DADALOĞLU DERNEĞİ

3-KARAMANOĞULLARI (1250 – 1487)

<><><><><> <><><><><>
KARAMANOĞULLARI DEVLETİ

1250–1487

 

   

   

 

Başkentleri

Larende (Karaman)

Ermenek
Konya
Mut
Ereğli

Resmi dili

Türkçe

Dini

İslamiyet

Etnik Gruplar

Türkler

Yönetim

Monarşi

Kurucular

 

1256 – ?

Kerimeddin Karaman Bey

1483 – 1487

Turgutoğlu Mahmud

Tarih

 

Kuruluş tarihi

1250

Yıkılış tarihi

1487

 

KARAMANOĞULLARI DEVLETİ (1250-1487)

Oğuzların Afşar boyundan olan[1][110] Karaman aşireti ve Karaman-Oğulları, Orta Anadolu’nun güneyinde kurulmuş olup, Anadolu Türkmen beyliklerinin Osmanlılardan sonra en büyüğü ve devamlısıdır. Karaman tahtı beylikten ziyade bir devlet sayılmıştır. Ana kütlesi Afşarlara dayanan devlet, Üç-Oklardan Turgut, Bayburt, Kusun, Gögüz, Varsak, Salur ve Kaçarlar ile Türkleşmiş Samagar, Çaygazan ve Barımbay gibi Moğol oymaklarını da çevresine toplamıştı.[2][111]

Karaman oymağının bir kısmını 12. Asır ortalarında Maveraü’n-nehir’ de, bir kısmını da Kara-koyunlu obası olarak Azerbaycan bölgesinde (Arran, Gence, Berdaa) görmekteyiz [3][112] ve varlıkları günümüze kadar gelmiştir.

Diğer bir kısmı ise Moğol istilasından kaçarak Anadolu’ya gelmiş ve Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat tarafından (1228) Ermenek tarafına yerleştirilmiştir. Bu sırada uçlarda bulunan Türkmenlerin çoğunluğunu Karamanlılar oluşturuyordu.[4][113] Karamanlılar bundan önce Sivas tarafında bulunuyorlardı.[5][114] Bu sırada Karaman Aşiretinin reisi olan Sadeddin oğlu Nureddin (Nure Sofi 1230-55), Babai tarikatına girmiş ve Selçuklular ile savaşmıştı. (Selçuklu ve Osmanlı tarihçileri düşman oldukları Karamanlıları kötülemek ve aşağılamak maksadıyla Nure Sofi’yi Ermenek’te kömürcülük yapan Ermeni dönmesi olarak tanıtmışlardır. Bu iddiayı ilk söyleyen ise Selçuklu tarihçisi İbn-i Bibi’dir. Halbuki biz Nure Sofi’yi aristokrat bir Türkmen beyi olarak tanıyoruz.[6][115]) Bir Babai şeyhi olarak Türkmenler üzerinde nüfuzunu artırmış; Hıristiyanlardan Ereğli’yi alarak başkent yapmış ve Silifke’ye saldırarak tekfurunu öldürmüştür.[7][116]

Bu tarihlerde (1254) Karamanlılara mensup olan Afşar Beyi İslam Beyin Silifke-Mersin arasındaki Cracca şehrini (Kız kulesi) yağma ettiğini onun ölümünden sonra da Sarum Beyin tekrar şehre akınlar düzenlediğini görüyoruz ki[8][117] bu Afşarlar, Karamanlılara mensup veya 1250 yılında Maraş Dağlarında sakin olan ve İç-El taraflarına doğru yağma hareketlerine girişen Avşarlardan[9][118] olabilirler. (Maraş bölgesi Türkmeni olan Ağaç-Eri’lerin de 1258 yılında Maraş’tan İç-El ve Antalya’ya doğru akın yaptıklarını görüyoruz). Nure Sofi, tahmini 1255’te ölünce yerine Karaman Bey geçmiştir. Karaman Bey, Ermenek, Mut, Gülnar ve Silifke’ye saldırdı, Ermenek’i alarak burasını başkent yaptı. Karamanlıların etki alanlarının genişlemesi Selçuklu Sultanı IV. Kılıç Arslan’ı rahatsız etti.  Onlarla akrabalık kurarak Larende (Karaman) kalesini verdi. Ancak, uç beylerinden bazılarının cezalandırılmasından dolayı endişeye kapılan Karaman Bey, kardeşleri Zeyne’l-hac ve Bunsuz ile birlikte 20.000 kişilik bir kuvvetle Konya üzerine yürüdü. Muinüddin Pervane komutasındaki Selçuklu ordusu Karamanlıları Gevele kalesi önlerinde yendi. Karaman kaçtıysa da kardeşleri yakalanıp Konya’da idam edildi.[10][119] Karaman Bey, yaklaşık 1262’de öldü ve yerine oğlu Mehmet geçti. Selçuklular ise Karaman ve Ermenek bölgesine vali olarak Bedrettin Huteni’yi atadılar.

Mehmet Bey, bu esnada isyan eden Hatiroğlu ile birleşerek Selçuklulara karşı faaliyete geçti ve üzerlerine gönderilen Huteni idaresindeki Selçuklu-Moğol ordusunu ani baskınla Göksu civarında yendi. Emir-i Sevahil Hoca Yunus ta Mehmet Bey’e yenilmekten kurtulamadı.[11][120] 1273 yılında Baba İlyas’ın oğlu Muhlis Paşa’ya destek vererek Konya’yı ele geçirmesini sağlamış, Muhlis Paşa altı ay hüküm sürdükten sonra hakimiyeti Karamanlılara devretmiştir.[12][121]

Mehmet Bey, Anadolu’nun Moğol işgalinden kurtulması için Memluk Sultanı Baybars’ı Anadolu’ya çağıran ve onun yanında yer alan beylerden birisiydi.[13][122] Baybars, vezir Pervane’nin iki yüzlü siyasetinden dolayı ülkesine dönünce, Mehmet Bey, Menteşe ve Eşref-Oğlu Türkmenleriyle birlikte Konya üzerine yürüdü. 13 Mayıs 1277’de Konya’yı işgal ettiğinde, yayınladığı meşhur fermanı ile Türkçe’yi resmi dil ilan etmiştir. Bu fermanda ”Bugünden sonra divanda, dergahta, bargahta, mecliste, meydanda, çarşıda ve pazarda Türkçe’den başka bir dil konuşulmayacak ve kullanılmayacaktır” diyerek, resmi devlet işlerinde kullanılan Arapça ve Farsça’nın hakimiyetine büyük bir darbe vurmuştur. Bu ferman Türk kültür tarihinin en büyük hadiselerindendir ve her yıl 13 Mayıs günü Karaman’da Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır. Erol Güngör, bu fermanın Mehmet Beyin milliyetçiliğinden değil de cahilliğinden kaynaklandığını söyler. Ona göre, Mehmet Bey okur-yazar olmadığı için eksiklik duymuş, Arapça-Farsça konuşulan devlet makamlarında olup biteni anlamak, tahsilli kesimin etkinliğini ortadan kaldırmak için bu yola baş vurmuştur.[14][123] Ancak dilin bir milletin hayatındaki yerini düşünürsek bu suçlamanın haksız olduğunu söyleyebiliriz. Mehmet Bey, akabinde II. Keykavus’un oğlu olarak tanıttığı Alaaddin Siyavuş’u Selçuklu tahtına çıkardı ve kendisi de vezir oldu (15 Mayıs 1277). Ancak Akşehir civarında aralarında Germiyanlıların da bulunduğu Sahip-Ata Oğulları idaresindeki bir orduyu yendikleri sefer dönüşü Konyalılar Karamanlıları şehre sokmadılar.[15][124] Bunda Siyavuş’un kendini bir lider olarak halka kabul ettirememesi yatar. Bunun üzerine Mehmet Bey, Ermenek’e çekildi. Cüveyni idaresindeki bir Selçuk-Moğol ordusu bölgeye geldi. Mehmet Bey, bu ordu karşısında yenildi ve yakalanarak kardeşleri ile beraber öldürüldü (1277). Bu olay bir süre Karamanlıları sindirdi.[16][125]

Mehmet bey, Moğol işgali altında olan Anadolu’nun kurtulması için isyan bayrağı açan ve bu sebeple Selçuklu ve Moğol orduları ile ölene kadar çarpışan bir mücadele insanıdır. Moğollarla bir kaç defa savaşmış ve iki defasında da yenmiştir. Gazan Han’ın şöyle söylediği rivayet olunur : “Şu Türkmenler ve Karamanlılar olmasa idi, Moğol atlıları güneşin battığı yere kadar giderlerdi”.[17][126]

Mehmet Bey’den sonra Karamanlıların başına kardeşi Güneri geçti. Selçuklular arasındaki taht kavgasına karıştı ve bir süre sonra Ermenilere ait Tarsus’a sefer yapıp burayı tahrip etti (1286). Ancak Ermenilere yardıma gelen Moğollar karşısında tutunamayıp dağlara çekildi. Güneri Bey’in 1300’de ölümü üzerine yerine kardeşi Necmeddin Mahmut, onunda 1308’de Ermenilerle çarpışırken ölmesiyle Yahşi Bey geçti.

1308’de Anadolu Selçuklularının çökmesi ile Karaman-Oğulları Anadolu’da en kuvvetli beylik olarak ortaya çıkmış ve Selçukluların yerine geçmek için büyük mücadeleler vermiştir.[18][127] Yahşi Bey’in Konya’yı işgal ederek başkent yapması üzerine Emir Çoban idaresinde bir Moğol ordusu Anadolu’ya gelip Konya’yı geri aldı. Yahşi Bey’in ölümünden sonra Mahmut’un oğlu İbrahim Bey oldu. Onun zamanında tekrar Konya ele geçirildi. 1319’da Tarsus Ermenileri üzerine sefer yaptı. 1328’de Moğol İlhanlıların Anadolu valisi Timurtaş ölünce Türkmenler rahat bir nefes aldı. İlhanlıların çökmeye başlaması üzerine Karamanlılar topraklarını genişletmeye başladı. Beyşehir alındı. Gevele kalesine kadar olan yerler ele geçirildi. İbrahim’in ölümünden sonra yerine geçen oğlu Fahreddin Ahmet Moğollar ile savaşırken öldü (1350). Ondan sonra kardeşleri Süleyman ve Şemseddin kısa süreli hükümdar oldular (1352). Daha sonra Burhaneddin Musa bey oldu. Bu dönemde başkent Mut’a taşındı. Musa’nın yerine Seyfeddin Süleyman geçtiyse de öldürüldü (1361). Böylece Karaman tahtına Alaaddin Ali geçti.

1362’de başa geçen Alaaddin  Ali Bey zamanında, ilk Osmanlı-Karaman münasebetleri başladı. Selçuklu varisi olarak kendilerini gören her iki tarafın menfaatlerinin kesişmesi, Ali Beyi Osmanlılara karşı Eretna ve diğer Türkmen beyleriyle ittifaka zorladı. Ancak Osmanlı sultanı I. Murat, bu girişimi engelledi.[19][128] Ali Bey, daha sonra Kıbrıslıların elindeki Gorigos (Kız kulesi) üzerine yürüdüyse de geri çekilmek zorunda kaldı ve Kıbrıs Krallığı ile antlaşma yaptı (1367). Çevredeki beyliklerin topraklarından bazı yerler zaptetti ve Kayseri’ye baskın yaparak Eretnalılardan Ali’yi Sivas’a kaçırttı. (1375). Ancak, Kadı Burhanettin, Ali Beyi geri çekilmeye mecbur bıraktı (1376). Bu sırada Osmanlılar ile Karamanlılar ilk kez karşı karşıya geldi (1381). Ali Bey, Kayınbabası Murat I.’in Rumeli’de olmasından yararlanarak Beyşehir’i aldı. Murat I., Karamanlılar üzerine yürüyerek Ali Beyi yendi. Aldıkları yerleri geri vererek sulh yapıldı (1387). Murat I.’in Kosova’da şehit düşmesiyle antlaşmayı bozarak Osmanlı’ya saldırdı (1389). Ancak Bayezid I., Konya’yı muhasara etti ve Çarşamba Suyu sınır olmak üzere tekrar anlaşma yapıldı (1390). Timur’un Doğu Anadolu’da görünmesiyle Ali Bey, ona tabi oldu (1394). 1396’da Kadı Burhanettin ile uğraşan Ali Bey, Bayezid I.’in Rumeli’de bulunmasını fırsat bilerek Osmanlı topraklarına girdi. Bunun üzerine Bayezid I., Karaman Seferine çıkarak Akçay’da Ali Beyi yendi. Sonra Konya’yı alarak Ali Beyi öldürttü, oğulları Ali ve Mehmet Beyleri de Bursa’ya gönderdi. Böylece Karaman Devleti ortadan kalkmış oldu (1397).

Bayezid I., Timur ile yaptığı Ankara Savaşı’nı kaybedince, Ali ve Mehmet Beyler Bursa’da hapisten çıkartıldılar. Timur, onlara Karaman ülkesini ve Alaşehir’i vererek beyliği tekrar diriltti (1403). Mehmet Bey tahta çıkarken, Ali Bey, Niğde emiri oldu. Mehmet Bey, Fetret Devri’nde Osmanlıların arasındaki taht kavgasından yararlanarak Afyon ve Kütahya’ya girdi (1411).[20][129] Germiyanlılara saldırıp Bursa’yı tahrip etti (1413). Bunun üzerine Çelebi Mehmet Karamanlılar üzerine yürüyerek onları Konya önünde yendi (1414). Tekrar savaşılmasına rağmen 1415’te sulh yapıldı.

Mehmet Bey, 1417’de Memluk Sultanı Şeyh adına kestirdiği paralarla Kahire’ye gelerek Memluklere itaatini bildirdi. Ancak, Mehmet Bey, Ramazan-Oğullarıyla birlikte Memluk toprağı olan Tarsus’a saldırınca Memluklerle arası açıldı. Şeyh, Türkmenlere gözdağı vermek ve onları itaat altına almak için Divriği’ye kadar uzanan Suriye Seferine çıktı. Tarsus ele geçirildi. Ardından Darende’de düştü. Esirler arasında Mehmet Beyin oğlu Davut’ta vardı. 6 ay sonra Mehmet Bey, Ramazan-Oğlu İbrahim ile birlikte Tarsus’u kuşattı ancak alamadı (1418). Bir müddet sonra Tarsuslular Memluk valisi Şahin’den memnun olmadıkları için Karamanlıları davet ettiler ve şehri teslim ettiler. Bunun üzerine Şeyh, Karaman üzerine ordu gönderdi. Bu ordu Niğde, Ereğli, Larende’yi aldı (1419). Karaman Beyliği ise Ali Bey’e verildi. Mehmet Bey, Kahire’ye gönderildi. Osmanlıların yardımıyla Mehmet Bey’in oğlu İbrahim Karaman tahtına geçti. Ali Bey, Niğde’ye çekildi. Bunun üzerine Memlukler Mehmet Beyi serbest bıraktılar. Mehmet Bey, tekrar Karaman tahtına çıktı. [21][130] Hamid-Oğulları ile birlikte Osmanlı toprağı olan Antalya’yı kuşattığı sırada öldü (1423). Yerine İbrahim II. geçti. İbrahim Bey, Memluk nüfuzuna son verdi. Osmanlı aleyhine Sırp ve Macarlarla ittifak yaptı. 1433’te Macarlar Osmanlı’ya saldırınca İbrahim Bey de Beyşehir’i aldı. Osmanlılar Macarları yenince Karamanlılar üzerine yürüyüp Konya’ya kadar ilerledi. Bir daha Osmanlı aleyhinde çalışmamak koşuluyla sulh yapıldı (1435). Ardından Kayseri’yi aldı ve tekrar Osmanlı’ya saldırdı. Macarlarla tekrar ittifak yaptı. Karaman kuvvetlerinin Osmanlı topraklarında yaptığı zararlar yüzünden Murat II., İslam alimlerinden Karamanlılar aleyhine fetva aldı ve Macarlarla Segedin Antlaşmasını imzaladıktan sonra (1444) Karaman Seferine çıktı. Çaresiz kalan İbrahim Bey, ağır şartlar altında anlaşma yaptı. II. Kosova Savaşında (1448) Osmanlı’ya yardım gönderdi. Aynı yıl Kıbrıslılardan Gorigos’u aldı. Osmanlı tahtına Fatih’in geçmesiyle ümitlenen İbrahim Bey, İstanbul Muhasarasında Venedik ile bir anlaşma yaptı. 1456’da Tarsus, Adana ve Gülek’i almak istediyse de Memlukler Karaman ülkesini tahrip ettiler. Fatih’in Kastamonu ve Trabzon Seferlerine yardım için ordu gönderdi (1461). İsfendiyar-oğullarını ortadan kaldırmasıyla Osmanlıların son büyük rakibi olarak Karamanlılar kaldı. İbrahim Beyin ölümünden sonra oğulları Pir Ahmet ve İshak taht kavgasına tutuşunca Osmanlı, Memluk ve Ak koyunlular iç işlerine karıştılar. Pir Ahmet Osmanlıların yardımıyla tahta geçince onlara Akşehir, Beyşehir ve Ilgın’ı verdi (1465). Bu arada başkenti tekrar Konya’ya taşıdı. Ancak, Pir Ahmet Akkoyunlu ve Venediklilerle anlaşma yapınca Karaman seferine çıkan Fatih Konya ve Karaman’ı alarak, oğlu Mustafa’yı Karaman Beylerbeyi yaptı. Pir Ahmet Tarsus’a kaçtı. Akkoyunlu, Venedik ve Türkmenler uzun mücadeleler verdiler. Osmanlının Akkoyunluları 1473’te Otlukbelinde yenmesi üzerine Gedik Ahmet Paşa önce Ermenek sonra Mennan Kalesini aldı (1474). Pir Ahmet Bayburt’ta öldü. Yerine geçen Kasım Bey, Fatih’in ölümüyle birlikte Beyazıt -Cem ihtilafında ortaya çıkarak, Cem’i destekledi ve Karaman Beyliği’ne tekrar egemen oldu. Cem, Rodos Şövalyelerine sığınınca  II. Beyazıt’tan aman diledi. Osmanlı himayesinde küçük bir beylik halinde başkenti Silifke olmak üzere İç-El’de hüküm sürmesine izin verildi.[22][131] Kasım Bey ölünce (1483) Karamanlıların en önemli yardımcıları olan Turgutlu aşiretinden Mahmut Bey başa geçti. Ancak Mahmut Bey Osmanlı Memluk savaşında Memlukları tutunca beyliğe son verildi (1487).

Arab tarihçisi İbn-i Fazlillah, 1332 senesine ait Anadolu ile ilgili bilgilerinde Karaman-Oğulları’nın, 750 bin nüfusa sahip olduğunu belirtmişti. Karaman oğulları en geniş şekliyle Karaman, Konya, Niğde, Kayseri, Ankara, Nevşehir, Kırşehir, İçel illerinin tamamı ile Antalya’nın doğusu (bu topraklar, 146.000 km2’dir) ve zaman zaman Antalya’nın batısı, Isparta ve Afyon bölgelerinde hüküm sürmüştür. Bu bölgelerde o zamanlar, 2 milyon nüfus olduğunu tahmin edebiliriz.[23][132]

Türklük tarihi için çok önemli olan Karaman sahası, gerek Karaman-Oğulları devrinde, gerekse Karamanlıların çöküşünden sonra Osmanlı devrinde ve Kurtuluş Savaşı sırasında hemen her alanda çok değerli şahsiyetler yetiştirerek Türklüğe hizmete devam etmiştir. Büyük Türk velisi ve şairi Yunus Emre, Osmanlıların manevi kurucusu Şeyh Ede Balı, Dursun Fakih,  Osmanlıların meşhur Kaptan-ı Deryası Kemal Reis ve onun yeğeni ünlü Türk denizcisi Piri Reis, Kurtuluş Savaşının Doğu Cephesi komutanı büyük insan Kazım Karabekir Paşa, Redd-i İlhak Cemiyetinin lideri Hacim Muhittin Çarıklı bunlardan sadece bir kaçıdır.[24][133]

 

a. Alaiye Beyliği (1293-1471)

Alaiye (Alanya) 1223 yılında Türkiye Selçuklu sultanı I. Alaaddin   Keykubat tarafından zapt edilmişti. Türkiye Selçukluların son yıllarında Alaiye, Karaman oğulları Beyi Mecdeddin Mahmut’un eline geçti (1293). Bundan sonra adı geçen şehirde ve yöresinde Karaman oğullarına bağlı beyler hakim olmuştur. Alaiye Beyleri burada önce Karaman oğullarının bir kolu olarak, daha sonra da Memluklu Devleti’nin hakimiyeti altında hüküm sürmüşlerdir. Kıbrıs Krallığı 1366’da şehri almak istedi ise de Karamanlıların yardıma gelmesi şehrin kaybını önledi.[25][134]

Alaiye’nin deniz ve kara ticareti için çok müsait bir yerde bulunması sebebiyle Memluklular ve Kıbrıs Krallığı burayla yakından ilgileniyorlardı. Bazen dostça ve bazen düşmanca gelişen ilişkiler sebebiyle Alaiye Beyliği bu gibi devletlerle sıkı bir ilişki içerisine girmişlerdir. Memlukluların  Kıbrıs’ı almak için sefere çıktıklarında (1426) Kıbrıs ordusunda ücretli Karamanlıları görmemiz bunun bir sonucu olsa gerek.[26][135]

Alaiye Beyi Karaman b. Savcı 1427 yılında şehri beş  bin altın karşılığında Memluk Devleti’ne sattı. Bundan sonra Alaiye şehrinde, Memluk hakimiyeti altında Karaman oğlu Mahmut Bey’in torunları hüküm sürdüler. Bunlardan Kılıç Arslan zamanında Gedik Ahmet Paşa Alaiye’yi alarak Osmanlı Devleti’ne kattı (1471). Böylece Alaiye Beyliği ve buradaki Karamanlı hakimiyeti sona erdi.[27][136]

 

b. Trablusgarp Karamanlı Hanedanı (1711-1835)

Osmanlı Devletinin Trablusgarp Eyaletini idaresi altında bulunduran Karaman asıllı bir aile. Karaman’da özellikle Ermenek’te bu ailenin kendileriyle akraba olduğunu, hatta Mısır ve Libya’da dedelerinden kalma tapulu arazilerinin olduğunu söyleyen bir çok aileye rastladık. Bu ailenin kurucusu Ahmet Bey’dir. Babası veya dedesinin Trablusgarp Ocağında hizmet etmek için bu bölgeye geldiği tahmin ediliyor. Bazı tarihçiler, atalarından birinin Osmanlı denizcisi Turgut Reis ile buraya geldiğini ileri sürerler. Ahmet Bey’in çağdaşı Trablusgarplı tarihçi İbn Galbun, onun soyunu şöyle sıralar. Ahmet b. Yusuf b. Muhammet b. Mustafa.

1710’da Münşiye ve sahil bölgesinin amili olan ve halkın sevgisini kazanan Ahmet Bey, Yeniçeriler ve Kuloğulları ile Arap ileri gelenleri arasındaki rekabetten doğan karışıklığa son vermek için Trablusgarp şehrine müdahaleye karar verdi. Kuloğulları’na karşı Arapların desteğini alarak Trablusgarp eyaletinin yönetimini ele geçirdi (29 Temmuz 1711). Bir süre sonra Padişah tarafından gönderilen Halil Paşa’yı ve çok sayıda Türk askerini öldürttü. Ardından İstanbul’a bu davranışlarını haklı göstermek için elçi gönderdi. Padişah III. Ahmet ise onu beylerbeyi unvanıyla Trablusgarp eyaletinin valisi olarak tanıdı.[28][137] Paşa unvanını 1722’de alan Ahmet Bey, Yeniçerilere güvenmediği için yerli halktan bir milis kuvvet oluşturdu ve korsanları himaye altına aldı. 1713-23 yılları arasında Bingazi ve Fizan’da çıkan isyanları zor kullanarak bastırdı. Bu arada bazı devlet adamları, ileri gelenleri ve dönemin tarihçisi İbn Galbun’u öldürttü, böylece hakimiyetini bütün ülkeye yaydı. İngiltere ve Fransa başta olmak üzere batılı devletlerle iyi geçindi, onlarla barış ve ticaret anlaşmaları yaptı. 16 Mayıs 1733’te Padişah tarafından görevi yenilendi. Trablusgarbın surlarını onarttı cami ve medrese yaptırdı. Ahmet Paşa 60 yaşında (1 Kasım 1745) öldü.

Yerine geçen oğlu Mehmet, I. Mahmut tarafından vali olarak tanındı. Zamanında barış devam etti. Yapılan anlaşmalar yenilendi. Ancak korsan faaliyetlerinin artması Venedik ve Napoli ile anlaşmazlıklar çıkmasına sebep oldu. Mehmet Paşa 1754’te öldü.

Onun yerine oğlu Ali Bey geçti. 1754-93 yılları arasında valilik yapan Ali Paşa, ilk yıllarında Münşiye ve Sahil bölgelerinde çıkan isyanlarla uğraştı. 1758’den sonraki yıllar genellikle sakin geçtiyse de son yıllarında ciddi ayaklanmalar çıktı. Oğullarından Hasan öldürüldü (1790), Ahmet ise Bey olduysa da Arapların desteğini alan kardeşi Yusuf yüzünden idareyi tam olarak ele geçiremedi. Durumun ciddiyeti üzerine ileri gelen eşraf İstanbul’dan yeni bir vali istediler. Yusuf kendisini 1793’te vali tayin ettirerek Trablusgarbı kuşattı. O sırada Cezayir’den çıkan Ali Bulgur, Padişah tarafından kendisinin vali olduğunu ileri sürerek Trablusgarba girince, Karamanlı ailesi Tunus’taki Hammudi Paşaya sığındı. Hammudi Paşanın sayesinde Karamanlılar tekrar Trablusgarba sahip oldular. Ali Paşa oğlu Ahmet lehine valilikten çekildi (1795). Ancak, Yusuf ertesi yıl Trablusgarbı zaptederek valiliğini ilan etti. Ahmet Paşa ise Malta’ya kaçtı. III. Selim, Yusuf'’un valiliğini onayladı.

Yusuf Paşa iç karışıklıklara son verirken, korsanları himaye etti. Şehrin surlarını sağlamlaştırdı. Napolyon Bonapart’ın Mısır’ı işgali sırasında İngilizlerin ve Osmanlı’nın baskısına rağmen Fransa ile ilişkilerini kesmemiş hatta 1799’da bir antlaşma bile imzalamıştı. 1800 yılında ABD’den daha fazla vergi isteyince iki devletin arası açıldı ve ABD’ye (tarihte ilk kez) savaş ilan etti. Amerikalılar, Malta’dan Ahmet Bey’i getirip vali yapmak istedilerse de Yusuf Paşa İngilizlerin desteği ile Ahmet Bey’i Mısır’a kaçırttı. ABD geri adım atarak 1805’te Trablusgarpla dostluk, ticaret ve seyr-i sefain antlaşması yaptı. 1810’da Gedamis bölgesi Trablusgarba bağlandı. 1813’te Fizan’ı tekrar aldı. 1819’da Fransız-İngiliz donanması Trablusgarp limanını ablukaya alıp Hıristiyan esirlerin serbest bırakılmasını sağladı. 1823-26 yıllarında Mora Savaşlarına Trablusgarp donanması da katıldı. Trablusgarptaki İngiliz-Fransız çekişmesi üzerine 1830’da Fransızlarla yeni bir antlaşma imzaladı. 1832’de Münşiye ve Sahil halkına ağır vergiler konunca isyan çıktı ve Yusuf Paşanın yerine oğlu Mehmet’i vali ilan ettiler. Yusuf Paşa ise diğer oğlu Ali lehine valilikten feragat etti. Padişah meseleyi halletmesi için merkezden Mehmet Şakir Efendiyi bölgeye gönderdi. Ancak bir uzlaşma sağlanamadı. Şakir Efendi 1834’te Ali Bey’in valiliğini gösteren bir ferman getirdiyse de İngilizler ve isyancılar bunu tanımadı. Fransızların Karamanlılar üzerindeki ağırlığı ve Cezayir’deki işgalleri sebebiyle Osmanlı bölgede kesin egemenlik kurmak istiyordu. Yerli ahalinin de Karamanlılardan şikayetçi olması üzerine 1835’te Mustafa Necip Paşa komutasındaki donanma ve birlikler bölgeye geldi ve Ali Bey dahil bir çok kişiyi tutuklattı, kendisi de vali oldu. Karamanlılardan Mehmet Bey intihar ederken kardeşi Ahmet Malta’ya kaçtı. Diğer fertler ise İstanbul’a gönderildi. Yusuf Paşa çok yaşlı olduğu için Trablusgarpta kalmasına izin verildi. Yusuf Paşa 1838’de öldü. Böylece Trablusgarptaki Karamanlı Hanedanı sona erdi. Osmanlı Devleti muhtaç duruma düşmemeleri için aileye maaş bağladı ve maddi sıkıntı içinde olmasına rağmen Karamanlıların İngiliz ve Fransız tüccarlara borcunu ödedi. Bu hanedan Tunus’taki Türk asıllı Hüseyni hanedanı gibi olmamakla beraber milli bir özellik gösterememiş ve mahalli bir görünüm sergilemiştir.[29][138]

 


[1][110] Şehabettin Tekindağ, “Karamanlılar”, İA VI, İstanbul 1988, s.317
[2][111] Abdulhaluk Çay, Her Yönüyle Kürt Dosyası, s.91
[3][112] İ. H. Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, TTK, Ankara 1988, s.1. Halen Bu Bölgelerde Karamanlı Diye Yer Adları Var. Faruk Sümer, Bu Oymağın Adını Gence Ve Berdaa Hakimi Emir Karaman’dan (Bu Şahıs Kara Yusuf’un Beğlerbeğisiydi) Almış Olabileceğini Söyler. Bu Yüzden Bu Obanın Karaman-Oğulları İle İlgisini Şüpheyle Karşılar. (Ancak, Karaman-Oğullarının Kurucusu Da Karaman Adını Taşır. Biz Karaman’ın Türklerde Şahıs Adı Olarak Sık Kullanıldığını Biliyoruz.) Bu Oymak, Akkoyunlulardan İtibar Görmediği İçin Safevilere Katılmış Ve Kuruluşunda Rol Almıştır. Bayram Bey, Hüsam Bey, Emet Han, Zülfikar Han İle Ahıska Hakimi Halil Sultan Bu Oymaktan İdi. (Sümer, Karakoyunlular, s.27)
[4][113] Merçil, s.301
[5][114] A. Yaşar Ocak, Babailer İsyanı, Dergah, İstanbul 1980, s.123
[6][115] Bu konuda detaylı bilgi için bakınız. Tahsin Ünal, “Nureddin Bey (Nure Sofi) Ermeni Değildir”, TDAD, S.47, Nisan 1987, s.231-33
[7][116] Merçil, s.302
[8][117] Sümer, a.g.e., s.204
[9][118] Ahmet Nazif Efendi, Kayseri Tarihi, s.90
[10][119] İbn Bibi, s.202-03
[11][120] Merçil, s.302
[12][121] Ocak, Babailer İsyanı, s.156
[13][122] Nevzat Kösoğlu, Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, İstanbul 1990, s.112
[14][123] Erol Güngör, Tarihte Türkler, Ötüken, İst 1988, s.130
[15][124] İbn Bibi, s.210-13
[16][125] Merçil, s.302
[17][126] Sümer, “Ramazanoğullarına Dair Bazı Yeni Bilgiler”, TDAD, Sayı:33, Aralık 1984, s.1.
[18][127] Güngör, Tarihte Türkler, s.131
[19][128] Merçil, s.303
[20][129] Merçil, s.304
[21][130] K. Yaşar Kopraman, Mısır Memlukleri Tarihi, s.184-91
[22][131] Merçil, s.305-07
[23][132] Öztuna, a.g.e., s.11, 18.
[24][133] 16. yüzyılda Karaman’da sakin olan Piri adlı bir cemaat bulunmaktadır. Bu cemaatten bazıları Tarsus yöresinde Ulaş nahiyesine gelerek yerleşmiştir. 1519’da nüfusları 7 hane idi. Daha sonraki tahrirlerde adına rastlanmıyor. Bu husus onların tekrar Karaman’a döndüklerini gösteriyor. (Ali Sinan Bilgili, Tarsus Sancağı ve Tarsus Türkmenleri, s.257)
[25][134] Erdoğan Merçil, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, TTK, Ankara 1991, s.283
[26][135] Eşref Buharalı, “Kıbrıs’ta İlk Türkler Veya ....”, TDAD, Sayı:95, s.104. Tekindağ, “Memluk Sultanlığı Tarihine Toplu Bakış”, İÜEFTD, 1971, Sayı 25, s.26
[27][136] Erdoğan Merçil, “Alaiye Beyliği”, TDVİA II, İstanbul 1989, s.333.
[28][137] Robert Mantran, “Karamanlı”, TDVİA XXIV, İstanbul 2001, s.451
[29][138] Robert Mantran, “Karamanlı”, TDVİA XXIV, İstanbul 2001, s.452
Hava Durumu
Anlık
Yarın
17° 28° 11°