DADALOĞLU DERNEĞİ

1 - AVŞAR AĞITLARI

AVŞAR AĞITLARI

Ağıt ölen bir kişinin hakkında söylenen türküdür. Ağıt türü, konusu itibarıyla acıklı olmasına rağmen Türk toplumunda bu türün farklı amaçlarla da söylendiği görülmüştür: Bazı metinlerde ağıt, ağlatmaktan daha farklı bir işlevi, yergiyi, dile getirdiği için bu türe mizahî unsurların katılmasına sebep olmuştur. Bu bakımdan ağıtlar, fıkralar ve köy seyirlik oyunlarıyla iç içe girmiş vaziyettedir. Çalışmada farklı unsurlara sahip bu ağıtlar incelenecektir.

Halk Edebiyatı türlerinden olan ağıt, ?insanoğlunun ölüm karşısında veya canlı-cansız bir varlığını kaybetme, korku, telâş ve heyecan anındaki üzüntülerini, feryatlarını, isyanlarını, talihsizliklerini düzenli-düzensiz söz ve ezgilerle ifade eden türküler şeklinde tarif edilmektedir (Elçin 1986: 209). Tanımdan da anlaşılacağı gibi, ağıt söyleme/etmenin öncelikle bir geleneğinin olduğu görülmektedir.

Ağıt yakma geleneği, zaman içerisinde ağıt türüne ait metinlerin sabitlenmesini sağlamış olmalıdır. Bu sabitlenmede, ezgi de önemli rol oynamaktadır. Ağıtların konusu öncelikle ölüm, ikinci planda ise ayrılıktır. Düğünlerde söylenen kına türküleri ile gençleri askere uğurlarken söylenen türkülerde de ayrılık konu edilmektedir. Dolayısıyla bunları da birer ağıt olarak kabul etmek gerekecektir.

Ölüm ile ayrılığın verdiği acı ve ıstırabın dile getirildiği ağıt metinlerinde mizahî bir karakter acaba mevcut mudur? Bu soru, şayet cevaplanabilirse, gerçekten önemli görünmektedir. Yazımızın sonuç kısmında, bu yazıda incelediğimiz metinlerin türe ait niteliklerini açık bir biçimde ortaya koyabilmek için, fıkra türü ve bu tür etrafında oluşmuş bazı kavramların tanımlanmasına ihtiyaç vardır:

Fıkralar, kısa ve özlü anlatımı olan nükteli ve güldürücü hikâyeler olup, bunlar daha ziyade sözlü edebiyatın malıdır. Fıkralar, anlatımı sırasında kelimelerin seçimi, tasvir biçimi, diyalog çatısı, konu seçimi ve hedef belirlemesi ve küçük hacimli kompozisyonu ile diğer Halk Edebiyatı türlerinden ayrılır(Yıldırım 1998: 221). Nükte, iyi düşünülmüş, ince ve örtülü manalar taşıyan, yarı şaka yarı ciddi sözlerin genel adıdır ve nüktede gülme, amaç değil sadece bir araçtır (Tural 1993: 119). Lâtife, hoş bir anlatımla dinleyeni o atmosferin içine sokabilen bir tahkiyeli tür? (Tural 1993: 122); nekre ise hoşa giden gülünç, tuhaf, ince bir alay taşıyan sözler söylemek, hikâyeler anlatmak anlamına gelmektedir ve bizler nekrede sadece sözü anlatan kişiye güleriz (Tural 1993: 119). İroni, anlatılmak istenenin aksini söyleyerek alay etme, satir, hüküm verirken var olan kini gösteren, birine ya da bir şeye karşı alay etmek suretiyle hücum, humor ise fizikî, kültürel ve psikolojik yönleriyle karmaşık bir varlık olan insanın sosyal ilişkilerinde yüklendiği fonksiyonla önem kazanmak anlamlarına gelmektedir (Eker 2003: 65).

Fıkra türü ile ağıt türü, icra töresi/geleneği bakımından karşılaştırılabilir: Bunlardan ağıtın bir icra geleneğinin, eski yuğ törenlerinden bugüne kadar oluştuğu görülmektedir. Bu icrâ geleneği bir anlamda ağıt türünün şekil, müzik vb. özellikler bakımından bazı karakteristik özelliklerinin belirginleşmesini (sabitlenmesini) sağlamıştır. Fakat fıkra türü için böylesi bir icrâ töresinin varlığı düşünülemez; çünkü fıkralar bir sohbet esnasında daha ziyade örnek göstermek maksadıyla anlatılmaktadır. Bu yüzden fıkraların tür olarak şeklî anlamda ağıt gibi bir kalıplaşmayı gerçekleştirdiğini söylemek zor olsa gerektir.

Üyelik Girişi
Hava Durumu
Anlık
Yarın
21° 34° 16°