DADALOĞLU DERNEĞİ

1-MUSUL ATABEYLERİ (1127-1262)

MUSUL ATABEYLERİ (1127-1262)

Afşarlar ilk olarak XI. yy sonlarına doğru Aksungur idaresinde Suriye’ye gelmişlerdir.[1][83] Aksungur Oğuzların Afşar boyu beylerinden Alturgan Bey’in oğludur.[2][84] Aksungur’un Kıpçak asıllı olabileceği söylenirken[3][85], kesinlikle Afşar olmadığı da iddia edilmektedir.[4][86] Büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah’ın memluku olan Aksungur, idaresindeki Afşarlarla birlikte önce Alparslan’a ve onun ölümüyle Melik-Şah’a bağlı bulundu. Melik-Şah’ın Suriye seferine katıldı. 1085 yılında Musul’u ele geçirerek Ukayli Hanedanlığı’na son verdi. Halep’in fethi sonucu Kasımü’d-devle unvanı ile Halep valiliğine getirildi (1087). Melikşah Suriye’nin yönetimini kardeşi Tutuş’a bırakarak onu Mısırdaki Fatımilere karşı seferle görevlendirdi. Aksungur ile Urfa emiri Bozan’ın kuvvetleriyle Tutuş’a katılmalarını istedi. Ancak, ordu Trablus-Şam’a gelince Tutuş ile arası açılan Aksungur ordudan ayrıldı. Tutuş ise seferden vazgeçip geri dönmek zorunda kaldı. Melik-Şah’ın ölümüyle (1092) saltanat mücadelesine atılan Tutuş önce Halep üzerine yürüyerek Aksungur’u itaat altına aldı. Fakat Tutuş’la arası bozuk olan Aksungur, Bozan ile birlikte Selçuklu tahtının asıl varisi olan Berkyaruk’un tarafına geçti. Tutuş, Berkyaruk ile savaşı göze alamayıp Suriye’ye döndü. Bir müddet sonra Halep’e gelerek kritik bir zamanda kendisine ihanet ettiğini düşündüğü Aksungur’a savaş açtı. Berkyaruk’tan yardım göremeyen Aksungur yenilerek Tutuş tarafından öldürüldü.[5][87]

Aksungur’un ölümüyle yerine oğlu Musul Atabeyliği’nin kurucusu olan Zengi’nin geçtiğini görüyoruz. Irak Selçuklu Sultanı Mahmut, Zengi’yi 1127’de Musul Valisi ve iki oğluna Atabek tayin etti. Zengi bundan sonra İmade’d-Din lakabıyla anılmaya başlandı. Zengi Musul’a hakim olunca büyük ve güçlü bir Türk devleti kurmaya çalıştı.[6][88] Bu dönemde İslam dünyası Haçlı Seferleri ile uğraşıyordu. Zengi, Haçlılar ile tesirli mücadelenin ancak siyasi birlik ile mümkün olacağını idrak eden ilk Türk devlet adamıdır.[7][89] Bu sebeple Sincar, Habur ve çevresini, Nusaybin ve Harran’ı ardından da Halep’i ele geçirdi (1128). 1130’da Hama’yı aldı. Aynı yıl, Artukluları yenerek Kuzey Suriye ve Güney Doğu Anadolu’da hakimiyetini sağlamlaştırdı. Daha sonra Türkmenlerin yaşadığı Şehr-i Zor (Kerkük) bölgesini (1139) ve Kürt reislerini yenerek Hakkari civarını egemenliği altına aldı. Günümüzde Irak’ın kuzeyinde sınırımıza yakın olan İmadiye şehrini o kurmuştur.

Artukluları tekrar yenerek Amid’e (Diyarbakır) girdi ve adına hutbe okunmak suretiyle şehri geri verdi (1141). Akabinde Böri Atabeyliğine de hakimiyetini kabul ettirdi. Haçlılar ile mücadelesine gelince, 1130’da Kudüs Kralının da olduğu Haçlı kuvvetlerini yenerek Esarib kalesini zaptetti. Savar komutasındaki ordusu Kudüs Kralı Foulque idaresindeki Haçlıları ikinci kez mağlup etti (1137). Ardından ülkesini ikiye ayıran ve önemli ticaret yolları üzerinde bulunan Urfa Haçlı Kontluğunu fethetti (24 Aralık 1144). Urfa’nın düşmesi II. Haçlı Seferi’nin yapılmasına sebep oldu. Zengi, Selçuklular ve Abbasi halifeleriyle de zaman zaman bozuşmuş olsa da genelde iyi ilişkiler kurmuştur.[8][90] Görüldüğü gibi o bir taraftan Mezopotamya ve Kuzey Suriye’yi tek hakimiyet altında birleştirirken, bir taraftan da Haçlılara karşı başarılı savaşlar yaptı. Bu yolda İslamlığın zinde kuvvetleri olan Türkmenlerden geniş ölçüde faydalanmasını bildi. Zengi Ukayliler’in elinde olan Caber kalesini kuşatıp teslimini beklediği sırada muhafızlardan biri tarafından öldürüldü (1146).[9][91] Ölümünden sonra ülkesi ikiye bölündü. Halep merkez olmak üzere  Suriye’de Nureddin Mahmut, Musul merkez olmak üzere El-Cezire de Seyfettin Gazi hükümdar oldular. Ailenin üçüncü bir şubesi ise elli yıl kadar Sincar’da hüküm sürmüştür.

Musul Kolu : Zengi’nin ölümüyle oğlu Seyfeddin Gazi Atabey oldu. Halep’teki kardeşi Nureddin Mahmut ile anlaşarak gerek iç meselelerde gerekse Haçlılar ile mücadelede ortak hareket ettiler. Seyfeddin 1149’da öldü. Yerine kardeşi Kutbeddin Mevdud geçti. Bu arada Nureddin Mahmut ile anlaşmazlık çıktıysa da Humus ve Rakka Nureddin’e verilerek sorun çözüldü. Bundan sonra iki kardeş Haçlılarla mücadele ettiler. Nureddin, Haçlıları Harim'de yendiğinde (1164) Mevdud yanındaydı. Mevdud, 1167’de Haçlılar üzerine yürüdü ve Nureddin’in yardımıyla bir çok yeri ele geçirdi. Mevdud’un 1170’te ölümü üzerine (mezarı Mardin’in Cizre ilçesindedir) oğlu Zengi II yerine geçmek istedi. Ancak Seyfeddin Gazi II karşısına çıktı. Nureddin Mahmut’un araya girmesiyle Musul Seyfeddin Gazi II’ye, Sincar ise Zengi II’ye verildi. Nureddin de Nusaybin ve Habur’u aldı. Seyfeddin Gazi II, Nureddin’in Haçlılarla yaptığı seferlere katıldı. Nureddin’in ölümünden sonra Selahaddin Eyyubi’nin ne gibi bir tehdit oluşturduğunu görüp onunla savaştıysa da yenildi (1176). Çok geçmeden de öldü. Kardeşi İzzeddin Mesut Atabek oldu. Halep hakimi İsmail’in ölümüyle burayı aldı, ancak Sincar hakimi Zengi II’nin teklifi ile Halep’i Sincar ile değişti. Selahaddin’in Halep’i alma gayretleri ve Urfa, Humus, Rakka, Suruç ve Nusaybin’i ele geçirmesi, ardından Musul’u kuşatması, 1182’de Sincar’ı alması üzerine Artuklu ve Ahlat-Şah’larla ittifak yaptı. Fakat Selahaddin Amid’i (Diyarbakır) ele geçirdi. Halep’e yürüdü. Şehrin hakimi Zengi II, bir anlaşma yapıp, Halep’i Selahaddin’e bıraktı yerine Sincar ve çevresini aldı. Selahaddin 1185’te Musul’u iki kez daha kuşattıysa da alamadı. İzzeddin Mesut, Selahaddin’le baş edemeyeceğini anlayarak onunla anlaşma yoluna gitti ve Şehr-i Zor (Kerkük) ve yukarısını Selahaddin’e bırakıp ona tabi oldu. Mesut, 1193’te Selahaddin Eyyubi’nin ölümünden kısa bir süre sonra öldü ve yerine oğlu Nureddin Arslan-Şah geçti. Arslan-Şah, Zengi II’nin Nusaybin çevresini zaptetmesi üzerine onunla ve onun ölümünden sonra yerine geçen oğlu Kutbeddin Mehmet ile mücadele etti ve Nusaybin’i ele geçirdi. Eyyubilerin yardıma gelmesiyle şehri terk edip Musul’a döndü (1198). Eyyubi emiri Adil de Mardin’i kuşattı. Arslan-Şah, Kutbeddin Mehmet ile Artuklulara yardıma geldi ve Eyyubileri yendi (1199). Ardından Kutbeddin ile Nusaybin için tekrar savaşan Arslan-Şah, yenilerek Musul’a çekildi (1204). Arslan-Şah, daha sonra bölgede Türkmen beyleriyle bazı olaylara karıştıysa da 1211’de öldü. Yerine geçen Kahir zamanında önemli olay olmadığı gözüküyor. Bu dönemde devlet işlerine Bedreddin Lu’lu’ bakıyordu. Kahir’in 1218’de ölmesiyle yerine Arslan-Şah II geçti. 1219’da bir kısım topraklarını ele geçiren Sincar hakimi Zengi III’ü Eyyubilerden Melik Eşref sayesinde yendi ancak aynı yıl öldü. Yerine Lu’Lu’ tarafından üç yaşındaki kardeşi Nasıreddin Mahmut getirildi. Bundan sonra Lu’lu’ düşmanlarına karşı Eyyubi Eşref’in yardımlarını aldı. Eşref, 1220’de Sincar’ı alarak buradaki Zengi hakimiyetine son verdi. Mahmut’un 1222’de ölümüyle Bedreddin Lu’lu’ bölgeye Atabek olarak atandı ve Zengilerin Musul’daki kolu da yok oldu.[10][92]

Halep Kolu : Ortaçağ Türk-İslam dünyasının en parlak simalarından olan Nureddin Mahmut, Haçlılara karşı başarılı savaşlar yaptı. O Haçlılar ile mücadelesinde Musul hakimi kardeşi Seyfettin Gazi ve yerine geçen Mevdud ile birlikte hareket etmiş ve Haçlılara karşı İslam cephesini birleştirmek için çok çalışmışlardır.  Nureddin, Haçlıların eline geçen Urfa’yı 1146’da tekrar fethetti. Ertesi yıl da Artak ve civarını ele geçirdi. II. Haçlı Seferinde kardeşi Seyfeddin ile birlikte Dımışk’ı (Şam) kuşatan Haçlılar ile savaştı. Arima kalesini ele geçirdi, Haçlıları Yağra’da bozguna uğrattı. 1149’da Antakya Prensi Raymond’u öldürdü. Daha sonra Famiya kalesini zaptetti. Börilerin elinden Dımışk’ı aldı.[11][93] Yukarı Mezopotamya, Güneydoğu Anadolu ve Suriye’yi tek hakimiyet altında toplayarak sultanlığını ilan eden (1153) Nureddin Mahmut’un prestiji Selçuklu Hanedanı’nı gölgede bırakacak kadar arttı.[12][94] O Selahaddin Eyyubi’yi Mısır’a göndererek Selçukluların hayali ve İslam dünyasında ikiliğe sebep olan Fatımi Halifeliği’nin yıkılmasını sağlamıştır.[13][95] Kudüs Kralı III. Baudouin’i yenilgiye uğrattı (1157). 1158’de Haçlılara yenildiyse de onları Harim’de ağır bir bozguna uğrattı (1164). 1173’te Maraş ve Göksun’u Selçuklulardan aldı, ancak II. Kılıç Arslan ile anlaşarak şehirleri geri teslim etti. Nureddin 1174’te Dımışk’ta öldü. Yerine oğlu İsmail geçti. Bu dönemde Selahattin Eyyubi ülke topraklarını yavaş yavaş ele geçirmeye başladı. Selahaddin ile mücadele eden Zengiler başarılı olamadı. İsmail, hastalanınca ülkesinin Musul hakimi İzzeddin Mesut’a verilmesini vasiyet etti. 1181’de ölünce Halep kolu sona erdi.[14][96]

Musul Atabeyliği’nin kurulması ile Afşarlar kitle halinde birleşerek başlı başına bir güç oluşturmuşlardır. Bu zamanda Afşarlar devletin üst kademelerinde görev almışlardır. Halep’te Türkmen Pazarında sayıları 15’i bulan mescitlerden biri Avşar Mescidi adını taşır, yine Yaruklu Türkmenlerinden İzzeddin Avşar’ın yaptırdığı Avşariye Medresesi de bölgede Avşar varlığını gösterir.[15][97] Ayrıca Selahaddin Eyyubi gibi bir şahsiyet yetiştirerek kendilerinden sonra da bölgenin Haçlılara karşı ayakta kalmasını sağlamışlardır. Nureddin Mahmut’un 1173’te Maraş ve Göksun’u almasıyla Avşarlardan önemli kitlelerin Maraş ve Sivas taraflarına yerleştiklerini tahmin ediyoruz ki 1250’li yıllarda Maraş civarında yaşayan ve İç-El’e doğru sarkan Afşarlar[16][98] bunlardır. Ayrıca Karamanlıların da önceleri Sivas taraflarında yaşadıklarını biliyoruz.[17][99] Moğol istilası sonucu buradaki Avşarlar, Anadolu’nun güneyine göç ederek diğer Türkmen oymaklarının da yardımıyla Karaman oğulları Beyliği’ni kuracaklardır.[18][100] Ayrıca Zengilerin, Artuklu Beyliği (Mardin merkez olmak üzere Güneydoğu Anadolu’da kurulmuştur) bünyesinde faaliyet gösterdiklerini de anlıyoruz.[19][101]

Bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Orta Anadolu kesimlerinde Zengi adını taşıyan köyler bu Avşarların bir hatırasıdır.

 


[1][83] Köprülü, “Avşar”, İslam Ansiklopedisi Iı, s.29
[2][84] Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi Iı, Ötüken, İstanbul 1983, s.105
[3][85] Ali Sevim, “Buğyetü’t-Talep Fi Tarih-İ Halep’te Aksungur”, AÜTAD, Sayı 6-7, 1966, s.
[4][86] Sümer, “Afşarlar”, TDAD, Sayı 62, s.122
[5][87] Ali Sevim, Ünlü Selçuklu Komutanları, TTK, Ankara, 1990, s.73-83. Coşkun Alptekin, “Aksungur”, TDVİA II, İstanbul 1989, s.296. M. A. Köymen, Selçuklu Devri Türk Tarihi, TTK, Ankara 1989, s.75
[6][88] Erdoğan Merçil, Müslüman-Türk Devletleri Tarihi, TTK, Ankara 1991, s.215
[7][89] Köymen, Selçuklu Devri Türk Tarihi, s.295
[8][90] Merçil, Müslüman-Türk Devletleri Tarihi, s.215-16
[9][91] Köymen, s.295
[10][92] Merçil, s.217-22
[11][93] Merçil, s.223
[12][94] Köymen, s.296
[13][95] Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi II, İstanbul, 1983, s.105.
[14][96] Merçil, s.223-24
[15][97] Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 1994, Boğaziçi, s.510
[16][98] Ahmet Nazif Efendi, Kayseri Tarihi, s.90
[17][99] A. Yaşar Ocak, Babailer İsyanı, Dergah Yay., 2.Baskı, s.129
[18][100] Tekindağ, “Karamanlılar”, İA IV, s.317
[19][101] Fuat Köprülü, “Artukoğulları”, İA I, s.617

Üyelik Girişi
Hava Durumu
Anlık
Yarın
21° 34° 16°