılır. Bunu damada götüren ilk kişi bahşişini alır. Tabi bu âdet özellikle arabalarla gelini getirme sonucu unutulmaktadır. Gelin alayı yolda giderken çobana rastladığı zaman yolları kesilir. Çoban geline koyun verir, gelin koyunu alır da atarsa koyun kendinin olur. Atamazsa çobana hediye verir. Bu âdette "yiğitlik ve beslenmeye" verilen önemi göstermektedir. Bu âdete "koç atımı" adı verilir.

Gelin kapıya geldiği zaman ise kucağına oğlan çocuğu verilir. Bunun anlamı doğuracağı çocuğun oğlan olmasıdır. Gelin oğlan evine gelince attan veya arabadan inmez. "Gelin attan inmiyor. Kaynanası, kayınbabası ne veriyor." Derler ve kaynana ve kayınbaba hediyelerini söylerler. Gelin inmeden ayağının önüne kurban kesilir. Kurban kanından gelinin alnına çalınır. Damın başına çıkan birisi bozuk para ve yemiş karışımı, buğday dolu bir çerezi gelinin başından saçarlar. Bu âdetin anlamı; gelinin rızkının bol olacağına işarettir. Gelin oğlan evine girerken kilimleri toplayarak girer. Bu âdetin anlamı;"Ben bu eve hizmet için geldim" demektir. Gelinin kaynanası elinde tuttuğu Kur'an-ı Kerim'i kapıdan geçerken gelinin tepesinde tutar. Anlamı; "Gelinin Kur'an yolundan ayrılmamasıdır." Gelin kendi evinden bir bardağı, şişeyi veya cereyi kırar. Kapının üstüne sokulan oklava ve hançer gibi şeyleri yerinden çıkartır. Bunun anlamı; gelinin becerikliliğini ölçmektir. Gelinin içeri sağ ayağı ile girmesi sevaptır.

Atından ya da arabadan inen gelin "evlik" odasına götürülür. "Yüklük" denen yatak yığıntısının önünde bekletilir. Buna "gelin süzülmesi" denir. Kadınlar ara sıra duvağını kaldırarak süzülen geline bakarlar. Burada oyunlar oynanarak "gelin övme denilen türkü ile gelin övülür. Bu övgü;

Giydiğin atlas gelinim, giydiğin atlas

İğneler batmaz gelinim, iğneler batmaz

Yar sensiz yatmaz gelinim, yar sensiz yatmaz

Sen sefâ geldin gelinim, gelmen kutlu olsun

Yârenim yoldaşım bacım,

Ağzın tatlı olsun.

Bunun dışında övücü maniler de söylenir;

Maraş'ta gelinim kına

İn pınara gelinim pınara

Sevdiğin suna gelinim suna

Ağzın tatlı olsun gelinim.

Maraş'ta çizme gelinim çizme

Halaka gezme gelinim çıkma

Sen sefâ geldin gelinim sen sefâ

Ağzın tatlı olsun gelinim.

Halburda üzüm gelinim üzüm

Nişanlın uzun gelinim uzun

Sen sefâ geldin gelinim sen sefâ

Ağzın tatlı olsun gelinim.

Halburda kepek gelinim kepek

Nişanlın köpek gelinim köpek

Sen sefâ geldin gelinim sen sefâ

Ağzın tatlı olsun gelinim.

Bu arada gelin odası düzeltilir. Akşam misafirler topluca yemek yerler. Damat bu arada saklanır. Büyükler damadı getirin derlerse, yatsı namazına topluca camiye gidilir. Camiden çıkınca dualar ve ilahilerle eve gelinir. Geçler kendi aralarında damadı öven sözler söylerler(özne övme);

Sıra, sıra söğütler

Birbirini öğütler

İzin versin yiğitler

Ben beğimi överim

Överim de överim

Hayırlı olsun diyelim.

Sıra, sıra yük taşı

Sırmalı yüksük taşı

İzin versin kız kardeşi

Överim de överim

Hayırlı olsun diyelim. Sıra sıra sokular

İzin verin fakılar

Ben beğimi överim

Överim de överim

Hayırlı olsun diyelim. Bu sırada evde, daha önce davet edilen imam bulunur. Hafif bir yemek yenir. Sonra müsaade alınarak damada sarık sarılır. Nişanda kıyılan nikâhtan ayrı olarak imama tekrar dini nikâh kıydırılır. Gelin nikâh kıyılırken gelmez ve vekâletini birisi alır. Nikâh kıyıldıktan sonra çerez yenir. Damadın başındaki sarık çıkarılarak ortaya konur. Sarığı ve bıçağı kaldıranlar ayrı, ayrı hediyeler verirler.

En büyük hediyeyi sarığı kaldıran verir.

Bu günde damada kötü şakalar yapılır. Özellikle eşyaları saklanır. Bu yüzden sağdıçların çok dikkatli olması gerekir.     

  5.Sağdıçlık ve Sağdıçlar:

Düğün müddetince damada yardımcı olan ve koruyan; biri evli diğeri bekâr olan iki kişi görev alır. Damat düğün süresince konuşmaz, ihtiyatlı ve ağır başlı hareket ederler. İhtiyaçlarını sağdıçların kulaklarına fısıldayarak karşılar.

Damadın eşyalarını (yüzük, mendil, saat, ayakkabı...) saklayarak hediye almak isteyen gençlerin bu hareketlerine meydan vermemek için sağdıçlar çok uyanık ve tedbirli olmak mecburiyetindedirler. Aksi halde bu cezaları sağdıç karşılar. Damadın kaçırılması ve saklanması gibi hallerde damat karşı koyamaz ve itaat eder. Damadın âdetlere ters düşen herhangi bir hareketi, oradaki arkadaşları tarafından cezalandırılır ve bunu damat karşılar. O sebeple sağdıçlar hem kendileri uyanık ve tedbirli olacaklar, hem de damada âdetleri öğreteceklerdir. Sağdıçlar damadı koruyup kollayacaklarından dolayı genellikle yakın akrabalarından ve samimi arkadaşlarından seçilir. Evli sağdıç ayrıca damada evlilik ve gerdekle ilgili bilmesi gerekenleri de öğretir.       

6.Gerdek (Özne Koyurma- Özne Bırakma):

Damat kızın bulunduğu odaya girmeden önce kadınlar bu konu hakkında kısa bilgiler verirler. Damadın arkadaşları daha sonra kapı önünde özneyi sırtına hafif yumruklar indirip tebrik ederek, gelinin bulunduğu odaya doğru iterler.

Damat gelinin yüzünü açmak için "yüz görümlülüğü" denen hediye verir. İki kadın kapıyı terk etmez. Ayrıca iki erkek de evi dışarıdan muhafazaya alır. Eğer gerdek olumlu sonuç vermişse, damat iki el silah sıkar. Karı koca olunduktan sonra bayrağın kilidi açılarak bayrak indirilir. Yengeler durumu öğrenmek için yeni evlilerin yattığı yere varırlar. Bu arada akşam yemek sırasında orada bulunanlar tarafından sinide toplanan bu para çarşafın altına konur. Bu para çarşafı toplayan yengelere bahşiştir. Birkaç gün sonra gelinin kaynanası yakınlarının ve komşularının hanımlarını toplayarak gelinin kirli çarşafını gösterir. Bu sayede ileride olabilecek dedikodu önlenmiş olur.

7.Gelinlik Etme:

Gelin evdeki ilk günlerinde kayınbabası ve diğer aile büyükleriyle konuşmaz. Hatta onların bulunduğu yerde konuşmamaya dikkat eder. Burada gelinin utanmasıyla birlikte büyüklerine saygı duyması gözlemlenmektedir. Gelin onlardan önce katıldığı gibi onlardan sonra kalkar. Aynı sofrada fazlaca yemek yemez. Kayınbaba bir müddet sonra gelinin bu itaat ve saygısına bir hediye alır ve konuşmasına izin verir(tarla, inek, koyun...)

KAYNAK 1: ELVAN YALÇINKAYA KAYNAK 2: MEMDUH YAĞMUR (Avşarlar ve Avşar Düğünü belgeseli İst Üni. Sosyal Bil Ens Radyo Tv Böl.1993 Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi)
Hava Durumu
Anlık
Yarın
17° 28° 11°