DADALOĞLU DERNEĞİ


DADALOĞLU ŞİİRLERİ 2

 

ILGIT ILGIT BİR YEL ESTİ URUM'DAN 1

Ilgıt ılgıt bir yel esti Urum'dan
Duydum perişandır hali Avşar'ın
Gam-kasavet kalkmaz oldu serimden
Döndü gurbet ile yolu Avşar'ın

Gitti geldi baharları yazları
Ağlattılar şahinleri bazları
İskan oldu gelinleri kızları
Duydum Kars'a gitmiş gülü Avşar'ın

Bize haram oldu Çukurovalar
Şahin uçtu ıssız kaldı yuvalar
Türkmen kızı katarlamış mayalar
Bozuldu katarı teli Avşarın

Avşar dediğin de bir büyük oba
Çağırsam beyleri etmiyor töbe
Alçuha üstüne boz beden aba
Giyinen beyleri dolu Avşar'ın

Ovalar ovalar Çukurovalar
Uçtu şahin ıssız kaldı yuvalar
Amber Aga'm çeker tülü mayalar
Bozuldu katarı ili Avşar'ın

Dadaloğlu'm bu iş bize güç oldu
Osmanlı'dan altınımız tunç oldu
Gözü kanlı şahbazların nic'oldu
Ermedi çakmağa eli Avşar'ın

ILGIT ILGIT BİR YEL ESTİ URUM'DAN 2

Ilgıt ılgıt bir yel esti Urum'dan
Gam kasavet kalkmaz oldu serimden
El ayırsa ayrılmazdım yarımdan
Felek bir yanımı boşa getirdi

Başım koydum eşiğinin taşına
Kurban olam ela gözün kaşına
Bini kınayanın versin başına
Felek bir yanımı taşa getirdi

ILGIT ILGIT SEHER YELİ ESİYOR

Konar göçer Avşar Türkmenlerine Osmanlı tarafından zorunlu iskan yasası uygulanınca, Avşar beyleri buna karşı isyan etmişler ve Osmanlı'yla savaşmışlar. Dolayısıyla Avşarların en büyük beyi olan Yusuf Bey (Kozanoğlu) öldürülür ve Avşarlar zorunlu iskana tabi tutularak Sivas, Yozgat, Ankara, Kayseri, Çorum yörelerine sürgün edilirler. Bu eserler bu savaşın ve iskan yasasının getirdiği zorlukları anlatır. Zaten Dadaloğlu bu konuyla halk yazını içinde büyük bir yer verir.

ILGIT ILGIT SEHER YELİ ESİYOR

Ilgıt ılgıt seher yeli esiyor
Gavur Dağları'nın başı dumanlı
Gönül binmiş aşk atına aşıyor
Bire beyler cünunluğun zaman mı

Aşağıdan iskan evi gelince
Sararıp da gül benzimiz solunca
Malım mülküm seyfi gözlüm kalınca
Kaypak Osmanlılar size aman mı

Aşağıdan iskan evi geliyor
Bezirganlar koç yiğide gülüyor
Kitabın dediği günler oluyor
Yoksa devir döndü ahir zaman mı

Aşağıda akça çağın ötünce
Katar başı mayaların sökünce
Şahtan ferman Türkmen ile göçünce
Daha da hey Osmanlı'ya aman mı

Dadaloğlu'm sevdası var başımda
Gündüz hayalimde gece düşümde
Alışkan tüfekle dağlar başında
Azrail'den başkasına koman mı

İNİLER (CAN EVİMDEN VURDU FELEK)

Can evimden vurdu felek neyleyim
Ben ağlarım çelik teller iniler
Ben almadım toprak aldı koynuna
Yarim diyen bülbül diller iniler

Doya doya mah cemalin görmedim
Saçlarını çözüp çözüp örmedim
Bir gececik sefasını sürmedim
Sarmadığım ince beller iniler

Kara olur Okçular'ın yoncası
Görülmemiş bu dünyada buncası
Açılmadan kopup düştü goncası
Bahar ağlar açan güller iniler

Gider oldum Avşar ili yoluna
Bakmam gayri bu diyarın gülüne
Karaları taksın çapar kuluna
Yağız atlı nice kullar iniler

Göremedim baharını yazını
Çalamadım curasını sazını
Özge yarin nice çekem nazını
Gözlerimden akan seller iniler

Varayım da mezarına varayım
Baş ucunda el kavuşup durayım
Bıktı mıydı benden deyip sorayım
Mezarına giden yollar iniler

Yürü bire Dadaloğlu'm yürü git
Dertli dertli Çukurova yolun tut
Bunda suçun varsa Hakk'a tövbe et
De ki gayrı bizim eller iniler

İNSANOĞLU ŞU DÜNYAYA ALDANMA

İnsanoğlu şu dünyaya aldanma
Fani dünya hiç kimseye kalmadı
İskender deryadan aldı haracı
Geçti devir o sultana kalmadı

Mümin olan sürer zevk ile sefa
Münafık olanlar çekecek cefa
Dediler hükmetti şol Kaf'tan Kaf'a
Davutoğlu Süleyman'a kalmadı

Dinleyin ağalar da çekmeyin dara
Menzilim artırdım ben vara vara
Derdi ki ölüme bulduydum çare
Dünya Hazreti Lokman'a kalmadı

Tenimiz iskandan yesir olacak
Dost ağlayıp düşmanımız gülecek
Dadaloğlu'm dünya kime kalacak
Nuş-i Revan-ı Adil'e kalmadı

İP KALMADI SALINCAĞA TAKACAK

İp kalmadı salıncağa takacak
İt kalmadı Binboğa'ya çıkacak
İskan mıdır başımıza kakacak
Arkasından yetişiyor sağları

Bire Memicioğlu'm unutma bunu
Lorşun benim derdin hanıya Hunu
Unuttun mu kuzum geçen günleri
Yalman kaypak geyer idi beyleri

Yalanları gerçeklere kattınız
Kumaş diye çulunuzu sattınız
Avşarların aleyhine attınız
Unuttun mu gök kır atlı ağ'ları

Koca Payas bu oyunu çok gördü
Yedi dağ üstüne ordusun kurdu
Yavus Sultan Selim korkup da verdi
Bey baban zorundan aldı tuğları

Ahırdağı'ndan da Kara-beyazın
Bir yazın ağlattı bir de bu güzün
Karbeyaz'ı alırsak Şam'acak bizim
Şam'a kadar gider ulu dağları

Emmim Hacı Osman böyle söyledi
Altı Türkmen beyi Avşar yediydi
Firenk barutlu da Macar tüfekli
Ölen öldü hesap edin sağları

Aşık Dadaloğlu doğruyu sever
Her zaman koyağa mazı mı yağar
Adamın aslanı Avşar'dan doğar
Yine yapar al çarpılı evleri

İSKELEDEN KALKMIŞ OL OSMAN PAŞA

İskeleden kalkmış ol Osman Paşa
Kıcıllı boranlı dağ var önünde
Elbeyli beyleri at başı çekmez
Çevrilip konacak yer var önünde

İllerde Osman bey zorbalar başı
Aşireti var çıplak eder savaşı
Keser kelleleri basar üleşi
Kartallar dönecek yer var önünde

Küçük Ali Oğlu haykırır kalkar
Düşmanın görünce belini büker
Çıplak kılıcıyla demir bent söker
Omuzu kalkanlı er var önünde

Dadaloğlu'm der oradan geçerse
Elbeyli Avşar'dan yolun aşarsa
Akan kanlı Murad köpük saçarsa
Seyit Battal gibi er var önünde

KADER BÖYLE İMİŞ KİME NE DEYİM

Bizim ilin koyunları kuzular
Derdim artar yaralarım sızılar
Anayı babayı gönül arzular
Kader böyle imiş kime ne deyim

Bizim ilde lale sümbül top biter
Bülbülün kumrusu firkatli öter
Sılada sevdiğim gözümde tüter
Kader böyle imiş kime ne deyim

KAKTI HAVALANDI EY DELİ GÖNÜL

Kaktı havalandı ey deli gönül
Varır bir menzile erişir bugün
Meydan benim diye kabak asanlar
Çıkar koç yiğitler döğüşür bugün

Bugün meydan günü döğüş olucu
Kötüler de geri geri durucu
Koç yiğit elinde tatar kılıcı
Kılıç kalkanınan vuruşur bugün

Sıkılır tüfekler tütünler tüter
Çalınır davullar mehterler öter
Kesilir keller meydanda yatar
Üleşler ayağa dolaşır bugün

Dadaloğlu'm derde eyledi hengi
Bugün kötülerin çıkar mehengi
Solar koç yiğidin gülgün rengi
Çıkar arap atlar yarışır bugün

KARA KAVAK YIKINTISI

Kara kavak yıkıntısı
Dallarının döküntüsü
Kozanoğlu düğün tutmuş
Nerde bunun okuntusu

Odasında gergef işler
Küheylanlar çayır dişler
Buna Kozanoğlu derler
Kürk giydirir at bağışlar

Tütün gelir kese ilen
İçemedim tasa ilen
Kozanoğlu yaralanmış
Su istiyor kase ilen

Karadır yağlık karası
Karıştı Kozan arası
Ben öpmeye kıyamazdım
Ak göğsü süngü yarası

KARALAR BAĞLADI BURUĞU DÜŞTÜ

Karalar bağladı buruğu düştü
Misis mihenk imiş alasın kaçtı
Sırkıntılı Karahacılı kaçtı
Boz kartala pay oldu ya ölünüz

Avşar'ın uyluğu duruyor atta
Cerid'in hopuru çıktı Yarsuvat'ta
Kaçtı tecirliler hep selamette
Kaçın Sırkıntılı Gavur Dağı carınız

Çekildi Avşar'ın atlısı bindi
Cerid'in üstüne peştemal döndü
Göçmüş Sırkıntılı yurduna kondu
Nerde kaldı kolu bağlı delimiz

Der Dadal'ım bu böyle olmadı
Atlı fena düştü birbirini bulmadı
Yürü bire Cerit sana yurt kalmadı
Geç Arabistan'a Amut yolunuz

KARALAR KARALAR ÜNLÜ KARALAR

Karalar Karalar ünlü Karalar
Davanızı ancak mahşer aralar
Hacı Osman tuttuğunu yaralar
Ulaştı hayfını aldı Karalar

Avrat ile don yumağa giderler
Yine de kavgasın yaman ederler
Karahacılı da kuzu güderler
Daha kime cıda atar Karalar

Karalar ho dedi Buruk'a düştü
Misis meheng imiş alasın açtı
Karahacılı da Kuzu Güdenli
Şamboyadı hem de yalın kaçarlar

Dadaloğlu der de şu bana noldu
Aktı göz yaşlarım kan ile doldu
Saatim ay oldu günüm yıl oldu
Gelip geçmez kara günden sayarlar

KARATAŞ DERSEN DE BİR DÜZGÜN OVA

Karataş dersen de bir düzgün ova
Yükletmiş göçünü gidiyor dağa
Kılıcına yavuz derler İsmali A
Çalıp çalıp dallarını eğiyor

İbiş A'yı dersen yiğitler bendi
Kocaman orduya kuydu bir yangı
İnanın ağalar sığanıs kendi
Çalıp çalıp gölgesini koğuyor

Bekir A'yı dersen doludan içer
Narasın duyanlar akşamdan kaçar
Girgin deve gibi köpüğün saçar
Sanasın havadan yağmur yağıyor

Amanın ağlar amanın aman
Yüce dağ başını bürüdü duman
Salman poyraz olmuş savurur saman
Dayanılmaz zorlu zorlu değiyor

Nisbetinden (mi) geldin Pehlivanoğlu
Sanasın Hasan'ın kolları bağlı
Cıdasına yavuz Reyhanlıoğlu
Çekip çekip kargısını sağıyor

Dadaloğlu'm der ki giydik karayı
Koçyiğit olanlar açtı arayı
Cerit Ovası mı sandın burayı
Top top olmuş seyfilerin koğuyor

KELEP KELEP OLMUŞ DOSTUN ZÜLÜFÜ 2

Kelep kelep olmuş dostun zülüfü
Dökmüş ay yüzüne gider eğlenmez
Bilmem Beydilli bilmem Köşekli
Bir kız göçün çekmiş gider eğlenmez

Yedeğine almış bir katar maya
Haline münasip bir karşı taya
Sarı şalta ile sıktırma saya
Yıkmış hilali kaşın gider eğlenmez

Bir çift güzel gördüm salınıp gider
Cemalin şailesi beni deli eder
Kaşlar helallanmış gözler el gider
Kan bulanık akar gider eğlenmez

Yaylasın yaylamış inmemiş düzlüğe
Vardır hasretin yolun gözüyle
Aceb uyar indi m'ola tuzlaya
Bir kız göçüm çekmiş gider eğlenmez

Adını sorarsan huridir huri
Tigi müstekimden uygun her yeri
Yörük başına bıraktın nari
Cayır cayır yakar gider eğlenmez

Veli'm ey der usul boyu dal gibi
Altım heril kesme kekil tel gibi
Firdevs'i ala gonca gül gibi
Burcu burcu kokar gider eğlenmez

KİMYA VARDIR TOPRAĞINDA TAŞINDA

Kimya vardır toprağında taşında
Tor seyfiler yuva kurar döşünde
Kamalağın kar'ardıcın içinde
Kırık kırık eser yelin Binboğa

Başın görünmüyor dumandan pustan
Bağışır geyiğin durulmaz sesten
Sağ yanın Saraycık solun Elbistan
Övünmeye değer dilin Binboğa

Karların yağmışta ardıç boyunca
Lale sümbül gül boynunu eğince
Yaz-baharda aşiretler gelince
Karışır sağmala yozun Binboğa

Binboğa da Koç Dağı'nı gözetir
Lale sümbül mor menekşe tazedir
Ablak sığınların boynun uzatır
Ediyor methini Veli'm Binboğa

KIZILIRMAK (KARA KOYUN)

Kızılırmak parça parça olasın
Her parçanı bir diyara salaydın
Sen de benim gibi yarsız kalaydın

Kızılırmak nettin allı gelini
Gerdanı püskürtme benli gelini

Köprüye vardık da köprü yıkıldı
Beşyüz atlı birden suya döküldü
Koç yiğidin evde beli büküldü

Kızılırmak nettin allı gelini
Gerdanı püskürtme benli gelini

Elinin kınasın bozuldi m'ola
Gözünün sürmesi süzüldü m'ola
Dünyalar ben gibi üzüldü m'ola

Kızılırmak nettin allı gelini
Gerdanı püskürtme benli gelini

Usta gelsin şu köprüyü kuralım
Dalgıç bulsun bahşişini verelim
Güveye de kara haber verelim

Kızılırmak nettin allı gelini
Gerdanı püskürtme benli gelini

Yüksek olur Arap atın altağı
Issız kaldı koç yiğidin yatağı
Özengide kalmış simli eteği

Kızılırmak nettin allı gelini
Gerdanı püskürtme benli gelini

Dadal'ım gelin başımın tacı
Ayrılık şerbeti zehirden acı
Vallah bu derdin yoktur ilacı

Kızılırmak nettin allı gelini
Gerdanı püskürtme benli gelini

 

KOZANOĞLU DESTANI 1

Türkülere kahraman olan Kozanoğlu, Afşar'ların Kozanlı oymağının reisi olan bir ailedendir. Bu oymak önceleri Karamanoğulları'nın, sonradan da Osmanlı Devleti'nin maiyetinde bulunup, Kozan havalisinin idaresini yürütüyordu. Kozan dağlarındaki Varşak'lar (Varşak aşiretinden olanlar) bunların piyadesi, Çukurova'daki Avşar' lar ise süvarileri idiler. Kozanoğulları bu havalide uzun müddet hüküm sürdüler,halkın hak ve hukukunu iç ve dıştaki saldırganlara karşı korudular. Orta Anadolu derebeylerinden Çapanoğlu Süleyman Bey' in Kozan bölgesini istila için gönderdiği askerler Yusuf Ağa tarafından perişan edildiği gibi,bir müddet sonra Mısırlı İbrahim Paşa' nın Kozan'ı almak için gönderdiği askerler de dağlarda Kozanoğlu Mehmet Bey' in kuvvetleri tarafından yenilgiye uğratıldı. Yusuf Ağa' dan sonra Ali Bey' in oğlu Mehmet Bey Kozan Beyliğine geçtiler. Kozan Beyliği gittikçe kuvvetleniyordu.

1882 senesinde Sultan Aziz zamanında Sadrazam Ali Paşa'nın Kozan Beyliği'ni ortadan kaldırmaya karar vermesi üzerine Derviş Paşa kumandasında "İslâhiye Fırkası" adı altında bir kuvvet teşkil edip Kozan'a gönderildi. Ahmet Bey ile Yusuf Bey ve Kozan hanedanına mensup diğer beyler, Halil Bey, Ali Bey ve Hüseyin Bey'ler devlete bağlılıklarını hemen bildirdiler. Ahmet Bey' e Kütahya Valiliği, diğer beylere de birer memurluk veya maaş verilerek dağıtıldı. Kozan bir sancak haline getirildi. Kozanoğlu Yusuf Ağa Sivas'ta oturmaya memur edildiğinden muhafız askerleri himayesinde yola çıktı. Fakat aşiretlerinden bir kaçı yolunu kesip onu muhafız askerleri elinden aldılar. Yusuf Ağa durumu değerlendirmek istedi. Kozan'a gelerek bütün aşiretleri isyana kaldırdı. Bunun üzerine Müşir Derviş Paşa, İsmail Paşa kumandasındaki bir müfrezeyi Yusuf Ağa üzerine gönderdi. Kısa bir çatışmadan sonra Yusuf Ağa esir düştü ve astırıldı, taraftarları da dağıtıldı.

KOZANOĞLU DESTANI 1

Çıktım Kozan'ın dağına
Karı dizleyi dizleyi
Yaralarım göz göz oldu
Cerrah gözleyi gözleyi

Kozan Dağı karlı buzlu
İçi dolu gelin kızlı
Öldürürler beyim seni
O kafirler dünden sözlü

Çıktım Kozan'ın dağına
Kurşun attım dost bağına
Aşiretten imdat olmaz
Kaçalım Kozan Dağına

Kara çadırın karası
Karıştı Kozan arası
Ben öpmeye kıyamazdım
Ak göğsü süngü yarası

Kara çadır eğmeyinen
Ucu sırma düğmeyinen
Ne kaçarsın Kozanoğlu
Beş bin atlı gelmeyinen

Kozanoğlu avdan gelir
Avını ilinden alır
Buna Kozanoğlu derler
Yiğit ölür namı kalır

Kıratım örkten boşandı
Üzengi yere döşendi
Ne yatarsın Kozanoğlu
Kılıncın eller kuşandı

KOZANOĞLU DESTANI 2

Kozan’a iller Kozan’a
Akıl ermez bu düzene
Öldürmüşler beyimizi
Yasak kabrini gezene

Kara çadır eğme ilen
Ucu yere değme ilen
Ne kaçarsın Kozanoğlu
Üç beş atlı gelme ilen

Kozan Dağı karlı buzlu
İçi dolu gelin kızlı
Öldürürler beyim seni
O kafirler dünden sözlü

Çıktık Kozan'ın dağına
Düştük düşman tuzağına
Tek dileğim imdat gelsin
Kozanoğlu otağına

Kara çadırın karası
Kapandı dağlar arası
Derman eyle Avşar kızı
Ak göğsü süngü yarası

Kıratın örkten boşandı
Üzengi yere döşendi
Ne yatarsın Kozanoğlu
Kılıncın eller kuşandı

Şu Feke’nin hanımları
Talim bilmez alimler
Kör ola Derviş paşa
Hep dul koydun gelinleri

Kara çadır is mi tutar
Altın tabak pas mı tutar
Kozanoğlu öldü diye
Avşar kızı yas mı tutar

Dadaloğlu gider gelir
Zalim ettiğini bulur
Gel ağlama Avşar kızı
Yiğit ölür namı kalır

KOZANOĞLU DESTANI 3

N'olaydı da Kozanoğlu'm n'olaydı
Sen ölmeden bana ecel geleydi
Bir çıkımlık canımı da alaydı
Böyle rüsva olmasaydık cihanda

Neyledik de Hakk'a büyük söyledik
Ne akılla kahbeleri dinledik
Cahil idik nettiğimiz bilmedik
Aciz çıktı bak adımız her yanda

Beyim gelir arkasında bin atlı
Cümlesi de sanki kuştur kanatlı
Ölürsek derdimiz olur bin katlı
Yar yetimi kalır mıydı meydanda

Derviş Paşa gayrı kına yakınsın
Böbür böbür dört bir yana bakınsın
Amma bizden gece gündüz sakınsın
Öc alırız ilk fırsatı bulanda

Dadaloğlu'm söyler size adını
Şimdiden yok bilsin hasım kendini
Bağlasalar parçalarım bendimi
Yatacağım bilsem bile zindanda

KOZANOĞLU DESTANI 4

On dokuzuncu yüzyılda Çukurova'da Kozan çevresindeki aşiretlerin ayaklanmalarında başbuğluk eden derebeyi Kozanoğlu için söylenen bu türküler Dadaloğlu'nundur. Üzerlerine gelen devlet ordusuna yenilmişler, sürülmüşlerdir.

Kaynak: Evlerinin Önü - Cahit Öztelli


KOZANOĞLU DESTANI 4

Çıktım Kozan'ın dağına
Karı dizleyi dizleyi
Yaralarım göz göz oldu
Cerrah gözleyi gözleyi

Kozan Dağı karlı buzlu
İçi dolu gelin kızlı
Öldürürler beyim seni
O kafirler dünden sözlü

Çıktım Kozan'ın dağına
Kurşun attım dost bağına
Aşiretten imdat olmaz
Kaçalım Kozan'ın Dağı'na

Kara çadırın karası
Karıştı Kozan arası
Ben öpmeğe kıyamazdım
Ak göğsü süngü yarası

Kara çadır eğmeyinen
Ucu sırma düğmeyinen
Ne kaçarsın Kozanoğlu
Beş bin atlı gelmeyinen

Kozanoğlu avdan gelir
Avını ilinden alır
Buna Kozanoğlu derler
Yiğit ölür namı kalır

Kır atım örkten boşandı
Özengi yere döşendi
Ne yatarsın Kozanoğlu
Kılıncın eller kuşandı

Kızılırmak akmam diyor
Kenarımı yıkmam diyor
Ünü büyük Kozanoğlu
Ben yurdumdan çıkmam diyor

KOZANOĞLU DESTANI 5

Çıktım Kozan'ın dağına
Remil attım dost bağına
Ahbaplardan imdat yoktur
Kaçalım Gavur Dağı'na

Olur mu beyler olur mu
Evlat babayı vurur mu
Padişahın zalımları
Bu dünya size kalır mı

Kozan dağı dağ değil mi
İçi dolu bey değil mi
Kozan Beyini öldürmüşler
Bu da bize ar değil mi

Ne inişin dibindeyim
Ne yokuşun başındayım
Bana ölüm yakışır mı
On üç on dört yaşındayım

Kır at gelir seke seke
Kulağında elmas küpe
Çifte kızlar hizmet eder
Ak kolların çırpa çırpa

KOZANOĞLU DESTANI 7

Kozan'a eller Kozan'a
Akıl ermez bu düzene
Öldürmüşler beyimizi
Yasak mezarın gezene

Kara çadır is mi tutar
Altın tabak pas mı tutar
Kozanoğlu ölmeyinen
Avşar kızı yas mı tutar

Şu Feke'nin hanımları
Kara bilmez alınları
Kör olasın Derviş Paşa
Hep dul kodun gelinleri

Kozan Dağı çatal matal
Arasında aslan yatar
Ünü büyük Kozanoğlu
Kürk giydirir at bağışlar

Çıktım Kozan'ın dağına
Karı dizleyi dizleyi
Yaralarım göz göz oldu
Hekim gözleyi gözleyi

Kara çadır eğmeyinen
Önü çapraz düğmeyinen
Ne kaçarsın Kozanoğlu
Beş yüz atlı gelmeyinen

Çıktım Kozan'ın dağına
Remil attım dost bağına
Aşiretten imdat gelmez
Kaç kurtul Gavur Dağı'na

Kır atım ürktü boşandı
Üzengi yere döşendi
Ne yatarsın Kozanoğlu
Kılıcı düşman kuşandı

Kozan Dağı karlı buzlu
İçi dolu gelin kızlı
Gitme beyim öldürürler
O hayınlar dünden sözlü

Sürdürür atım sürdür
Sürgüsü duman püskürür
Yiğitliğin şerefi cenk
Hem ölür hem öldürür

Kozanoğlu oturuyor
Beylik toplar atılıyor
Ne durursun Kozanoğlu
Kan gövdeyi götürüyor

Kozanoğlu avdan gelir
Avını elinden alır
Buna Kozanoğlu derler
Yiğit ölür namı kalır


KOZANOĞLU İLE NECİP PAŞA

(Necip Paşa)
Yozgat tarafından çıktı bir paşa
Avşar'ınan Kürt'ü yaktı ateşe
Dövüşün dövüşün de çıkaman başa
Sen de gönlünle gel ey Kozanoğlu

(Kozanoğlu)
Ben Kozanoğlu'yum sırta kaçarım
Ağzımdan burnumdan köpük saçarım
Bir varırsam bin taneni biçerim
Beri gel hasmını gör Necip Paşa

(Necip Paşa)
Sen bir boz ağaçsın ben yeni balta
Dövüşün dövüşün de sen giden alta
Boğazına takarım demirden halka
Sen de gönlünle gel ey Kozanoğlu

(Kozanoğlu)
Ben Kozanoğlu'yum okur yazarım
Atamdan dedemden serbest gezerim
Bir varırsam bin taneni ezerim
Beri gel hasmını gör Necip Paşa

(Necip Paşa)
Askerim(i) çekerim dağın ardına
Seni yakarım da ateş ördüne
Öldürür de arp'ekerim yurduna
Sen de gönlünle gel ey Kozanoğlu

KÜÇÜK AL'OĞLU (BOZOK HAN'DAN)

Bozok Han'dan sürer gelir ötesi
Özer Oğlu, Seyfi Han'dır atası
Baz şahanlar sarı kaplayan yuvası
Varılmaz yurduna Küçük Al'Oğlu

Dağlarında ala geyik gezişir
Engininde keklik turaç ötüşür
Düşmanların sınırından bakışır
Giremez yurduna Küçük Al'Oğlu

Aşık Dadal varsın ünün söylensin
Haleb'in paşası sofrasın dürsün
Beylan'ın beyleri pekmezin satsın
Tuğlar sana layık Küçük Al'Oğlu

KULA AT DA DER Kİ YAVUZ KAÇARIM

Kula at da der ki yavuz kaçarım
Kepir tusbasının uğrun geçerim
Üstümde yiğitin kanın içerim
Yalımlar arkamdan sündüğü zaman

Yağız at da der ki bağlan koruya
Varırsam ileri dönmem geriye
Üstümdeki yiğiti Mevlam koruya
Kılıçlar başıma döndüğü zaman

Al at der ki güzel olur donumuz
Cinsimizden çatal olur dilimiz
Kavga görünce sağalır ölümüz
Üzengi üzengiye değdiği zaman

Kır at der ki ben atların başıyım
Yiğitler elinde serdar kuşuyum
Der yerde de can kurtaran kişiyim
Üzengi böğrümü yirdiği zaman

Doru at der ben donumu satarım
Kaçtığımdan kurtulur da yeterim
Sıkışırsam Azrail'i tutarım
Çeke dizgininem vardığım zaman

MAĞARA ÇÖLÜ'NDE KAVGA KURULDU

Mağara Çölü'nde kavga kuruldu
Öttü tüfek davlumbazlar vuruldu
Duydum Bozoklu'nun beli kırıldı
Bin atlıya yamaç onu beylerin

Cad'oğlu geliyor bakın ilvana
Öttü tüfek seyreyleyin dumana
Uğrunda Avşar var sen seni sına
Elden ele gider ünü beylerin

Deli Hacı ile Gö'oğlan geldi
El-aman vermedi hepsini kırdı
Her birine yetmez böyle beş ordu
İstanbul'a gitti ünü beylerin

Halil Ağa'm attığını düşürdü
Cad'oğlu'nun tedbirini şaşırdı
Mağaralı soyuntusun deşirdi
Kanlı gömlek oldu donu beylerin

Paşa Beyin oğlu Del'Osman Ali
Alayından Mehmet Al'm zorbalı
Bağrını kurşuna verdi Seyf'Ali
Etten kale oldu canı beylerin

Yaşa Dadaloğlu'm sen binler yaşa
Cad'oğlu'nu düşürdüler Şol Aslantaş'a
Yaralının uğru indi Maraş'a
Abdülmecit geri alsın tuğları

MİSİS KÖPRÜSÜ DE MÜHENGİ AŞTI

Misis köprüsü de mühengi aştı
Karalar ho dedi Buruk'a düştü
Sırkıntı Menemenci hep yalın kaçtı
Hani ya Kabak Hasan Kodaz Ali'niz

Avşar'ın uyluğu tutmuyor atta
Tecirli de kaçtı gitti firkatta
Cerit'(in) hopuru çıktı Yarsuvat'ta
Boz kartala pay oldu ya ölünüz

Bozdoğan davaya girmeden kaçtı
Reyhanlı beyi de Halep'e düştü
Kozanoğlu duydu buna pek şişti
Hani ya hiç beri gelmez biriniz

Çekildi Avşar'ın atlısı bindi
Cerit'in üstüne peştemal döndü
Göçmüş Sırkıntılı yurduna kondu
Nerde kaldı kolu bağlı deliniz

Der Dadal'ım hani beyler kalanı
Mistik Paşa'm ne tez tuttun Belen'i
Çapanoğlu gene yaptın planı
Hani sizin çakmak çalan eliniz

 

MÜRSEL OĞLU DER DE EY MİRZA OĞLU

Mürsel Oğlu der de Ey Mirza Oğlu
Evimden meydana çıkmam var dedi
Binbir atlım var da ağalı beyli
Onların maşkına bakmam var dedi

Mirza savaş paklar işin sağını
Küküm ettim Kürdistanın beyini
Başına yıkarım Beyrut dağını
Yazın Andırın'a dökmem var dedi

Mürsel der de Mirza etme inadı
Bir kez de deden dedemi sınadı
Benim koğduğumun kalmaz kanadı
Çelen kanatlarını çekmem var dedi

Mirza der bir edek illerimizi
Eski Reyhanlı da sınıyor bizi
Kavga temizlesin Elbistan düzü
Gök kanatlıyı meydana dökmem var dedi

Mürsel der erlerim hep farızatlı
Elbistan çakmaklı Firenk barutlu
Üst geldi Tecirli ile Ceritli
Kara çadırları yıkmam var dedi

Mirza der de ne gelir erin elinden
Avşarlar da kaçmaz geçer serinden
Tümünüzü kovarım Saracığ'ın belinden
İpi boğazına takmam var dedi

Mürsel der de Ey benli arık
Kalkmıyor kanadım kollarım kırık
Sana derim sana ey hayın çürük
Senin de üstüne çıkmam var dedi

Bilmem neylediler bilmem nettiler
Elbistan düzünde toy düğün ettiler
Kimi öldürdüler kimi azat ettiler
Cafer'i azat etmem var dedi

Dadaloğlu'm der ki gözlerim kanlı
Nice bey öldürdüm hep ünlü şanlı
İmdadına gelsin Cerit Mendilli
Yüce dağ başına çıkmam var dedi

MÜŞKÜL HALINAN (YAZ GELİP DE)

Yaz gelip de beş ayları doğunca
Bülbülün figanı gonca gülünen
Bir fıkara bir zenginin yanında
Onu geçinmesi müşkül halınan

Sırrını verme de avrada yada
Rızgını verir de şol Bari Huda
Kendi başın için yaptır bir oda
Zarar eyle adam olman karınan

Benim sözüm dinleyene bir kışta
Sırrını tez verme yabana dosta
Adam olursan da çıkarsın üste
Zamanınan geçinmesi şerinen

Kardaşta kardaşa kemlik m'olur
Sahanın yuvası ıssız mı kalır
Emmi dayı adama çok gerek olur
Kab'ağacın gürlemesi dalınan

Der Dadal'ım der ki coş etti yürek
Bir zaman ağlayarak bir zaman gülek
Şimdi muhabbetli on kardaş gerek
Konsak göçsek beylik sürsek elinen

NE KALDI (SELAM SÖYLEN)

Selam söylen Reyhanlı'da Arap'a
Hesap etsin yaz ayına ne kaldı
Nevruz biter sümbül biter gül biter
Top top edip dermemize ne kaldı

Seçin ağalar da kötüyü seçin
Yiğitin üstüne kemhalar biçin
Yavuz at besleyen el malı için
Bölük bölük bölmemize ne kaldı

Ulam ulam olmuş galan yazılar
Ceren avlar gök boncuklu tazılar
Altı arap atlı şahbaz gaziler
Cıda vurup binmemize ne kaldı

Babına da Dadaloğlu'm babına
Koç yiğitler sığmaz oldu kabına
Kamalağın kar'ardıcın dibine
Silah çatıp yatmamıza ne kaldı

NİC'OLDU (AŞAĞIDAN BİR YEL ESTİ)

Aşağıdan bir yel esti Urum'dan
Gam-kasavet kalkmaz oldu serimden
Bu dert bize beter oldu ölümden
Ellerin serdarı Avşar nic'oldu

Çukur'un köprüsü Avşar'ın yurdu
Nerede kaldı da aslanı kurdu
Aralıkta kaldı Hacılar Kürdü
Aralıkta kalan beyler nic'oldu

Bilmez misin sen Avşar'ın elini
Tor mayalar çekmez miydi gelini
Sarı çiçek mor menekşe gülünü
Eli iskan gidik Avşar nic'oldu

Görünüyor Anavarza kalesi
Hiç gitmiyor aşiretin belası
Mecit Paşa hey Allah'tan bulası
Ellerin serdarı Avşar nic'oldu

Güzeller yaylası Harmancı Yurdu
Nic'oldu dağların aslanı kurdu
Aralıkta kalmış Hacılar Kürdü
Altı arap atlı beyler nic'oldu

Yaylamaya Binboğa'ya çıkardık
Katarınan tavsı maya çekerdik
Şöhret için sar'altınlar takardık
Aralıkta kalan beyler nic'oldu

Bir bostan ektim de güllü goncalı
Mızrak kullanırdık ucu gancalı
Babası Mustafa Bey de oğlu Genç Ali
Çukur'un beyleri Avşar nic'oldu

Üç gün oldu Bozdoğan'dan aşalı
Sarı çiçek mor menekşe döşeli
Ufacık filizli de seyrek meşeli
Top top gezen güzellerin nic'oldu

Aşık Veli'm bunu böyle söyleyen
İnip aşkın deryasını boylayan
Hırsızını terk-i salat eyleyen
Arap atlı koca beyler nic'oldu

ÖLÜRÜZ DE KÖMÜR GÖZLÜM ÖLÜRÜZ

Ölürüz de kömür gözlüm ölürüz
Dost ağlasın zalim felek utansın
Kıyamette kavuşmak var biliriz
Dost ağlasın kahpe felek utansın

Bir çıkmaza girdi bugün yolumuz
Geçit vermez sağımızla solumuz
Kalır gayrı bizim burda ölümüz
Mert ağlasın namert olan utansın

Avşar eli yaylasına göçmedik
Aşırı yeyip sularını içmedik
Tenhalarda kendimizden geçmedik
Can ağlasın hayın felek utansın

Dadaloğlu'm yine coştu çağladı
Ak üstüne karaları bağladı
Firkat odu yüreciğim dağladı
Ben ölem de Çapanoğlu utansın

ON BİR KİŞİ HORASAN'DAN ÇIKANDA

On bir kişi Horasan'dan çıkanda
Ak sayaya yeşil düğme dikende
Çıkıp yücelerden engin bakanda
Yol alıp gidiyor göçü Avşar'ın

Avşar'ın uşağı şöhretli gezer
Gördüğü düşmanın bağrını ezer
On beş yirmi atlı bir ordu bozar
Yenilmez kuvvetli gücü Avşar'ın

Çıkılı çakmaklı kütüklü yurdu
İndi Kığılı'ya çok safa sürdü
Hüsmen Ovası'nda haberi geldi
Acıya uğramış ucu Avşar'ın

Bitmesin ekini selvi söğüdü
Seyit Battal hiç içinde yoğudu
Fino fesli dal püsküllü yiğidi
On kişiye yamaç üçü Avşar'ın

Coşkun sular gibi dolanıyorduk
Ne duruluyok ne bulanıyorduk
Firkattan firkata ulanıyorduk
Sankim neydi bunda suçu Avşar'ın

Taşlar Dadal'ım da bağrını taşlar
Gözümüzde akar kan ile yaşlar
Bize yol görüktü kavım-kardaşlar
Kalmaz yanınızda öcü Avşar'ın

SABAHIN SEHERİNDE (KARMA KARIŞ)

Sabahın seherinde koyvermiş göçün
Derdinden ölenin bilmiyor suçun
Taranmış zülfü de koyvermiş saçın
Dizilmiş yollara el karma karış

Yaşını sorarsan onbeş yaşında
Hiç gaflet yok kirpiğinde kaşında
Elvan elvan her çiçeği başında
Sümbül reyhası gül karma karış

Der Dadaloğlu'm da şu kimin sesi
Ağzından çıkıyor bağlama sesi
Eğilmiş pınardan doldurur tası
Veriyor içene bal karma karış

SABAHTAN SABAHTAN SEYRAN EDERKEN

Sabahtan sabahtan seyran ederken
Dalıp gittim servi boylu senana
Ördürmüş saçını telden sırmadan
Ne yakışmış samur saçlar gerdana

Eliftir kirpikleri karadır saçı
Zahir bu güzellik Mevlanın işi
Çok memleket gezsem de bulunmaz eşi
İnsem gitsem Hindistan'a Yemen'e

Mevti geldi kara gözler süzüldü
Siyah saçın ak gerdana düzüldü
Yıkıldı gamsız olan da üzüldü
Ben tutuştum Kerem gibi kime ne

Der Dadaloğlum ben hubların hasını gördüm
Ferhat'ın Şirin'ini Mecnun'un Leyla'sını gördüm
Aklımın sebebin gönlümün yaylasını gördüm
Esti bir ürüzgar serimdeki dumana

SAKIN AKÇA CEREN ÇÖLDEN KAÇINCA

Sakın akça ceren çölden kaçınca
Mail oldum kız göğsünü açınca
Vakti gelip cümle alem göçünce
Düzülür yollara el karmakarış

Yücesinde ima geyik pervane döner
Altın ak gerdanda mum gibi yanar
Sırtında libası her türlü döner
Giyinmiş kuşanmış al karmakarış

On üç on dördünde var m'ola yaşı
Alemi devretsem bulunmaz eşi
Katar katar olmuş gözünün yaşı
Akıyor çeşminden sel karmakarış

Dadaloğlu'm der de bu kimin sesi
Gören aşıklar da çekiyor yası
Eğildi pınardan doldurdu tası
Veriyor içine bal karmakarış

SANA DERİM ANAVARZA KALESİ

Sana derim Anavarza Kalesi
Sana konup göçenlerin nic'oldu
Doğru söyle garip başım belası
Şabpaz atlı ev kovanlar nic'oldu

Vahşi kuşlar ötüşüyor şu yüzde
Binaların harap olmuş hep düzde
Yedi arşın loğ taşını omuzda
Of demeden getirenler nic'oldu

Memnun musun seni gelip gezenden
Usanman mı şu yapıdan düzenden
Şah kızını almak için Kozan'dan
Alapınar'(dan) su verenler nic'oldu

Ebbasına yumuşların buyuran
Sayısız askerin karnın doyuran
Kılıç vurup orta yerden ayıran
Nara atan aslanların nic'oldu

Dadaloğlu'm yoktur sözün hilesi
Hangi tarihtedir bunun çilesi
Ayaş Payas Misis Tumlu kalesi
Beş kaleye hükmedenler nic'oldu

Sana Derim Sana Bey Mürseloğlu 1

Sana derim sana Bey Mürseloğlu
Asi suyu dalgalanıp coştu mu
Şirin olur Bahadır'ın güzeli
Koraf koraf Binboğa'ya göçtü mü

Yine Kadıoğlu mu Maraş valisi
Uslandı mı Dalkılıçlı delisi
Ahmet Bey'di Elbeyli'nin ulusu
Ferman çıkıp İstanbul'a göçtü mü

Adana'ya divan harbi konunca
On yedi bey o celseye varınca
Derviş Paşa iskan emrin verince
Kozanoğlu beyliğinden düştü mü

İskan emri oldu aşiret yasta
Kız kadın kalmadı hep oldu hasta
Dadaloğlu'm hapis derler Payas'ta
Kanat takıp sur duvardan uçtu mu

SANA DERİM SANA BEY MÜRSELOĞLU 2

Sana derim sana Bey Mürseloğlu
Döleğinde döğüş oldu dön oldu
Yüreğinde olan döndü döğüştü
Koç yiğitin arap atın gün oldu

Akşamki gördüğüm şol kara düşler
Hesaba mı gelir kesilen başlar
Kavgaya girmedi puşt arkadaşlar
Çekildiler bir tarafa yan oldu

Öğleninen ikindinin arası
İyi olmaz eğri kılıç yarası
Yarsuvat'ın Zıncarlık'ın arası
Işıladı gülek gülek kan oldu

Dadaloğlu'm der ki doldum döküldüm
Yarsuvat'da güreş yaptım yıkıldım
Dokuz yüz atlı ile cenge dikildim
Yüzü burda sekiz yüzü han'oldu

SANA DERİM SANA EY TÜRKMEN KIZI

Sana derim sana ey Türkmen kızı
On iki vezirler bir etmiş sözü
Yok kalemine de çalmışlar bizi
Eski kitiretler kindir bu bize

Padişah fermanı kır atta olur
Fermanlı olanlar vurmadan ölür
Geçer bu kara gün böyle mi kalır
Dağılman arkadaşlar ündür bu size

Biz de neler ettik Antep eline
Nameler gönderdik Anadolu'ya
Benden selam söylen Mirze Ali'ye
Koç yiğite (kanlı) gömlek dondur bu bize

Şebekeye uğrattılar yolumuz
Neye varır ahvalimiz halimiz
Gidi düşman kovar gider malımız
Sinirse şeker şerbet baldır bu bize

Der Dadalı'm der ki davı bu davı
Gökte güvel ördek sahanın avı
Ne kadar methetsem Avşar'ın beyi
Yalman mızraklı eldir bu bize

SANA DERİM SANA HASAN KALESİ

Sana derim sana Hasan Kalesi
Alt yanında dövüş oldu yön oldu
Yiğit olan yiğit çıktı meydana
Koç yiğitler arap ata bin oldu

Akşamki gördüğüm şu kara düşler
Hesaba gelmedi kesilen başlar
Eyerlen atımı küçük kardaşlar
Hünkar tarafından bize gel oldu

Akşamınan ikindinin arası
Aldı beni şu dünyanın yarası
Ecel geldi ölmemizin sırası
Ağladı il-oba gözü kan oldu

Dadaloğlu'm der ki belim büküldü
Gözümün gevheri yere döküldü
Üç yüz atlı ile cenge dikildi
Yüzü geldi iki yüzü dön oldu

SEN HEREKÇİOĞLU'SUN BİLİRİM SENİ

Sen Herekçioğlu'sun bilirim seni
Oymağın kıllı da kendini tanı
Urum'dan Şam'a da gitmiştir ünü
Terkeşlioğulları Torun değil mi

Kabaktepe Koç Dağı'na konardı
Odasına nice beyler inerdi
Düşmanına gayet şahbaz dönerdi
Şahmetlioğulları Torun değil mi

Bayazıtoğulları da methin ederdi
El konunca daim uca konardı
Döğüşlerde bir orduya yeterdi
Mucukoğulları Torun değil mi

Evvelden evveli kılıcı zağlı
Küheylan atları tavlada bağlı
Samur kürk giymiş de omuzu tuğlu
Sarıvelioğulları Torun değil mi

Bozhüyük Akoluk belli yurtları
Çayıra çıkardı arap atları
Haraca bağlardı bütün Kürtler'i
Muhazimoğulları Torun değil mi

Der Dadal'ım Avşar aslın bilirdi
Elden evvel yaylasına gelirdi
Umum halkın haracını alırdı
Hösükoğulları Torun değil mi

 

SENDE BİR GÜMANIM VAR ÇİÇEK DAĞI

Alaydım da cura sazım dizime
Çekseydim sürmeler ala gözüne
Cihan güzel olsa girmez gözüme
Sende bir gümanım var Çiçek Dağı

Şu karşıki dağda yanar bir ışık
Aldırmış sevdiğim ağlar bir aşık
Bir ceren bakışlı zülfü dolaşık
Sende bir gümanım var Çiçek Dağı

Dadaloğlu görülmüyor borandan
Yıkılsın dağların kalksın aradan
Elbeyli'den geldim koru Yaradan
Sende bir gümanım var Çiçek Dağı

SEVERİM KIR ATI BİR DE GÜZELİ

Şu yalan dünyaya geldim geleli
Severim kır atı bir de güzeli
Değip on beşime kendim bileli
Severim kır atı bir de güzeli

Atın beli kısa boynu uzun
Kuru suratlısı elma gözünü
Kızın iplik iplik süt beyazını
Severim kır atı bir de güzeli

Atın höyük sağrı kalkan döşlüsü
Kalem kulaklısı çekiç başlısı
Güzelin dal boylu samur saçlısı
Severim kır atı bir de güzeli

At koşu tutmasın çıktığı zaman
Yalı kaval gibi yıktığı zaman
At dört kız on beşe yettiği zaman
Severim kır atı bir de güzeli

Dadaloğlu'm hile yoktur içimde
Yiğit olan yiğit görür düşünde
At dördünde güzel on beş yaşında
Severim kır atı bir de güzeli

ŞİMDİ (SEYİR ETSEM GÖRÜNÜR MÜ)

Seyir etsem görünür mü
Başkonuş’un dağı şimdi
Yaylalarda dem sürmenin
Vakti geldi çağı şimdi

Bizim yaylada gül biter
Gül üstünde bülbül öter
Yeter bu çektiğim yeter
Gülsün gönül bağı şimdi

Deli gönül bir değirmen
Döner yar elinde kirmen
Yar dediğin derde derman
Erir yürek yağı şimdi

Bizim yaylanın kuşuna
Can dayanmaz ötüşüne
Serin yaylalar başına
Kuraydım otağı şimdi

Binboğa’ya konan kervan
Yok mu bu derdime derman
Yar yoluna oldum harman
Yandı gönül dağı şimdi

Bizim yaylanın yazına
Sözüm yok gelin kızına
Çözüp indirmiş dizine
Yar Acem Kuşağı şimdi

Kalbi mahzun olanların
Görek diye ivenlerin
Hele gör Afşar beylerin
Sistedir oymağı şimdi

Dadaloğlu akan ırmak
Olur mu ovada durmak
Yaylaların oymak oymak
Buz tutmuş kaymağı şimdi

***

Öner Yağcı, Dadaloğlu (Yaşamı ve Şiirleri)
adlı eserinde, şiiri şu şekilde aktarmaktadır
İleri Yayınları, No.108, Birinci Basım,
Ekim 2006, s.187

Seyir etsem görünür mü
Başkonuş’un dağı şimdi
Yaylalarda dem sürmenin
Vakti geldi çağı şimdi

Bizim yaylanın kuşuna
Can dayanmaz ötüşüne
Serin yaylalar başına
Kuraydım otağı şimdi

Kalbi mahzun olanların
Görek diye evenlerin
Dadaloğlu beylerinin
Sis'tedir oymağı şimdi

SÖKÜN GELDİN ŞU CİHANA BERİDEN

Sökün geldin şu cihana beriden
Ah çekip de dağı taşı eriden
Bakırları adam yapıp yürüden
Sultan Süleyman'a kalmadı dünya

Yalansız hey dünya önceden yalan
Başkuşlar tüneye olasın viran
Telli Ayvaz'ından zevk-sefa süren
Koç Köroğlu'na da kalmadı dünya

Baktım yüksek görünüyor ovalar
Yer yüzünü tutmuş sinsi yılanlar
Mızrağın ucundan al kanlar damlar
Çölde Tarbuşoğlu'na kalmadı dünya

Onbeş oğlu var da kolları bağlı
O aşkın elinden yüreğim dağlı
Ortada çadırı beş çatal evli
Zorpehlivan Oğlu'na kalmadı dünya

Bekledi de şu Yozgat'ın ardını
Çekeriz de Bozoklu'nun derdini
Çok şükür İsmail tuttu yurdunu
Çapanoğlu Mustafa'ya kalmadı dünya

Hey bileği var da kaplam bilekli
Kadife yorganlı eli gerekli
Ortadan çadırı dokuz direkli
Milliboy Beyi'ne kalmadı dünya

Dadaloğlu'm der de dünya bir idi
Korkusundan cümle alem dururdu
Şu Çukurova'nın kendi kilidi
Şanlı Has Paşa'ya kalmadı dünya

ŞOL ÇUKUROVA DA BENİM DİYENLER

Şol Çukurova da benim diyenler
Yanıma gelir ünümü duyarlar
Beş arap at ile beş yavru şahin
Avlar sana layık Küçük Al'oğlu

Arap at üstünde cıda atanlar
Ejderhayı ağzı ile tutanlar
Soyunup meydanda savaş edenler
Beyler sana layık Küçük Al'oğlu

En küçük kardaşın yerini tutsun
Oğlun Mistik Paşa cıdanı atsın
Beylanlı Mustafa Paşa pekmezin satsın
Tuğlar sana layık Küçük Al'oğlu

Der Dadal'ım eyleyelim niyazı
Ağ üstüne yazarlar kara yazı
Kara gün karaların kar beyazı
Dağlar sana layık Küçük Al'oğlu

ŞÖYLE BİR GÜZELİN SALLANIŞINI

Şöyle bir güzelin sallanışını
Selviye benzettim dallar içinde
Irmak kenarında derya yüzünde
Kuğuya benzettim göller içinde

Yürü güzel yürü yolun basmazlar
Söyletip de şirin dilin kesmezler
Güzel sevdi diye çekip asmazlar
Ko ben (de) söyleneyim diller içinde

Benim yarim gelişinden bellidir
Ak elleri deste deste güllüdür
Yarinden ayrılan neden bellidir
Gezer melul melul eller içinde

Alına hey deli gönlüm alına
Ciğerciğim aşk oduna deline
Eller libasını giymiş salına
Ko ben de yanayım sallar içinde

Veli'm der ki işim ahuzar m'ola
Aşk kemendi boynumuza dar m'ola
Acep yarim gibi güzel var m'ola
Hakk'ın yarattığı kullar içinde

TÜRKMEN OĞLU (BİNDİĞİN AT)

Bindiğin at Aşkar mıdır ya Düldül
İrengi bozadır der Türkmen Oğlu
Eyerlen kır atı mahzun kalmasın
Biner dövüşürüm der Türkmen Oğlu

Ali Paşa'm her ülkeyi bağladı
Ah etti de Torun deyi ağladı
Her obadan üç beş yiğit hoğladı
Sıftah hoğlayan da bir Türkmen Oğlu

Karartısı çoktur ordusu fena
Dövüşen yiğitler boyanır kana
Kasavet mi çeker doğuran ana
Nöbet bıçağa bindi der Türkmen Oğlu

Gel Kara Ahmet der etme inadı
Bıldır deden dedemizi sınadı
Benim koğduğumun kalkmaz kanadı
Çekerim çengeni der Türkmen Oğlu

Elinde kargısı oylukta satır
Kesilen kelleler meydanda yatır
Korkma beyim korkma salavat getir
Arkamızdan gelen koç Türkmen Oğlu

Gezdir Dadaloğlu'm kır atı gezdir
Nalları dökülmüş yeniden düzdür
Kargının ucuna maşallah yazdır
İlet Sadık Beye ver Türkmen Oğlu

TURNAM GELİR KATAR KATAR

Turnam gelir katar katar
Kanadım boynuna atar
Seher ile bir kuş öter
Ötüşü gül dalınd'olur

Kır atın sarı donlusu
Yiğidin gözü kanlısı
Güzelin göğsü benlisi
O da Aydın ilind'olur

Kederlenme deli gönül
Yiğide hörmetler olur
Namlı namlı kar istersen
O da Çiçek dağınd'olur

Dadal'ım ben yoktur malım
Her sözlerim Hakk'a malum
Allah'ın sevdiği kulun
Sevdiceği yanınd'olur

TURNAM KATAR KATAR SEFERE VARIN

Turnam katar katar sefere varın
Ordan efendimizi siz alın gelin
Urum diyarında han huzurunda
Bekletmen divandan söz alın gelin

Çıksın Sultan Mahmut seyrana çıksın
Sıvasın sırtını aslana baksın
Hil'atlar geydirsin çelenkler konsun
Ordan efendimizi tez alın gelin

Davetçi gönderir şol Çapanzade
Gayet sever muhabbeti ziyade
Silinsin süpürsün döşensin oda
Zayıftır vücudu uz alın gelin

Mürseloğlu karşı çıkar ilinen
Hanesine teklif eyler yolunan
Yolunu döşetir acem salınan
Küheylan atları yüz alın gelin

Der Dadal'ım gece gündüz işim zar
Efendisiz dünya bize olmuş dar
İl aşiret bütün beyler intizar
Betletmen temmuz'u güz alın gelin

YAKIŞIR DAĞLAR (ÇUKUROVA)

Çukurova bayramlığın giyerken
Çıplaklığın üzerinden soyarken
Çimenlerin kar suyuna doyarken
Pınarların çağlar akışır dağlar
Cennet desem size yakışır dağlar

Afşar obaları çözülür konar
Güzeller suyundan içer de kanar
Beylerimiz ata pek yaman biner

Ceylanların gezer tokuşur dağlar
Cennet desem size yakışır dağlar

Yücelerde namlı namlı karın var
Engininde dem sürülen yerin var
Binboğa denilen koca pirin var

Baş kaldırmış bana bakışır dağlar
Cennet demek size yakışır dağlar

Meşelerin yeşil yaprak donanır
Kara taşlar bir birliğe inanır
Yaylacılar bağrınıza gönenir

Güzellerin yanar tutuşur dağlar
Cennet desem size yakışır dağlar

Ferhat derler bu dağları delene
İtibar edilmez her dem yalana
Sizden ayrı ömrüm gitti talana

Sümbül niçin yaslı bakışır dağlar
Cennet desem size yakışır dağlar

Sarı çiçek servan kurmuş oturur
Yağmur ilen susuzluğun bitirir
Bir yel eser rahiyasın getirir

Laleden sümbülden kokuşur dağlar
Cennet desem size yakışır dağlar

Dadaloğlu size bakar sevinir
Sevinirken kalbi yanar göyünür
Yar yitirmiş dertleriyle dövünür

Yas ilen sevincim yıkışır dağlar
Cennet desem size yakışır dağlar

YALANCI DÜNYAYA GELDİM GELELİ

Yalancı dünyaya geldim geleli
Bir atı severim bir de güzeli
Değip on beşe de kendim bileli
Bir atı severim bir de güzeli

At koşu tutmasın çıktığı zaman
Yeleyi kaval gibi yıktığı zaman
At dört kız on dörde yettiği zaman
Severim kır atı bir de güzeli

Atın höyük sağrı kalkan döşlüsü
Kalem kulaklısı çekiç başlısı
Güzelin dal boylu samur saçlısı
Severim kır atı bir de güzeli

YARA YARA BİR KAVGAYA GİRMEDİK

Yara yara bir kavgaya girmedik
Sağa-sola kılıçları vurmadık
At üstünde döğüşerek ölmedik
Ok değmeden gözlerimiz kör oldu

Birden kapıştılar kulunu tayı
Kanı garrah oldu yoksulu bayı
Böyle sağ gezmeden ölmemiz iyi
Mahşerce söylenecek şor oldu

Bütün iskan oldu Avşarlar Kürtler
Yürekten mi çıkar ol acı dertler
Mezada döküldü boyn'uzun atlar
At vermemiz iskanlıktan zor oldu

Öğüt versen öğütlerden almayan
Çağırınca mencilise gelmeyen
Yurtlarının kıymetini bilmeyen
Her birisi bir kötüye kul oldu

Der Dadaloğlu'm da sözün sırası
(Her) yarar biter bitmez dilin yarası
Mağırıbınan maşırığın arası
Size bol da bizim ele dar oldu

YAYLALARDA BİR GÜZELE UĞRADIM

Yaylalarda bir güzele uğradım
Gümüş nalın geyer altın halınan
Onun her bakışı bir gazi değer
Şu dünyada baha yetmez malınan

Enterisin geydirsinler sıvayı
Hiç geymesin atlas ile dibayı
Beş yüz arşın yüksek olsun sarayı
Al yanağı gün değmesin yılınan

İnanmayan gelsin baksın maşkına
Altın tasta bade içmiş aşkına
Ben ilayik gördüm sultan köşküne
Dört çevresi sünbül ilen gülünen

Ben ilayik gördüm onu paşaya
Arap köle tayınını taşıya
Yurttan yurda bindirsinler koşuya
Göçebe de böyle gitsin elinen

Dadaloğlu bunu söyler yolunan
Ebruları sırmayınan telinen
Sallanı sallanı geliyor mayan
Gezdir zalim yeşilinen alınan

  

YAZ BAHAR AYINDA

Yaz bahar ayında pek etti gitti
Acep sılasına giden gelir mi
Kadir Mevlam bize hidayet etse
Kul ednanın muradını verir mi

Şol Koca Nalbat'a biz de varalım
Serimizden şu sevdayı ıralım
Emlak kazasında bir dem sürelim
Sultan Akdağ gibi dağlar olur mu

Kızdırmaz coşkun akar selinen
Güzellerin suya iner alınan
Altın halhal ile gümüş kemer ince belinen
Seni seven şu fanide kalır mı

Soğanlı da Koçdağı'nın eteği
Koca Buzluk şol Malya'nın yatağı
Geç Hıdır dağından Kurtul Eteği
Kaşı keman bu sularda kalır mı

Dadaloğlu'm der de hub tatlı dilli
Güzellerin var da çığallı-telli
Edna kullarının sohbeti belli
Yalan dünya hiç kimseye kalır mı

 

YAZ BAHAR AYLARI GELDİ YERİŞTİ

Yaz bahar ayları geldi yerişti
Akdeniz'in kabarması yel ilen
Eğer arif isen kurtar kendini
Zamanede pek uğraşma el ilen

Sırrını söyleme avrada yada
Verir kısmetini ol Bari Hüda
Yaptırırsan iki dosta bir oda
Çok çalışma adam olman mal ilen

Koç yiğit kıymetin koç yiğit bilir
Aslan yatağına çakal mı gelir
Emmi day'adama çok gerek olur
Kabardıc'ın gürlemesi yel ilen

Der Dadaloğlu da kaynadı yürek
Bir zaman ağladık bir zaman gülek
Şimdi ağzı uygun on kardeş gerek
Konak göçek devran sürek el ilen

YEDİ İKLİM DÖRT KÖŞEYİ DOLANDIM

Yedi iklim dört köşeyi dolandım
Meğer düna her tarafta bir imiş
Ben dünyayı Al'Osman'ın sanırdım
Meğer dünya dört sultanlık yer imiş

İrili ufaklı insan piç oldu
Onlar doğdu geçinmesi güç oldu
Altı arap atlı şahbaz nic'oldu
Mamur sandım yalan dünya çürümüş

Okuttuğun tutmaz oldu alimler
Kalktı da kitaptan arttı zulümler
Terlemeden mal kazanan zalimler
Can verirken soluması zor imiş

Dadaloğlu'm der ki sözüm vasiyet
Benim sözüm dinleyene nasihat
Besmelesiz kazanılmış piç evlat
O da dünyasına ziyankar imiş

***

Farklı kaynak

Yedi iklim dört köşeyi dolandım
Meğer düna her tarafta bir imiş
Ben dünyayı Al'Osman'ın sanırdım
Meğer dünya dört sultanlık yerimiş

İrili ufaklı insan piç oldu
Onlar doğdu geçinmesi güç oldu
Altı arap atlı bahbaz nic'oldu
Mamur sandım yalan dünya çürümüş

Okuttuğun tutmaz oldu alimler
Kalktı da kitaplar arttı zulümler
Terlemeden mal kazanan zalimler
Can verirken soluması zor imiş

Kulak verdim dört köşeyi dinledim
Meğer gıybetimi eden çok imiş
Çok yaşayıp mihnet ile ölmeden
Az yaşayıp dem sürmesi yeğ imiş

Dadaloğlu'm der ki sözüm vasiyet
Benim sözüm dinleyene nasihat
Besmelesiz kazanılmış piç evlat
O da dünyasına ziyankar imiş

YİĞİT OLAN YİĞİT DÖNMEZ SÖZÜNDEN

Yiğit olan yiğit dönmez sözünden
Sözünün üstünde dur Kozanoğlu
Yiğit ikrarında katı sayılır
Yiğitliğin hak'kın ver Kozanoğlu

Namert kulsun dünkü sözde durmazsan
Kötü kulsun ileriye varmazsan
Ben vururum sen Cerit'e vurmazsan
Bari beş on atlı ver Kozanoğlu

Cerit sardı çöl ovayı bayırı
Dölek yüzü Zıngarlık'ın çayırı
Ho diyenin hoyuk kadar hayırı
Gel gitme yerinde dur Kozanoğlu

Davlumbazlar koygun vurdu havayı
Koç yiğitler Hakk'a etsin duayı
Cerit'e vermeyek Çukurova'yı
Bura kan dökecek yer Kozanoğlu

Dadaloğlu'm der ki aslım nereli
Bizde ölen şehit gazi yaralı
Haydin aslanlarım haydin ileri
Seyret kavgayı da gök Kozanoğlu

YİNE BAŞ KALDIRDI (ALİ OĞLU)

Yine baş kaldırdı şol Çukurova
Kimi alkış eder kimisi dua
Şahın beyliğine yetmez tülü deve
Kalmadı muradım der Ali Oğlu

Kuş kemiğinden saraylar yaptırdım
Şahinime gökte turna kaptırdım
Gökteki kartala çanlar taktırdım
Kalmadı muradım der Ali Oğlu

Nice kuşlarımı dumanda buldum
Menemenci'ye de atımı saldım
Cerit'in Avşar'ın güzelin aldım
Kalmadı muradım de Ali Oğlu

Dadal'ım da der ki samurdan kürküm
Odadan odaya çağrılır türküm
Ulu devlet ordusundan yok korkum
Kalmadı muradım der Ali Oğlu

YİNE BİR DİLBERE MEYİL ALDIRDIM

Yine bir dilbere meyil aldırdım
Ak gerdanda benler zer-nişanlıdır
Çift çift olmuş kirpikleri belinir
Zülfünün telleri pek reyhanlıdır

Bana nisbet çıkmış yolun üstüne
Samur kürk geyinmiş alın üstüne
Taramış saçların belin üstüne
Bir elma yanaklı sim gerdanlıdır

Ne yaman bahçeli güllü goncalı
Sinem vurdu bir kirpiği kancalı
Bilmem Ödemişli bilmem Genceli
İlle yanılmazsam Pehlivanlıdır

Dadal'ım sarpa düşürdüm yolumu
Gördü gözüm kabul ettim ölümü
Geldi geçti hiç sormadı halimi
Ala güzel amma pek elvanlıdır

YİNE ŞENLİKLENDİ DERELER DÜZLER

Yine şenliklendi dereler düzler
Ağyari görünce yüreğim sızlar
Yeşil cübbe giymiş gelinler kızlar
Firuz Bey-Acem'e geçti turnalar

Uçurun da ördek ilen kaz ilen
Ötüşün de avaz ilen saz ilen
Sizi çevirirler davlumbaz ilen
Firuz Bey Acem'e geçti turnalar

Çağrışa çağrışa yayladan inen
Aynalız gölüne sabahtan dönen
Bu yıl rey sizin koruya konun
Firuz Bey Acem'e geçti turnalar

Benden selam eylen anam ağlasın
Bıraksın akları kara bağlasın
Mehmet Bey küçücük Kurt Bey eğlesin
Firuz Bey Acem'e geçti turnalar

YİNE TUTTU GAVUR DAĞI BORANI

Yine tuttu Gavur Dağı boranı
Hançer vurup acarladın yaramı
Sana derim Mıstık Paşa öreni
İçindeki bunca beyler nic'oldu

Çınar sana arka verip oturan
Pöhrenk ile sularını getiren
Yoksulların işlerini bitiren
Samur kürklü koca beyler nic'oldu

Tavlasında arap atlar beslenir
Konağında baz şahinler seslenir
Duldasında nice yiğit yaslanır
Boz-kır atlı yüce beyler nic'oldu

Gidip Kar-Beyaz'dan sular getiren
Dört yanında meyvaların bitiren
Çınar sana arka verip oturan
Havranalı büyük beyler nic'oldu

Feneri de deli gönül feneri
Atları da dolanıyor kenarı
Sana derim Küçük Ali öreni
Sana inip konan beyler nic'oldu

Sabahaca kandilleri yanardı
Soytarılar fırıl fırıl dönerdi
Ha deyince beş yüz atlı binerdi
Sana inip konan beyler nic'oldu

Mıstık Paşa gitmiş odası yaslı
Hatunları vardı hep turna sesli
Toptop zülüflü de İstanbul feli
Usul boylu hatunların nic'oldu

Saçı altın bağlı fesler sırmalı
Lahuri şal giymiş gümüş düğmeli
Gözleri kudretten siyah sürmeli
Mor belikli güzellerin nic'oldu

Derviş Paşa yaktı yıktı illeri
Soldu bütün yurdumuzun gülleri
Karalar giydik de attık alları
Altınızın geçmek akça tunc'oldu

Ağlayı ağlayı Dadal'ım söyler
Vefasız dünyayı şu insan n'eyler
Bir yiğidi bir kötüye kul eyler
Şimdiden sonra yaşaması güç oldu

YÜCE DAĞ BAŞINDA KAMBER TAY OLUR

Yüce dağ başında kamber tay olur
Korkarım ki emeklerim zay olur
Sevda sevda derler üç beş ay olur
Bizim sevda senesini doldurur

Arkını yaptım da suyu akmıyor
Kahpe felek hiç yüzüme bakmıyor
Çok yuva bekledim cücük çıkmıyor
Boş yuva bekleyen yoz kuşa döndüm

Şu felekle bir oyuncak oynadım
Oynadım da oyunumda yenildim
Farzını kıldım sünnetinde yanıldım
Beş vakit namazı kılmışa döndüm

Der Dadaloğlu'm da nedip n'etmeli
Sözlerimi birem birem tutmalı
Mirasçıya kalcak malı n'etmeli
Üç beş oğlan olmadıktan geri

YÜCE HAK'TAN BİR DİLEĞİM VAR

Yüce Hak'tan bir dileğim var benim
Yaşadıkça yardan ırak etmesin
Yar yanında geçer olsun her günüm
Kem rakibin dağında gül bitmesin

Aradım da en son buldum dengimi
Yar hasmıylan çıkıp ettim çengimi
Sen söyle de ben dolduram cöngümü
Muhabbettik aramızdan gitmesin

Kara meşe üzerinde mazı var
Ardımızda nice nice tazı var
Şah Suna'nın verilmiş sözü var
Olur mu hiç ikrarını gütmesin

Beri gel de Dadaloğlu'm beri gel
Niceleyin sarılırız görsün el
Zülüflerin dökem yüzüne tel tel
Bin bir buse az gelsin de yetmesin

YÜCESİNE ÇIKTIM BAKTIM ENGİNE

Yücesine çıktım baktım engine
Ovasının köpüklenmiş selleri
Yiğit olan düşmez ise dengine
Kendisine güldürür hep elleri

Yücesinden baktım gördüm uzağı
Kahpe düşman kurar m'ola tuzağı
Seçemedim hırsız ile kaçığı
Daha kimler tuttu acap yolları

Çok geçmeden nice atlı sökülür
Cümlesi de yolumuza dökülür
Yenilirsem boyuncuğum bükülür
Eller derer has bağımda gülleri

Beri gel de yayla kızı beri gel
Kollarımı kemer yapsam ince bel
Saçların omuza dökülsün tel tel
Koklayın öpeyim beyaz elleri

Dadaloğlu der ki halim yamandır
Dağ başları yine tozdur dumandır
Hak bilir ya bu gün hodri meydandır
Tutmak gerek geçitleri belleri

YÜKSEKLERDE ŞAHİN GİBİ SÜZÜLÜR

Yükseklerde şahin gibi süzülür
Enginlerde turna gibi düzülür
Haçan dostu ansa gönlüm üzülür
Şimdi döndüm düzen tutmaz tele ben

Adama bakışta bir hoşça bakar
O dostun hasreti sinemi yakar
Ak göğsün arası mis gibi kokar
Bülbül gibi konayıdım dala ben

Dadaloğlu'm der ki zatı zatınan
Bir güzel sevdim ben pek firkatınan
Önü sine-bentli bir al atınan
Düşeydim de o dost ile yola ben

YÜRÜ BİRE HALİT'İN KALESİ

Yürü bire Halit'in kalesi
Dört bir yanın gülbenk olur ün olur
Arap atlar döne döne döğüşür
Arap atın koç yiğidin gün olur

Yayanlıkta yürümesin bilmeyen
Saatlerce at üstünden inmeyen
Yurtlarının kıymetini bilmeyen
Her birisi bir kötüye kul olur

Dadaloğlu'm dağda her kuş ötemez
Yiğitler de derdi baştan atamaz
Yurdunu yitiren yerde yatamaz
Kavgaya girende başka hal olur

Hava Durumu
Anlık
Yarın
4° -3°