DADALOĞLU DERNEĞİ

9 - NADİR ŞAH VE AFŞAR İMP.

<><><><><><> <><><><><><>
NADİR ŞAH VE İRAN’DA AFŞAR İMPARATORLUĞU

1736 – 1796

 
 
 

  
 
BaşkentMeşhed

Resmi diliYeni Farsça

DiniCaferilik

YönetimMonarşi

Şahanşah 

1736-1747Nadir Şah

1748-1796Şah Ruh

Tarih

Kuruluş tarihi1736

Kerden Antlaşması1746

Yıkılış tarihi1796

 

NADİR ŞAH VE İRAN’DA AFŞAR İMPARATORLUĞU (1736-1804)

İran’da büyük bir hanedanlık kuran Nadir Şah; sadece Afşarların değil,  Türk tarihinin de en büyük şahsiyetleri arasındadır. M.Ö. VII. Yy. da Alp Er Tunga ile başlayan Türk cihangirliğinin son temsilcilisidir. Nadir Şah, 22 Ocak 1688 yılında Horasan’ın Abiverd bölgesinde Deregez vilayetinin Destgird şehrinde doğdu. Afşarların Eberlü boyuna bağlı olan Kırklı obasından idi. (Kırklılar, daha 16. Yy.ın başlarında Horasan’da yaşıyorlardı) Babasının adı İmam Kulu’dur. Soyluluk geleneklerine bağlı göçebe topluluklarda yükselmek zor olduğu halde Nadir, başlangıçta bir çete reisi iken zekâsı, yüksek meziyetleri ve sayısız mücadeleleri sonucu Horasan’ın tanınmış emirlerinden birisi oldu (1725).[1][257]

I. Abbas’ın (1587-1628) ölümünden sonra Safevi devleti gerilemeye başlamıştı. Safevi hükümdarı Hüseyin Mirza zamanında, Afganlılar (Abdaliler ve Kalaç Türkleri) İran’a saldırıp, ülkenin doğu bölgelerini (Kandahar, Kirman, Isfahan) aldılar. Hüseyin Mirza’yı da tahttan indirip yerine geçtiler (1718-22). İran’daki karışıklığı fırsat bilen Ruslar, Derbent ve Bakü’yü işgal ettiler (1723). Bir müddet sonra Osmanlılarda ülkenin batı kısımlarını işgal ederek, İran Kürdistan’ı, Azerbaycan, Karabağ ve Gürcistan’ı ele geçirdiler (1727).[2][258]

Safevi hanedanını tekrar ihya etmek için orduya girerek Tahmasb’ın yanında yer alıp, Feth Ali Han’ın maiyetine giren Nadir, bir süre sonra Feth Ali’nin yerine geçti. 1725’te Meşhed’i Abdalilerden aldı. 1727’de Abdaliler arasındaki sürtüşmelere katılarak kendi istediği kişiyi başlarına getirdi ve onları egemenliği altına aldı. Bunun üzerine kendisine saldıran Afgan lideri Mir Eşref’i Mihman dost’ta yenerek (bu zaferden sonra Tahmasb Kulu unvanını aldı) başkent Isfahan’ı kurtardı ve Afganları ülkeden kovdu (1730). [3][259] Tahmasb’ı da Isfahan’da tahta çıkardı. Afgan askerlerinin geriye kalanlarını ordusuna katıp Kızılbaş askerlerinin zaafa düşmesini önledi. Ardından Osmanlılarla savaştı ve Kuzeybatı eyaletlerini kurtardı (1730). Horasan’da çıkan bir problemi halletmek için buraya gitti ve duruma hâkim oldu. Bu esnada Osmanlı İran’ı yenip bazı yerleri geri almış (1731) ve Şah bir antlaşma yapmıştı (1732). II. Tahmasb’ın kendisinin fikrini almadan Osmanlılarla yaptığı barış antlaşmasını ülke çıkarlarına aykırı bulduğu için tanımadı ve Tahmasb’ı azledip Horasan’a sürdü. Şahın yedi aylık oğlunu III. Abbas adıyla şah ilan ederek, kendisi de vezir ve ordu komutanı oldu (1732).[4][260] Nadir Han, savaşa devam etti ve Osmanlıları 1735’te Arapçayı Savaşında büyük bir yenilgiye uğratarak Safevilerin kaybettiği bütün eski topraklarını geri aldı (Antlaşma, Kasrı-Şirin Antlaşması-1639 esas olmak üzere 1736’da imzalandı).[5][261] Aynı şekilde Ruslarla da başarılı savaşlar yaparak Gence Antlaşması (1735) ile Derbent ve Bakü’yü geri aldı.[6][262]

Aynı yıl eyalet valilerini ve ileri gelenleri Mugan’da toplayarak hizmetinin bittiğini ve Horasan’a dönmek istediğini söyleyince, toplantıya katılanlar onun şah olmasını ve yeni bir hanedan kurmasını istediler. Nadir Han’ın mensubu bulunduğu aşireti ve çevresinde topladığı Türk boyları hep Sünni olmasından dolayı; müfrit Şia akidelerinden vazgeçmeleri ve Ebubekir, Ömer, Osman ve Aişe’ye sebbolunmasının (sövme) yasaklanması şartı ile kabul edeceğini söyledi. İran halkı bunun üzerine İmam Cafer Sadık’a (Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam’ın hocası) bağlanan Caferi’ye mezhebini kabul etti ve Nadir Han’ın şahlık töreni yapıldı (8 Mart 1736).[7][263] Böylece fiilen 1722’de çökmüş olan Safevi Devleti son buldu ve İran’da Afşar hâkimiyeti başladı.

Rusya’nın, Avusturya ile ittifak kurup Osmanlı’ya saldırmaları üzerine batısının güvende olduğunu görüp doğuya yönelmiş ve 1737 yılında meşhur Hindistan Seferine çıkmıştır. 1738’de Kandahar’ı alır ve yakınında Nadirabad kentini kurdurur. Çevredeki Beluçistan, Zemindaver ve Belh bölgelerini de ele geçirerek Buhara’ya da hâkimiyetini kabul ettirir. Daha sonra Gazne ve Kabil’i fetheder. Celalabad ve Peşaver’den sonra Lahor kenti de Nadir’in eline geçer. Nadir Şah Lahor’dan Hint-Türk hükümdarı Babürlü Muhammet Şah’a gönderdiği mektupta kendisinin bir Türkmen olduğunu ve aralarında “il nispeti” bulunduğunu söyleyerek savaşmadan egemenliğini tanımasını ister. Ancak olumlu yanıt alamaz. Nihayet 1739’da Karnal Savaşı’nda Hint-Türk devleti devrin en ünlü komutanı olan Nadir Şah’a ve en iyi yetiştirilmiş ordusu olan Afşar ordusuna yenilir. Nadir Şah, başkent Delhi’ye girer ve 10 Mart 1739’da adına hutbe okunarak, Hindistan padişahı ilan edilir, paralar onun adına bastırılır. Nadir Şah bu seferden büyük ganimetlerle dönmüş (200 milyon rupi değerinde) ve İran’ın üç yıllık vergisini bağışlamıştır.[8][264] Bu seferi sonunda Keşmir ve Tibet sınırından Sind ırmağına kadar olan bütün Hint toprakları, Afganistan ile Buhara ve Hiva bölgesini ele geçirmiş bulunuyordu.

Türk ırkının yetiştirdiği son cihangir olan Nadir Şah, Hindistan dönüşü Türkistan’a yönelerek Harezm bölgesini itaati altına aldı (1740). Başkenti Isfahan’dan Meşhed’e taşıdı. 1741-2’de Kafkasya üzerine yürüdü ve Dağıstan’a kadar geldi, burada kendisine bir suikast düzenlendi. Ayrıca Harezm ve Belh’te isyanlar çıktı. Asayişi sağladıktan sonra tekrar Osmanlı ile savaşa başladı (1742-46). Bağdat ve çevresini yağmalayarak (1743) Kerkük ve Erbil’i  ele geçirdi, Musul’u kuşattıysa da almayı başaramadı. 1744-5’te Kars’a saldırdı ve Osmanlı ile çetin savaşlar oldu. Sonunda barış yapıldı (1746).[9][265]

Nadir Şah’ın İran tarihindeki rolü; İran’ı Rus, Afgan ve Osmanlı Devletlerinin eline geçmekten kurtarmasıdır. Bununla birlikte sert ve acımasız tutumu ile halkını yoksulluk içerisine düşürmüştü. En yakınları olan oğul ve yeğenlerini bile korku ve dehşet içerisinde bırakmıştı. Bunda kendisine yapılan suikastların etkisi vardı. Üstelik ömrünün son yıllarında delilik belirtileri görülüyordu. Nadir şah, aleyhindeki bu korku ve nefret havasının farkındaydı ve son zamanlarda ülkenin birçok yerinde ayaklanmalar baş göstermişti. Bunların birinin başında yeğeni Ali Kulu Han bizzat bulunuyordu. Nadir Şah, bu ayaklanmalardan birini bastırmaya giderken Fethabad’da bir gece çadırında uyurken emirleri tarafından öldürüldü (20 Haziran 1747).[10][266] Ölümüyle birlikte İran’da çok büyük karmaşalar başlamış ve devletinin batı kısmı Kaçarlar, doğu kısmı ise Afganların eline geçmiştir (Afganistan Devleti’nin temeli).[11][267]

Nadir Şah’ın ölümü sonrası bir kısım Afşar obalarının Anadolu’ya göçtüklerini biliyoruz. Bunlardan Maraş bölgesine iskân edilen Nadirli Aşiretini sayabiliriz.

Türklük şuuru son derece kuvvetli olan Nadir Şah, Osmanlı hanedanına, kavminin en asil ve şerefli hanedanı gözüyle bakıyor, Hindistan hükümdarı Muhammet Şah’ı kendisi gibi Türkmen olduğu için mevkiinde bıraktığını söylüyordu. Özbek Hanlarını, soyunun en büyük hanedanlarından birinin mensupları olduğunu ifade ediyordu. Nadir şah, taşıdığı bu milli şuurunun tesiri ile oğullarından birisine Cengiz Han ismini koyduğu gibi, torunları arasında Oğuz Han, Yıldız Han, Oktay Han, Timur Han adlı şehzadeler görülmektedir.[12][268]

Nadir Şah, Türklüğün eski kültür içinde yetiştirmiş olduğu birinci sınıf devlet adamı ve komutanlarının sonuncusudur. O, başta Osmanlı ve Hint-Türk devleti olmak üzere hemen herkesle münasebetlerinde hep Türkçe konuşmuş ve Türklük davası gütmüştür (Hint-Türk Devleti’nin önde gelen adamlarından Çin Kılıç Han, Hint-Türk hükümdarı Muhammet Şah’a, Nadir Şah ile Türkçe konuşmasını tavsiye etmesi bu bakımdan önemlidir).  Türklüğü açıktan açığa ve bir dini kisve kullanmadan bayrak yapmış ilk büyük Türk hükümdarıdır. Türklerin mezhep ayrılığına düşmelerini önlemek, Sünni-Şia ayrılığını ortadan kaldırarak Türk birliğini kolaylaştırmak yolundaki uğraşları ne İran ne de Osmanlılar tarafından takdir ve kabul görmemiştir. O, Osmanlılarla yaptığı barış görüşmelerinde bir ilim heyeti göndermiş Caferiliğin beşinci mezhep olarak kabulü ve Kâbe’de onlara ibadet yeri tahsis edilmesi gibi hususlarda çok ısrar etmiş, fakat başaramamıştır.[13][269]

Abbas devrinde etkinliklerini yitirdiğini gördüğümüz Afşarlar, Nadir Şah sayesinde tekrar eski önem ve güçlerine kavuşmuşlardır. Huzistan’da Tayyib Han Afşar (1742) ve Muhammet Rıza Han Kırklı (1745) valilik yaptılar. Fars valisi Emir Han Kırklı, Fars serdarı Kelb-i Ali Han, Feth Ali Han Araşlu (1748-9), Saru Han, Allah Verdi Beğ Kırklı ile Kasım Han Kırklı önemli beylerdi. Nadir Şah’ı öldürenler arasında Kırklı, Gündüzlü, Eberlü gibi Afşar oymaklarına mensup kişilerin olması bununla açıklanabilir. Nadir Şah’ın ordusunu oluşturan unsurların başında Afşarlar gelmekteydi. Nadir’in ölümünden sonraki karışık dönemlerde etkin olan Afşar Beylerinden Fars vali ve serdarı Feth Ali Han Araşlu Urmiye’ye yerleşerek Tebriz ve Meraga’ya hâkim oldu (1764-5 öldürüldü). Oğulları Cihangir Han ve Muhammet Reşid Beğ Isfahan’da hâkimdiler. Kardeşi Masum Ali Han ise Fars serdarı idi. Ayrıca Isfahan hâkimi Emir Gune Han Eberlü, Hamse hâkimi Zülfikar Han’ı sayabiliriz. Mihrali Han oğlu İsmail Beğ de Huzistan’daki Avşarların başına geçmişti.[14][270]

Nadir şah’ın ölümünden sonra yerine yeğeni Ali Kulu Han, Adil Şah unvanıyla tahta geçti (1747). Adil Şah, Nadir soyundan bütün erkekleri öldürtüp yalnız torunu Şahruh’u soy sönmesin diye sağ bıraktı. Adil Şah, Nadir Şah’ın hazinesine el koyup emir ve askerlerine dağıttı. Nadir’in Horasan’a sürdüğü Bahtiyari, Zend ve diğer bazı olmakların ülkelerine dönmesine izin verdi. Zend’lerin dönmesi Kerim Han’ın ortaya çıkması ve Zend Devleti’nin kurulmasına sebep oldu. Adil Şah, kardeşi İbrahim’i Irak valiliğine gönderdi. Ancak bir müddet sonra İbrahim kendisine karşı isyan etti. Yapılan savaşta Adil Şah yenildi ve İbrahim tahta geçti (1748). İbrahim’in kazanmasını sağlayan Nadir Şah’ın halası oğlu ve Azerbaycan valisi Aslan Han idi. İbrahim, Aslan Han’a güvenmediği için O’nu ve kardeşi Saruhan’ı öldürttü. Bunun üzerine Horasan emirleri Nadir’in hayattaki tek torunu on dört yaşındaki Şahruh’u tahta çıkardılar (1748). İbrahim, Şahruh üzerine yürüdü ise de yakalanıp öldürüldü.[15][271]

Anne tarafından Safevi sülalesine mensup Mar’aşi şeyhi ve Meşhed’deki mukaddes yerlerin mütevellisi Seyyid Muhammet, halk ve askerler tarafından sevildiği için Şahruh rakip görerek onu öldürmek istedi. Ancak, emirler Seyyid’i Şah Süleyman unvanı ile tahta çıkardılar (1750). Şahruh kör edilip hapse atıldıysa da, Şahruh’un komutanı Yusuf Ali, Şah Süleyman’ı öldürdü (hükümdarlığı kırk gün sürdü) ve Şahruh’u tekrar tahta çıkardı. Ancak, Kürt Cafer Han ve Arap Mir Âlem Han, Yusuf Ali’yi öldürüp Şahruh’u tekrar hapsettilerse de birbirlerine düştüler (1751-53). Afgan beyi Ahmet Şah Abdali bu karışıklıklardan yararlanarak bu iki kişiyi bertaraf etti (1749) ve Şahruh’u kendisine bağlı kılarak tekrar tahta çıkardı. Horasan’a hâkim oldu (1753-55).[16][272] İç karışıklıklardan yararlanan Kerim Han Şahruh’u kendine bağlayarak Zend Hanedanını kurdu (1760-79). Ahmet Şah, tekrar İran’a geldiyse de Şahruh’un oğlu Nasrullah Mirza başarılı müdafaa yaptı ve antlaşma yapıldı. Ahmet Şah, İran’ı ele geçirmenin kolay olmadığını fark edip bu politikasından vazgeçip ülkesine döndü (1770). Nasrullah Mirza yetenekli değildi ve kendisini saydıramadı. Kerim Han’a sığındı. Altı yıl sonra Meşhed’e gelip şehri 1784’e kadar idare etti. Şehre Nasrullah’tan sonra kardeşi Nadir hâkim oldu.[17][273]

Bu arada ülke oldukça küçülmüştü. Nadir’in hükümdarlığı, Meşhed’de 1796 yılına kadar sürdü. Babası Şahruh hayatta idi. Zendlerden sonra İran’ın büyük bir kısmını ele geçiren Kaçar Ağa Muhammet Şah Meşhed’e geldi (1796) ve Şahruh tarafından karşılanarak şehir teslim edildi. Ağa Muhammet, Şahruh’a ailesiyle birlikte Mazenderan’da oturma izni verdi. Bu sırada Şahruh öldü. Nadir ise Herat’a sığınmıştı. Ağa Muhammet’in ölümüyle tekrar Meşhed’e hâkim olduysa da (1797) Kaçar ordusu tarafından yakalanıp oğulları Abbas ve İbrahim ile beraber öldürüldü (1804). Tahmasb Mirza, Muhibb-i Ali Mirza, Halik Virdi Mirza kör edildiler. Rıza Kulu Mirza, Mustafa Kulu Mirza Fars’ta ikamete mecbur edildiler. Böylece Afşar hanedanı son buldu.[18][274] Avşarların bu acıklı sonunu kendilerinin hazırladığı malumdur. Nadir Şah’tan sonra yetenekli kimse çıkmadığı için Avşarların İran’daki başarıları Nadir Şah’a münhasır kalmıştır. Nadir Şah ile yeğenleri Adil ve İbrahim Şahlar ve torunu Şahruh para bastırmışlardır.

Afşarlar, Kaçarlar zamanında devlete karşı sadakat ve bağlılık göstermişler, Kaçar ordusunun önemli bir unsuru olarak iç isyanların bastırılmasında ve dış düşmanlar ile savaşılmasında önemli görevler görmüşlerdir.[19][275]



[1][257] Sümer, “Avşarlılar”, TDVİA IV, İstanbul 1991, s.164
[2][258] İ. Safa Üstün, “İran-Safevilerden Günümüze Kadar”, TDVİA XXII, İstanbul 2000, s.401
[3][259] Yusuf Hikmet Bayur, Hindistan Tarihi II, Ankara 1987, TTK, s.385
[4][260] Sümer, “Avşarlılar”, TDVİA IV, s.164
[5][261] Faruk Sümer;"Afşarlar / İran’da Hüküm Sürmüş Bir Türk Hanedanı", TDAD, Sayı 41, İstanbul 1986, s.128
[6][262] Üstün, s.401
[7][263] Nevzat Köseoğlu, Türk Dünyası Ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, İstanbul.1990, s.511-512
[8][264] Bayur, Hindistan Tarihi Iıı, TTK, Ankara 1987, s.1-33
[9][265] Kösoğlu, s.512
[10][266] Sümer, “Avşarlılar”, TDVİA IV, s.165
[11][267] Bayur, Hindistan Tarihi Iıı, s.49
[12][268] Sümer, "Afşarlar", TDAD, Sayı 62, Şubat 1988, s.134
[13][269] Bayur, Hindistan Tarihi Iıı, s.50. Mehmet Eröz, Eski Türk Dini Gök-Tanrı İnancı Ve Alevilik-Bektaşilik, İstanbul 1992, s.143. Nevzat Kösoğlu, Türk Dünyası Ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, İstanbul 1990, s.511-512
[14][270] Köprülü, “Avşar”, s.32-3
[15][271] Sümer, “Avşarlılar”, TDVİA IV, s.165-6
[16][272] Bayur, s.104-5
[17][273] Bayur, s.228
[18][274] Sümer, "Avşarlılar" , TDVIA IV, İstanbul 1991, s.165-166
[19][275] Köprülü, “Avşar”, s.32

Üyelik Girişi
Hava Durumu
Anlık
Yarın
21° 34° 16°